En komik isekai budur muhtemelen. En iyi değil kesinlikle. En iyi isekai Drifters. Salt ending’i bile muhteşem. Alta koyuyorum. Gitar solosu kısmına bayılıyorum. https://youtu.be/pc3nmZQ6URs?si=oAX1XrXoV51Y1UjR
Filme göre çok daha iyi. Zaten süre avantajı da var. Abdülkerim ile Ballı Naciye’yi canlandıran aktörler bilhassa çok yerinde seçimler. Emin Beyi canlandıran da gayet karaktere bürünmüş, romanın esas kilit unsuru o idi zaten. Muhteşem diyemem tabii ama kötü de…devamıFilme göre çok daha iyi. Zaten süre avantajı da var. Abdülkerim ile Ballı Naciye’yi canlandıran aktörler bilhassa çok yerinde seçimler. Emin Beyi canlandıran da gayet karaktere bürünmüş, romanın esas kilit unsuru o idi zaten. Muhteşem diyemem tabii ama kötü de olmayan bir dizi. Romana olabildiği kadar sadık kalmış. Hele Karabekir sahnesi muazzam olmuş. Romanda yoktur o gerçi.
Mahkeme salonuna Karabekir girer, subaylar selam dururlar, Kel Ali (mahkeme reisi) oturmalarını söyler, iplemezler. Kel Ali köpürür oturun! diye bağırır çağırır, tık yok. Karabekir bir çalım döner “Oturun çocuklar!” der, otururlar. Salt şu sahne bile 1926'da ordu içindeki bölünmenin ne seviyede olduğunu göstermeye yetiyor ve tabii Karabekir'in 1926 kıyımından ne saikler sayesinde kurtulduğu ve canını güç bela da olsa kurtardığını da..
Kemal Tahir'in en sağlam romanlarından biri olan Kurt Kanunu'nu pek de iyi yansıtamamışlar. Romanı okunmalı. Ballı Naciye karakterini hele hiç beğenmedim. Sıfır oyunculuk. Hele bir sahne var. "Eyvah basıldık!" diye güya telaşa kapılışı o kadar ruhsuz ki. Pelin Akil, dizi…devamıKemal Tahir'in en sağlam romanlarından biri olan Kurt Kanunu'nu pek de iyi yansıtamamışlar. Romanı okunmalı. Ballı Naciye karakterini hele hiç beğenmedim. Sıfır oyunculuk. Hele bir sahne var. "Eyvah basıldık!" diye güya telaşa kapılışı o kadar ruhsuz ki. Pelin Akil, dizi versiyonunda çok daha iyi oynuyordu bununla mukayese edince. Abdülkerim karakteri tip olarak iyi seçilmiş ama onun da aktörünü pek tutmadım. Semra Hanım karakteri daha iyi işlenebilirmiş ama 2 saatlik film sonuçta çok derinlemesine girmemişler. Rasim Öztekin'i görünce bir anda şaşırdım. Yan karakter gerçi çok bir rolü yok. Bir tek Perihan Hanım'ı oynayan aktrisi beğendim diyebilirim onu da simaen bildiğimden herhâlde. Onun haricinde pek bir oyunculuk yok.
Romanda da sıkıntılı yerler yok değil. Tahir'in Kara Kemal'i bir çeşit filozof kral gibi kurgulaması daha doğrusu yazar olarak fikirlerini ona söyletmesi pek uygun gelmiyor bana. Onun haricinde dönemi tahlil edişi muazzam tabii. İttihatçıların ayrışması ve son halkada Mustafa Kemal'e biat edenlerin etmeyenleri tasfiye etmesi.. Öyle ki bir yerde Kel Ali [Çetinkaya] sanıklardan birine "Şu vakit şu evde ne işin vardı" minvalinde bir şey sorduğu vakit sanık da verir cevabı "Bunu bana niye soruyorsunuz ki? Bunu siz de gayet iyi bilirsiniz zira siz de oradaydınız!" der. O bakımdan romanın ikonik lafı "Kurtlukta düşeni yemek kanundur." müthiş bir özettir.
Abdülkerim: Bizi temizlemeye mi karar verdiler abi?
Kara Kemâl: Hiç şüphem kalmadı. Bir taşla üç kuş vuracaklar. Muhalif mebusların gürültüsünü, paşaların ordudaki nüfuzunu ve İttihatçılığın kökünü... Hep birden kazıyacaklar.
