Ben, Kirke... ✨ Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap. ✨ Bu kitapla ilgili ne yazacağımı bilemiyorum aslında. Ama yazmak istiyorum. 😂 Öncelikle söylemeliyim ki kitabı çok sevdim! Ama dürüst davranacağım okumaya başlayana kadar şişirilmiş olduğunu düşünüyordum. Hatta bir ara merak…devamıBen, Kirke...
✨
Öyleyse çocuğum, başka bir dünya yap.
✨
Bu kitapla ilgili ne yazacağımı bilemiyorum aslında. Ama yazmak istiyorum. 😂 Öncelikle söylemeliyim ki kitabı çok sevdim! Ama dürüst davranacağım okumaya başlayana kadar şişirilmiş olduğunu düşünüyordum. Hatta bir ara merak edip kitapçıda ilk sayfasına bakmıştım; fikrim değişmemişti. Basit dille yazılmış gibi gelmişti gözüme. 🤷🏼♀️ Sonra okumaya karar verdim ve ikinci bölüme yakın fikrim değişti. Haksızlık yapıyormuşum aslında çok güzelmiş dedim ve gözlerimden kalpler çıka çıka okumaya devam ettim. Kitap masum Kirke'nin nasıl büyüyüp güçlü bir kadına dönüştüğünü anlatıyor denebilir. Mitolojiyi biliyorsanız Kirke'nin kötü cadı tanrı olarak anıldığını da bilirsiniz. Mitolojiye göre Kirke kıskançlığından canavar yaratmış, adasına gelen denizcileri domuza çevirmiş, korkunç biri. Ha yaptı mı? Evet! Ama kitaba göre Skylla hariç hepsinde haklıydı. Skylla kıskançlık krizine harcanmıştı. Çünkü Kirke sevdiği ölümlü denizciyi kaybetmemek için onu deniz tanrısına çevirmiş, denizci de ilk fırsatta seni kardeşim olarak görüyorum diyerek nymphalarla vakit geçirip Skylla ile evlenmek istemişti. 😒 Skylla karakter olarak canavara dönüşmeyi hakeden biri olsa da ona kitap boyunca üzüldüm. Kirke de üzüldü zaten. 😃 Ama denizcileri domuza çevirmesi, Athena'ya kafa tutması, ailesine kafa tutması falan bence hepsinde haklıydı. Nedenlerini söylemeyeceğim tabii kitabın büyüsü kaçmasın. 😂 Bu arada Kirke'nin ailesine kitap boyunca sinir oldum. Hepsi kibir abidesi, hepsi Kirke'yi ezmek için fırsat kollayan kişilerdi. Ama en çok Aietes'e sinir oldum çünkü Kirke onu annesi istemezken koynunda büyütmüştü. Uzun zaman yakın olduktan sonra kendi sarayına kavuşunca o da diğerleri gibi olmuştu. Diğerleri en azından kendi yüzünü başından beri göstermişlerdi. 😒 Ama Kirke'yi çok sevdim. 🧡 Anneliğini, çocuğu için bütün tehlikeleri göze alabilmesini, her ne yaşarsa yaşasın iyi niyetini kaybetmemesini... Ama babasına kafa tuttuğu bir kısım var, işte oraya bayıldım! Yanımdaymışcasına aferin kızım böyle ol işte dedim! Zaten kitabı okurken sanki Kirke'yi karşıdan izliyormuşum gibiydi. Onun yanında yaşıyormuşum gibi... Ama Kirke'nin son ilişkisi bana çok tuhaf geldi. Mitolojiye baktığımızda normal olsa da bence normal değildi. Yani olacak çocuklarını ve Telegonos'u düşündüm de... Iyy! 🤢 Kirke dışında Ariadne, Daidalos ve İkaros'u da çok sevdim ve sonlarına çok üzüldüm. 😔 Bir de kitap boyunca merak ettiğim ve cevap alamadığım şeyler vardı: Prometheus'u merak ettim mesela. Kirke'nin ona yardım edip etmeyeceğini, cezasının bitip bitmediğini. Cevabını aldım aslında ama bana yeterli gelmedi. 🤷🏼♀️ Sonra bütün kardeşlerinden uzun uzun bahsederken Perses'ten çok bahsetmediği için zalimliklerini ve Pasiphae'nin onu mutlu etmek için neler yaptığını. Ve oğlunu korumak için her şeyi yaparken neden onu da ölümlü denizci gibi tanrı yapmadığını. İçindeki şeyden korktu sanırım. 😂 Neyse kitap çok güzel ve dokunaklı bitti. İlişkisi her ne kadar tuhaf olsa da kendiyle ilgili verdiği karar hüzünlü ve doğruydu. Tanrı olmak... Ölümsüz olmak... Kulağa ne güzel geliyor değil mi? Ama Kirke bu konuyla ilgili şöyle demişti: Bir zamanlar tanrıların ölümün zıttı olduğunu düşünmüştüm ama artık her şeyden daha ölü olduklarını görüyorum çünkü hiç değişmiyorlar ve hiçbir şeyi ellerinde tutamıyorlar.