Büyük bir beklenti içinde izlenilmediğinde güzel akıyor ama ben Yılmaz Erdoğan var diye biraz beklentiyi yükselttim ve küçük bir hayal kırıklığı yaşadım.
"Hep aynı dar fikirli insanlar, aynı anlamsız sohbetler. Büyük bir uçurumun kenarında gibiydim. Beni kurtaracak kimse yoktu, kimse umursamıyordu, kimse fark etmiyordu." Aşırı unutkan biri olarak bugüne kadar bu filmi izlediğimi sanıyordum işin garip tarafı aklımda sahneleri dahi vardı ama…devamı"Hep aynı dar fikirli insanlar, aynı anlamsız sohbetler. Büyük bir uçurumun kenarında gibiydim. Beni kurtaracak kimse yoktu, kimse umursamıyordu, kimse fark etmiyordu."
Aşırı unutkan biri olarak bugüne kadar bu filmi izlediğimi sanıyordum işin garip tarafı aklımda sahneleri dahi vardı ama İZLEMEMİŞİM evet izlememişim sadece çok duyduğumdan ve sahneleriyle çok karşılaştığımdan izlediğimi sanmışım malûm popüler bir film ve kesinlikle bunu hak ediyor.
Tekrar izlemeye karar verince böyle bir filmi izleseydim kesinlikle unutamayacağımı anladım. Kesinlikle mükemmeldi çok söze gerek yok eminim her şey söylenmiştir.
"Bence hayat bir armağandır her anını değerlendirmelisin. Bir sonraki elin nasıl dağıtılacağını bilemezsin. Hayatı aktığı zaman öğrenmelisin. Her günün değerini bileceksin!"
"Mezarlıklar hastanelerden iyidir hiç olmazsa yeşiller." Çok ağladım, bir kaç damla yanaklarımdan akıp gitse de bardaktan boşalırcasına içime ağladım. Belki de bizi, bizim buraları anlattığı içindir bilmem ama o kadar benimsedim ki... Eskiden ablamlar da aynı böyleydi, mektuplar gelip giderdi…devamı"Mezarlıklar hastanelerden iyidir hiç olmazsa yeşiller."
Çok ağladım, bir kaç damla yanaklarımdan akıp gitse de bardaktan boşalırcasına içime ağladım. Belki de bizi, bizim buraları anlattığı içindir bilmem ama o kadar benimsedim ki...
Eskiden ablamlar da aynı böyleydi, mektuplar gelip giderdi kendi aralarında kikirdeşerek okurlardı bazen ağlarlardı. Sonrasında teker teker hiç tanımadıkları babamın uygun gördüğü kişilerle evlenip gittiler. Pek önemli değildi mutlu olmaları, evlilerdi, kocaları vardı ve karınları toktu.
Şimdi çoğu şey değişmiş olsa da o kökten gelen acılar hep bir yerlerde dokunuyor. Bir dizide duymuştum insanlar atalarının geçmişini kabullenmeli ve onların ruhunu taçlandırmalı diyordu yoksa o geçmiş hiç geçmez bir şekilde tekerrür edermiş.
Film için kısaca;
Yılmaz Erdoğan içimize işleyen bu filminde bir yandan 70'li yılların siyasi olaylarını ve olayların topluma yansımasını anlatırken bir yandan da üç güzel kız kardeşin (Muazzez, Türkan ve Safiye) hayallerini, dostluklarını ve büyük aşklarını anlatıyor. Filmin ilk kısmı eğlenceli geçse de ikinci kısmı oldukça hüzünlü. Yani iyi bir dram filmi.
Tavsiye edilir.
The good place' e aslında hiç aklımda yokken başladım ve garip bir şekilde kendimi dört sezonu bitirmiş halde buldum. Konusu ; farklı şekillerde ölen dört kişinin "iyi yer" denilen cennet benzeri yere düşmesi(aslında kötü yer), orda yollarının kesişmesi ve "iyi"…devamıThe good place' e aslında hiç aklımda yokken başladım ve garip bir şekilde kendimi dört sezonu bitirmiş halde buldum.
Konusu ; farklı şekillerde ölen dört kişinin "iyi yer" denilen cennet benzeri yere düşmesi(aslında kötü yer), orda yollarının kesişmesi ve "iyi" kavramının peşine düşüp bunu felsefik açıdan değerlendirilmesi.
Diziyi izlerken hem eğleniyor hem de uzun felsefî düşüncelere dalıyorsunuz. Konusunu ve işlenişini oldukça beğenmiş olsam da dizinin gereksiz bir şekilde uzatıldığını düşünüyorum. Aslında ben pek dizi izlemeyi beceremiyorum yani dizi izlerken onu bir filmmiş gibi tek bir seferde bitirmeye çalışıyorum. Bir diziyi bir haftadan uzun bir süre izlediğimi hiç hatırlamıyorum genelde iki gün içerisinde bitmiş oluyor.
Tavsiye edilir.
