"Onlarla konuşmanın bir yolunu bulduğumda memnun olacaklarını sanmıştım, ama olmadılar. Bana işe yarayabileceğim tek şeyi yaptırmayacaklar" Joe'nin bu cümleleri yıkıcıydı. İnsanı paramparça eden bir eser.
"Kimse sınanmadığı günahın, masumu değildir" Birliğinden kaçan sıradan bir asker, yüzbaşı üniforması bulur. Üniformayı giyince asker ve sivillerin ona olan saygısı, korkusu, itaatkarliğı hoşuna giderken, öte yandan da hayatta kalmak için bu yalanı sürdürmesi gerektiğini bilir. Gücün, farklı ellerde farklı…devamı"Kimse sınanmadığı günahın, masumu değildir" Birliğinden kaçan sıradan bir asker, yüzbaşı üniforması bulur. Üniformayı giyince asker ve sivillerin ona olan saygısı, korkusu, itaatkarliğı hoşuna giderken, öte yandan da hayatta kalmak için bu yalanı sürdürmesi gerektiğini bilir. Gücün, farklı ellerde farklı kişilerde insana neler yaptırabileceğini görüyoruz.
Kültür şoku nedir? Nasıl yaşanır? Film bize bunu çok güzel anlatıyor. Dilim döndüğünce ifade etmem gerekirse; 20 li yaşlarında Arjantin'in Salas kasabasında ayrılan ve daha sonrasında, Dünyaca ünlü Nobel ödüllü yazar olan Daniel, 40 sene sonra doğup büyüdüğü Salas'ı ziyaret…devamıKültür şoku nedir? Nasıl yaşanır? Film bize bunu çok güzel anlatıyor. Dilim döndüğünce ifade etmem gerekirse; 20 li yaşlarında Arjantin'in Salas kasabasında ayrılan ve daha sonrasında, Dünyaca ünlü Nobel ödüllü yazar olan Daniel, 40 sene sonra doğup büyüdüğü Salas'ı ziyaret eder. Fakat hepsi olmasada, kasaba ve halk halâ bıraktığı gibidir. Gelişmişlik yok, çıkarcı ve ikiyüzlüdürler. Halk ona bir yandan saygı duyarken, bir yandan da onun şöhretini, zenginliğini, Avrupa'da yaşamasını çekememektedir. Halk, Daniel'in bu şöhretine kitaplarında bahsettiği Salas kasabası ve halkı sayesinde kısmen de kendilerinin aşağılanarak ulaştığını düşünmektedir. Kasaba halkı, yazarın gözünde kültürsüz ve cahil insanlar olarak görüldüklerinin farkındadır. Bu nedenle onun karşısında yalnızca hayranlık duyan insanlar olarak değil, kendilerini kanıtlama ihtiyacı hisseden insanlar olarak davranırlar.
Filmin aklımda yaktığı ışık şuydu, Yönetimdekiler varlıklarını bu şekilde sürdürüyorlar demek ki; nasıl mı? Otoriter hukümetler için asıl tehlike, insanların muhalif olmaları değil, kendi başlarına düşünmeye başlamalarıdır. Halkın özgür düşünce, eleştirel bakış açısı ve sorgulama yeteneğini sistematik şekilde ortadan kaldırmak…devamıFilmin aklımda yaktığı ışık şuydu, Yönetimdekiler varlıklarını bu şekilde sürdürüyorlar demek ki; nasıl mı?
Otoriter hukümetler için asıl tehlike, insanların muhalif olmaları değil, kendi başlarına düşünmeye başlamalarıdır.
Halkın özgür düşünce, eleştirel bakış açısı ve sorgulama yeteneğini sistematik şekilde ortadan kaldırmak için önce sanatın ve kültürün alanını daraltırlar. Tiyatroda nelerin oynanacağına, sinemada nelerin gösterileceğine, konserlerin yapılıp yapılmayacağına müdahale ederler. Ardından medyayı kontrol altına alırlar. Böylece insanların ne düşüneceğinden çok, hangi düşüncelere ulaşabileceklerini belirlemeye başlarlar.
Amaç özgür birey değil, itaat eden birey yaratmaktır. Çünkü kendi aklıyla sorgulayan insanı yönetmek zordur; kendisine sunulanı sorgulamadan kabul eden insanı ise yönetmek çok daha kolaydır. Bir toplumun özgürlüğünü elinden almak için her zaman onu susturmanız gerekmez. Bazen sadece hangi sesleri duyacaklarına karar vermeniz yeterlidir.
Film beni "Kötülük Problemi"ne götürüyor, ve Epicurus'e atfedilen şu üçlemeyi sorduruyor! 1- Tanrı kötülüğü önlemek istiyor ama önleyemiyorsa her şeye gücü yeten değildir. 2- Tanrı kötülüğü önleyebiliyor ama önlemek istemiyorsa o zaman tanrı iyi değildir. 3- Tanrı kötülüğü önlemek istiyor,…devamıFilm beni "Kötülük Problemi"ne götürüyor, ve Epicurus'e atfedilen şu üçlemeyi sorduruyor!
1- Tanrı kötülüğü önlemek istiyor ama önleyemiyorsa her şeye gücü yeten değildir.
