Kitabı okuduğum zaman benim gibi olan insanların varlığını hissettim. Ben kendimi hiç sevmemişim. İnsan önce kendini sevmeli. Başkalarına gösterdiğimiz şefkati ve anlayışı kendimize asla göstermiyoruz. İnsanız ve hata yapabiliriz. Bunu kabullenmek yerine hep bir pişmanlık yaşıyoruz. Belkide yanımızda olan bir…devamıKitabı okuduğum zaman benim gibi olan insanların varlığını hissettim. Ben kendimi hiç sevmemişim. İnsan önce kendini sevmeli. Başkalarına gösterdiğimiz şefkati ve anlayışı kendimize asla göstermiyoruz. İnsanız ve hata yapabiliriz. Bunu kabullenmek yerine hep bir pişmanlık yaşıyoruz. Belkide yanımızda olan bir destek olmadığı için. O desteği içimizde bulmalıyız.
Alıntı:
Bazen o kadar yalnız hissediyorum ki ölsem daha iyi olacakmış gibi geliyor. Ölmeyi düşünüyorum çünkü çok değersizim ve kimse beni sevmiyor. Ben bile kendimi sevmiyorum. Tamamen ölmek, en derinlerde ölü hissetmekten daha iyi olmalı.
Spoiler içeriyor
Bu kitap bir annenin kalbinden yazılmış gibi. Oğlunu kaybediyor ve hayat bir anda anlamını yitiriyor.Dünya devam ediyor ama o artık içinde yok.Zaman bile başka türlü akıyor artık, sanki her şey yavaş, sessiz ve eksik. Ben bir anneyim. Bu yüzden onun…devamıBu kitap bir annenin kalbinden yazılmış gibi.
Oğlunu kaybediyor ve hayat bir anda anlamını yitiriyor.Dünya devam ediyor ama o artık içinde yok.Zaman bile başka türlü akıyor artık, sanki her şey yavaş, sessiz ve eksik.
Ben bir anneyim.
Bu yüzden onun acısını okurken sadece anlamadım, hissettim.
Bir çocuğun nefesi, sesi, varlığı… bunlar bir annenin kalbinin ritmi aslında.
O ritim bir gün durursa, geriye kalan her şey anlamsız kalıyor.
Aidt’in kitabında en çok bunu gördüm:
Yas, insanı değiştiren bir sessizliktir.
O sessizlikte, bir annenin kelimeleri kırılır, dili dağılır, zamanı erir.
Ama yine de yaşamaya çalışır.
Çünkü annelik, ölse bile sevmenin bitmediği yerdir.
Spoiler içeriyor
Film, kötülüğü “kader” ve “rastlantı” kavramlarıyla açıklamaya çalışıyor;ancak ben kötülüğün yalnızca kötü olmayı seçen insanın ürünü olduğuna inanıyorum. Kader, burada bir bahane gibi sorumluluktan kaçışın zarifçe paketlenmiş hali. Film Moss’un çölde yanlış giden bir uyuşturucu anlaşmasının ardından bulduğu para çantasıyla…devamıFilm, kötülüğü “kader” ve “rastlantı” kavramlarıyla açıklamaya çalışıyor;ancak ben kötülüğün yalnızca kötü olmayı seçen insanın ürünü olduğuna inanıyorum. Kader, burada bir bahane gibi sorumluluktan kaçışın zarifçe paketlenmiş hali.
Film Moss’un çölde yanlış giden bir uyuşturucu anlaşmasının ardından bulduğu para çantasıyla başlıyor. Moss, 2 milyon dolarlık çantayı alıp gider. Basit, hatta küçük bir karar gibi.Ancak bu küçük hareket, geri dönüşü olmayan bir zincirin ilk halkası. Moss, o çantayı aldığı anda yalnızca parayı değil, ahlaki çizgisini de bırakıyor.
Bu noktada film, “kaderin ağına yakalanan masum adam” hikâyesi gibi görünse de, ben bunu bir “vicdanın gevşemesi” olarak düşünüyorum.Moss kötü biri değil, ama “kimseye zararım yok” diyerek içindeki sınırı esnetti. Kötülük çoğu zaman böyle başlar: büyük kararlarla değil, küçük bahanelerle.
Moss’un peşine düşen Anton Chigurh, filmin en karanlık figürü.Çoğu kişi onu “kaderin temsilcisi” olarak yorumlamış.Yazı-tura atarak kurbanlarının yaşamını belirlemesi bunu düşündürüyor.
Ama ben Chigurh’u kaderin değil, vicdansız aklın, yani kendi sorumluluğunu Tanrı’ya ya da rastlantıya yükleyen insanın cisimleşmiş hali olarak görüyorum.
Çünkü yazı-tura atmak bile bir seçimdir.
Chigurh’un “ben kaderim” sözü, aslında kendi iradesinin yükünü taşımamak için söylediği bir yalan.
Kötülüğü kaderle açıklamak, onu kaçınılmaz kılar. Oysa kötülük, tamamen seçimin sonucudur soğukkanlı, hesaplı ve sorumluluk sahibi bir seçimin.
