Mermaid ya da Rusalka 2007 yapımı Anna Melikyan filmi. Film Alisa(Mariya Shalayeva) baş karakterinin yaşam serüvenini olağan ve sıradan şekilde gözler önüne seriyor. Alisa, havaya hükmetme ve dilekleri gerçekleştirebilme gibi metafizik olgulara sahip olsa dahi aslında film perspektifinde olaylar o…devamıMermaid ya da Rusalka 2007 yapımı Anna Melikyan filmi.
Film Alisa(Mariya Shalayeva) baş karakterinin yaşam serüvenini olağan ve sıradan şekilde gözler önüne seriyor. Alisa, havaya hükmetme ve dilekleri gerçekleştirebilme gibi metafizik olgulara sahip olsa dahi aslında film perspektifinde olaylar o kadar güzel işleniyor ki bu durumu normal şekilde karşılıyoruz. Film içerisinde Alisa'nın "yıl/ay/gün" şeklinde büyüme durumunu gösteren bunun yanında her büyüme aşamasını bir konuya bölen yönetmen Melikyan, bize Alisa'nın yaşadığı dramatik ve umutsuz yaşam biçiminin yarattığı tramvatik stres bozukluğu ile nasıl başa çıkamadığını gösteriyordu. Çünkü Alisa dünyaya geldiği vakit yaşayacağı sorunlar bilhassa belliydi.
Alisa'nın deyimiyle, "kendisi babası gelmeden önce annesinin karnında bir deniz kızıydı. Babası geldi ve Alisa'yı insana çevirdi." Evet bu tanım Alisa'nın annesi(Mariya Sokova) ile denizci mürettebatındaki bir bireyin absürt şekilde deniz içerisinde çiftleşmesi ile gerçekleşiyor. Bu nedenle Alisa babasını hiç tanımıyor ancak varlığını fena şekilde arzuluyor. Çünkü kız çocuk bireylerde oluşan elektra kompleksini ancak birincil derecede kan bağı olan bir eril dindirebilir. Babanın yarattığı destek ve koruyuculuk altında kız çocuk birey kişiliğini oturtmaya çalışır ve en sonunda benliğine kavuşur. Bunu yaşayamamış ve dişi bireylerin boyunduruğu altında olan Alisa, dişi kimliğini korumak için bale yapmaya çalışır ancak bu isteği de gerçekleşemez. Bu nedenle zamanla dişi kimliğinin altında yatan eril bireye dönüşmeye başlar ki bu filmde apaçık gösterilmekteydi. Çocukluk dönemi deniz kenarında annesi ve anneannesi ile gösterilen Alisa'nın yaşam koşulları nedeniyle iyi yetiştirilemediği ve annesinin ilgisizliği ile birlikte cinsel haz arayışının yarattığı sevgisizlik Alisa'yı gitgide bitikleştiriyordu. En sonunda babanın yokluğunu kabul eden ve artık büyümenin verdiği sorumlulukların varlığı ile birlikte içine kapanıklaşan ancak olağanüstü iç dünyasını filmin sinematografisi ile izleyiciye açan Alisa, belki de çevresine kapattığı "kendini" hiç var olmamış ve sessizce kendisini izlediği bireylere yani izleyicilere açıyordu.
Alisa'nın yarattığı doğa olayı sonucu yaşam yerleri mahvolur. Bununla birlikte kırsal bölgeden Moskova'ya göç ederler. Şehir yaşamı ve sorumluluklara alışmaya çalışan Alisa birde kapitalizmin ağır şekilde yaşandığı bu bölgede hayatta kalmaya çalışır. Bireylerin bilinçsizce sömürüldüğü ve rant sisteminin gözler önünde olduğu Moskova'da Alisa bir dala tutunmak için bir çok işte çalışır ancak tam olarak istediği verimi alamaz. En sonunda telefon kostümü ile sokaklarda gezerek maddi gelir elde etmeye çalışır. Bu işin güzel olmasının temel sebebi Alisa'nın gerçek kişiliğini bireylere göstermediğini düşünmesi ve içine kapanık kişiliği ile bütünleşebilmesiydi. İşte tam olarak bu kısımda Alisa soğukluğu ile büyükşehirden kendini ayırıyordu. Telefon fizyolojisi ile yaşamı farklı biçimde tasvirliyordu. Yaşıyordu ancak aslında orada değildi. Ve en sonunda Alisa bulunduğu çevreye adapte olamadığı için iç dünyasında çevreyi kendine adapte etmeye çalıştı. Ancak bu kesinlikle olumlu sonuçlanmadı ve Alisa'ya büyükşehir bunun cezasını dönemin holiganları yani kalıplaşmış aşırı fanatik bireylerin gazabı ile verdi. Beklediği gibi sonuçlanmayan yaşam biçiminden kaynaklı Alisa tam her şeyden vazgeçecekken hiç deneyimlemediği aşkı deneyimler. Aslında bu kısımda soğuk ve bitik kişilikte bir bireyi ısıtan şeyin en küçük şekliyle bile olsa sevgi veya empati özelliği gösterilmesini gerektiğini anlıyoruz. Ancak makineleşen ve duygusuzlaşan ve temelde yatan ihtiyaçların varlığından bihaber şehir insanından Alisa bu verimi alamıyor ve bunu Sasha'da(Yevgeni Tsyangov) buluyor.
Sasha ise Ay'dan zengin bireylere toprak satan bir birey. Sasha'nın yaşamı monoton ve bilinçsiz intihar girişimleriyle dolu. Yaşamın tüm zevklerine erişmiş olan Sasha'nın bu çaresiz soğumasını alevlendirecek herhangi bir aktivitesi yok. Bunun farkına varan Alisa kendisinden bir parça bulduğu bu bireye sevgi besliyor. Bu bile yaşaması için bir prensip haline dönüşüyor. Onun için çabalamaya ve gelecekte mutlu olabilmesini sağlamaya çalışıyor. Tabiki tüm bunlarda meyvesini vermiyor ve sadece Alisa'yı oyalıyor nitelikte duruyor.
Biraz anne ve anneanneden bahsetmem gerekecek olursa, Alisa'nın annesi tamamen cinsel zevkin boyunduruğu altına girmiş ve kendisi için çabalayan tamahkar bir bireydir.
Belki de tek istediği bu acımasız dünya da aşk yaşayabileceği bir birey, ancak maalesef ki dünya bunu sağlayabilecek kıvamda değil. Anneanneye az rastlasakta derhal ısınıyoruz kendisine. O yanan sandalyesine tutunup bırakmadığı görseliyle bir şeyler için çabaladığını ve yaşamın kendisini bu denli sürüklemesine rağmen hala nefes almaya çalışmasını kavrıyoruz.
Film temel olarak bireyin çocukluk döneminden gençlik dönemine kadar olan süreç içerisinde yaşadığı durumları belli konulara bölüp sinematografisi ve renk skalası ile muazzam şekilde izleyici karşısına çıkarıyor. Konu bütünlüğü gayet iyi sağlanıyor ve alt metninde, aile eğitimsizliği, kişiliğini oturtamama sorunsalı, şehirleşmenin yarattığı yoksunluklar, duygusuzlukların yarattığı tahribat, insan sömürü sistemine dayalı yaşam biçimleri, kapitalizmin doğurduğu rant sistemi ve çıkarcılığın üstüne basıyor.
Bu film içimizden biri ve olağan şekilde gerçekci. Bu film ete kemiğe bürünse benim fizyolojimde olabilirdi diyebilirim.