2- Tanrı kötülüğü önleyebiliyor ama önlemek istemiyorsa o zaman tanrı iyi değildir.
3- Tanrı kötülüğü önlemek istiyor, ve de önleyebiliyorsa, o halde kötülük neden var?
Filmin ne anlattığını, bu üçleme gayet iyi açıklıyor diye düşünüyorum✋
İnsanlar neden yaşlandıkça geçmişte yaptığı sohbetleri, eylemleri, eğlenceleri, hatta zorlukları kısaca her şeyi daha çok özlüyor ve anlamlı buluyor! bunu hep düşünmüşümdür. Kendi adıma her seferinde kapının açıldığı yer, özlediğim şeyin aslında geçmişim değil gençliğimin olmasıydı. Hayat kaygısı yok, sorumluluk…devamıİnsanlar neden yaşlandıkça geçmişte yaptığı sohbetleri, eylemleri, eğlenceleri, hatta zorlukları kısaca her şeyi daha çok özlüyor ve anlamlı buluyor! bunu hep düşünmüşümdür. Kendi adıma her seferinde kapının açıldığı yer, özlediğim şeyin aslında geçmişim değil gençliğimin olmasıydı. Hayat kaygısı yok, sorumluluk yok, ve yaşlanmanın beraberinde getirdiği ölüm düşüncesi yok. Film tam da bu düşüncemi tekrar açığa çıkardı. Başrol oyuncusu Alvin, aslında gençliğini özlüyordu, ve dönüp baktığında gençliğinden geriye yüzlerce km ötede, 10 yıldır konuşmadığı kardeşinden başka hiç bir şey kalmamıştı.
Film siyah beyaz ama oyunculukları, mekanı, akıcılığı, diyalogları ve finalde ki ters köşesi oldukça renkliydi. 70 yıl öncesinden bugüne ışık tutan, hukuk temalı hoş bir yapım.
Bir koğuşta mahkeme kurulur fakat bu mahkemede yargılanan insan değil! Tanrı'dır. İlk suçlama ise; Tanrı'nın bu yaşanan cinayete/kötülüğe ortaklık etmesidir. Suçlamayı yapan kişi kendi açısından güçlü gerekçeler sunarken, Tanrı'yı savunan haham bu suçlamalara cevap vermeye çalışır. Fakat suçlamaların ardı arkası…devamıBir koğuşta mahkeme kurulur fakat bu mahkemede yargılanan insan değil! Tanrı'dır. İlk suçlama ise; Tanrı'nın bu yaşanan cinayete/kötülüğe ortaklık etmesidir. Suçlamayı yapan kişi kendi açısından güçlü gerekçeler sunarken, Tanrı'yı savunan haham bu suçlamalara cevap vermeye çalışır. Fakat suçlamaların ardı arkası kesilmez. Özgür iradeden, kötülük problemine, ilahi adalet ve inanca kadar her şey masaya yatırılır. Oldukça düşündürücü ve felsefi derinliği olan bir yapımdı. Bana göre filmin en önemli yanı Tanrı'ya hangi pencereden baktığımızın sorgulatılması oldu. Tanrı'ya Yahudi olarak bakarsanız, Tanrı yahudi halkıyla beraberdir ve hakikat kendi kutsal metinlerindedir. Hristiyan gibi bakarsanız Tanrı yine sizinle beraberdir ve tek doğru kutsal metin sizinkidir, Bir müslüman için yine aynıdır. Kendinizi merkezden çıkarmadığınız sürece bu döngü asla durmayacaktır, çünkü insan en çok, kendi ait olduğu hikayeye inanırken körleşir. Yorumumu Bertrand Russell'in şu cümlesi ile bitirmek isterim "Korku dinin temelidir" bana göre Filmin son saniyeleri bu söz üzerinden düşünmeye değer nitelikteydi.
Geç karşılaştığım harika bir eser oldu. Yorumum biraz alıntı olacak fakat bunu yapmak zorundayım. Bayram karakterinin çürümüş değerleri Mercedes üzerinden sembolik olarak izleyiciye aktarılıyor. Geçmişte yaptığı her kaypaklık, bencillik ve kurnazlık için arabasında bir sorun oluşuyor. Öte yandan Bayram, köy…devamıGeç karşılaştığım harika bir eser oldu. Yorumum biraz alıntı olacak fakat bunu yapmak zorundayım. Bayram karakterinin çürümüş değerleri Mercedes üzerinden sembolik olarak izleyiciye aktarılıyor. Geçmişte yaptığı her kaypaklık, bencillik ve kurnazlık için arabasında bir sorun oluşuyor. Öte yandan Bayram, köy halkı tarafından hor görülen ve dışlanan biri, bu yüzden Mercedes'i sadece bir araba olarak değil, var olmanın ve saygı görmenin anahtarı olarak görüyor, Mercedesim olursa Var olacağım diyor. Film, sadece bir yol hikayesi değil kimlik, hırs, kibir ve kendini kanıtlama üzerine güçlü bir eleştiri. Kesinlikle izlemenizi öneririm. Herkes muhakkak farklı bir anlam çıkaracaktır.