Film boyunca bir başka karakter, Şerif Ed Tom Bell, olup bitenleri anlamaya çalıştı ama ben artık yaşlandım diyerek kaçtı.
Hiç kimse kimsenin karanlığını aydınlatamaz. Herkes kendi yolunu, kendi aklıyla bulmak zorundadır.
Belki birileri önceden yürümüştür, ama o ışık artık bizim elimizde değil.
Bu yüzden film bir aydınlanmayla değil, bir anlam arayışının boşluğuyla bitti.
Kötülük bir doğa yasası değildir.
Kaderin değil, insanın kararıdır.
Ve belki de bu yüzden, bu dünyada artık sadece ihtiyarlara değil, vicdan sahiplerine de yer kalmadı.
İnsanda başkalarının hoşuna gitme gereksinimi kadar baskın bir şey mi gerçekten, sevgi gereksinimiyle insanlardan yakınlık göremeyince bir köpeğin okşamalarının aranması gibi, geçimli olma içgüdüsü nereden gelirse gelsin alkış mı bekler?
İletişim kurmak çok önemli. Uzun zamandır yerli yapım izlemiyorum ve şans vermek istedim. Sonuç tamamen hüsran. Oyunculuklar, çekim, kıyafetler ve müzikler eğlenceliydi. Lakin' bir konu yoktu. Sonu ise tamamen saçma bitti. Oturup bir kere konuşsalar çözülecek şey 8 bölüm uzadı…devamıİletişim kurmak çok önemli.
Uzun zamandır yerli yapım izlemiyorum ve şans vermek istedim. Sonuç tamamen hüsran.
Oyunculuklar, çekim, kıyafetler ve müzikler eğlenceliydi. Lakin' bir konu yoktu. Sonu ise tamamen saçma bitti. Oturup bir kere konuşsalar çözülecek şey 8 bölüm uzadı ve konuşamadan bitti.
İnsanların konuşmalarını isterim. Ki kendimde çok konuşurum. Bir şey bana dert olacağına konuşayım da çözeyim derim. Konuşmak niye bu kadar büyük bir mesele?
Aşk, entrika ve tarih. Böyle dizileri çok seviyorum. Bu aileyi daha önce birçok yapımda gördüm. Lakin içlerinde beni en çok çeken ve merak duygusu uyandıran bu dizi oldu. Kaos ve Dublin'i tamamen hissettirdi. Müzikleri,dekorları ve oyuncuları mükemmeldi. Dizinin konusu hakkında…devamıAşk, entrika ve tarih.
Böyle dizileri çok seviyorum. Bu aileyi daha önce birçok yapımda gördüm. Lakin içlerinde beni en çok çeken ve merak duygusu uyandıran bu dizi oldu.
Kaos ve Dublin'i tamamen hissettirdi. Müzikleri,dekorları ve oyuncuları mükemmeldi.
Dizinin konusu hakkında pek bir şey yazamam. Aile içi miras kavgası, aşk ve hakkını arayan bir toplum.
Bu tarz dizileri seviyorsanız mutlaka şans verin.
Spoiler içeriyor
Mükemmel ✨ İlk kez bir diziyi izledikten sonra bir bölümünü hemen tekrar izledim. 3. bölümü ve o küçük oyuncu, muazzamdı. Bütün oyuncular çok iyiydi ama o ayrı. Dizinin konusu ve mesajları çok yerindeydi. Her beğendiğim diyaloğu şuraya tek tek yazmamak…devamıMükemmel ✨
İlk kez bir diziyi izledikten sonra bir bölümünü hemen tekrar izledim. 3. bölümü ve o küçük oyuncu, muazzamdı. Bütün oyuncular çok iyiydi ama o ayrı.
Dizinin konusu ve mesajları çok yerindeydi. Her beğendiğim diyaloğu şuraya tek tek yazmamak için kendimi zor tutuyorum.
Zeynep karakteri özeleştiri yapmamı sağladı. Çocuk büyütmek gerçekten çok zor. Bazen onların hayatına çok müdahale ettiğimizi fark ettim. Bizler kendi deneyimlerimize dayanarak,en iyisini sağladığımızı düşünüyoruz ama bu sırada onların isteklerini, yeteneklerini görmezden geliyoruz. Baskı sonucunda bazı anlaşmazlıklar doğuyor. Bu yüzden artık kızıma olasılıkları anlatıp, onun kararlarında yanında olmaya karar verdim.
Hem ne demiş Schopenhauer:Çocuklarıma bırakacağım en büyük miras hiç var olmayacak olmalarıdır. Sanırım biraz haklıymış. Kendisini pek sevmem.
Ve o mutsuz evlilik... Mutsuz bir evin, ebeveynlerin hem çocuklara hem kendilerine bir fayda getirmediğini bir kez daha gördüm.
Tekrar izleyeceğim. Emeği geçenlere teşekkürler 🌼😇
-Ay! Bana hanfendi dendii. - Lakerda gibi oğlansın. Seni görsem abdestim kaçar. En eğlenceli bulduğum eski filmlerden. Çengi Naciye ablamın her sözü, müzikleri ve enerjisi neşemi yerine getirdi.