Küçük fare Stuart'ın kendi kimliğini ve ait olduğu yeri araması sırasında başından geçenleri konu ediyor. Gerçek insanlardan oluşan Little ailesi Stuart'ı evlat edinir. Bir birliktelikten sonra ailenin kedisi olan Snowbel, Stuart'ın can düşmanı olur. Maceralarla dolu bu garip birliktelik Stuart'a…devamıKüçük fare Stuart'ın kendi kimliğini ve ait olduğu yeri araması sırasında başından geçenleri konu ediyor. Gerçek insanlardan oluşan Little ailesi Stuart'ı evlat edinir. Bir birliktelikten sonra ailenin kedisi olan Snowbel, Stuart'ın can düşmanı olur. Maceralarla dolu bu garip birliktelik Stuart'a aile, sadakat ve arkadaşlık kavramlarının gerçek anlamlarını öğretir.
Filmi izlerken gerildim mi gerildim ama öyle çok waaow bir konusu yoktu. Klişe geldi biraz. Sonu diğer korku filmlerine göre farklıydı diyebilirim. Şu telefon olayını pek anlayamadım madem bunlar ruh ne diye telefonla arıyorlar direkt konuşsana kardeşim. Öylesine izledim işte.
Prens dizisinden sonra mizacını çok sevdiğim Giray Altınok'un diğer oyunlarını da izlemeye karar verdim ve iyi bir karar olduğunu söyleyebilirim. Birinci sezon biraz gibi imajı verse de oldukça başarılı ve sürükleyiciydi. İkinci sezon kesinlikle çok daha iyiydi. Genel olarak ;…devamıPrens dizisinden sonra mizacını çok sevdiğim Giray Altınok'un diğer oyunlarını da izlemeye karar verdim ve iyi bir karar olduğunu söyleyebilirim.
Birinci sezon biraz gibi imajı verse de oldukça başarılı ve sürükleyiciydi.
İkinci sezon kesinlikle çok daha iyiydi.
Genel olarak ; günlük yaşamda başlarına absürt olaylar gelen iki yakın arkadaşı konu edinen eğlenceli ve kısa bölümlerden oluşan iki sezonluk bir dizi.
Spoiler içeriyor
"Metruk bir değirmen gibiydim. İşe yaramaz, gözden çıkarılmış. Kuşların bile uğramaktan vazgeçtiği yıkılmayı bekleyen bir değirmen. Yeryüzünün unutulmuş bu ücra köşesinde başka bir çok şey gibi iyinin ve kötünün acının ve mutluluğun arasındaki çizgi belirsizleşmiş, sanki her şey yalnızca zamanı…devamı"Metruk bir değirmen gibiydim. İşe yaramaz, gözden çıkarılmış. Kuşların bile uğramaktan vazgeçtiği yıkılmayı bekleyen bir değirmen. Yeryüzünün unutulmuş bu ücra köşesinde başka bir çok şey gibi iyinin ve kötünün acının ve mutluluğun arasındaki çizgi belirsizleşmiş, sanki her şey yalnızca zamanı unutmak için yaşanıyor gibiydi..."
Evet bu sefer aklımdan ne geçiyorsa öyle yazacağım, çünkü neden olmasın? Saat gecenin ikisi ve ben bu filmi izlemek için özellikle bu saatleri bekledim çünkü gecenin bu saatinde uçan sineğin kanadında bile felsefik bir oluşum beklerken NBC'nin geceden bu yükü alacağını iyi biliyordum. Filme gelecek olursak Nuri Bilge Ceylan'ın klasiklerinden olacağı kesin belki de olmuştur.
Zorunlu doğu görevinde olan Samet (Deniz Celiloğlu) atandığı köye geldiği ilk andan itibaren İstanbul'a dönmeyi hayal eder, kar, kış kuraklık, imkansızlık onun için başlıca nedenlerdir. Hep bir hoşnutsuzluk içindedir. Yalnız öğrencisi sevim öyle değildir, cıvıl cıvıldır, güler, gülümser. Samet, Sevim'de kendinde eksik olduğu bu yöne aşık olur yalnız Sevim onun ÖĞRENCİSİDİR. Tabii böyle söyleyince insanın direkt bu ne biçim film diyesi geliyor değil mi? NBC ne kadar bunu titizlikle yansıtmış olsa da Samet'ten nefret etmekten beni alıkoymadı.
Sahneler oyuncular o kadar gerçekçi bir şekilde kurgulanmıştı ki filmi izlerken bir an sadece bu durumu hayranlıkla düşündüğümü hatırlıyorum, Hayır diyorum hayır bu kesinlikle aynı kişilerce daha önce aynı şekilde yaşanmış. Bu arada noktanın bazen çok keskin olduğunu düşünüyorum yani şöyle ben cümleyi bitirmek istemiyorum ama cümle bitmiş aslında ve daha sonra gelecek cümle virgülle ayrılmayacak kadar bağımsız ama noktayla da bitirilmeyecek kadar bağımlı, neyse bu konuyu burda kapatıyorum kendimi Apdulhak Hamit Tarhan gibi hissettim.
Filmi daha yeni bitirdim ve Samet'in ev arkadaşının ismini unuttum, nasıl mükemmel biriydi ya o kadar iyi yansıtmış ki duyguları şuan hayatımda bir yerlerde öyle biri var gibi hissediyorum. Bence filmin sonunda Nurayla sevgili oldular gerçi filmin sonunda öyle bir şey olmadı dimi? Neyse ben onları kafamın içinde birleştirdim. Sağ olsun NBC çoğu şeyi bize bırakıyor zaten.