Emin Bey: Peki, önlenemez miydi? [Mahmut Şevket Paşa suikastı]
Kara Kemâl: Önlemek mümkün değildir. Ordu bizden yana hesabıyla, devlet elden gidiyor aldatmacasıyla suikastçı söz anlamaktan çıkar. Şükrü ile konuştum kaç kez. Anadolu Savaşını İttihatçıların kazandığına inanıyordu. Hakkı yenilmiş sayıyordu kendini. Anlatamadım, muhalefette kaldığı için böyle düşünmekte olduğunu. Halk Partisi'ne girseydi bizim kelden daha iyi becerirsin oysa İstiklal Mahkemesi başkanlığını...Bir gün Yahya Kemâl, Gazi Paşa'ya İttihatçılarla anlaşmak gerekse bu işi Kara Kemâl'le yapsanız diyince Paşa gülmüş "Bazı eski İttihatçılara yaptırdığımın sözünü bile edemem Kara Kemâl'e" demiş. Askerî zaferin politikada ne kadar ağır basacağını, karşımdakinin bunu ustalıkla kullanacağını ölçüp biçmedim değil. Gene de yanılıp tarafsızlığı seçtim.
Yenik düşmüştük bir kez. Bir politikacı için en büyük ceza devletin kendi elinde batmasıdır. Kurtlar boğuşmasına girdik, yenik düştük. Kurtlukta düşeni yemek kanundur.
Cem Yılmaz'ın halkın içinde ve bunun sayesinde gerçekten komik olduğu zamanlar... Şimdi şuradaki esprilerin bir tanesini bile yapamaz. Eski Cem Yılmaz'ın ruhu için el Fatiha.
70'lerdeki neredeyse iç savaşa varan hâli izledikçe insanın canı yanıyor. Çorum, Maraş katliamları, sokakların ülkücü-devrimci "cephe gerileri"ne dönüşmesi, Kıbrıs ve üzerine gelen ambargolar, Milliyetçi Cephe hükümetleri, ordunun ikircikli tutumu ve en nihayetinde "hâlâskar" olarak gelişi vs.
Anthony Quinn bu filmde harikaydı. Gerçek Ömer Muhtar'a çok benziyor ve oyunculuk tarzı bir Bedevi savaşçısına gerçekten çok yakışıyor. Birçok açıdan bu film Lawrence'tan çok daha iyi. Epey overrated. Bu filmde en azından ana karakterin düşmanları, Mussolini ve Graziani vb.…devamıAnthony Quinn bu filmde harikaydı. Gerçek Ömer Muhtar'a çok benziyor ve oyunculuk tarzı bir Bedevi savaşçısına gerçekten çok yakışıyor. Birçok açıdan bu film Lawrence'tan çok daha iyi. Epey overrated. Bu filmde en azından ana karakterin düşmanları, Mussolini ve Graziani vb. gösteriliyor. Öte yandan, Lawrence'ta Türklerden hiçbir iz yok. Aslında, tecavüze benzeyen bir sahne var ama bu Lawrence'ın anılarında yazılı ve bunun doğru olduğuna zerre inanmıyorum. Birçok başka durumla da Lawrence İsyan'daki rolünü abartıyor. Güya çölü Araplardan bile daha iyi biliyor. Bildiğin tereciye tere satıyor. Onu geçtim neredeyse kendini "bir peygamber" gibi görüyor...
Ancak Lawrence’da Osmanlıların/Türklerin zihniyetine dair hiçbir ipucu yokken, Graziani Ömer Muhtar ve Mussolini ile yaptığı konuşmalarda Libya'ya İtalyan bakış açısıyla yaklaşıyor.
Çöl savaş sahneleri çok iyi. Pusu sahneleri hele.
Metin Toker’i okurken bir insan nasıl bu kadar riyâkar olabilir harbiden hayret ediyorum Temcit pilavı dönüp dönüp Menderes'in kendisine “sabık başvekil” dedirtmemek için kıvrandığını, baskıya ve zorbalığa başvurduğunu söylüyor. Bir yandan da “Ne varmış? İktidarı kaybedersek muhalefete geçeriz, onlara [İnönü'ye,…devamıMetin Toker’i okurken bir insan nasıl bu kadar riyâkar olabilir harbiden hayret ediyorum Temcit pilavı dönüp dönüp Menderes'in kendisine “sabık başvekil” dedirtmemek için kıvrandığını, baskıya ve zorbalığa başvurduğunu söylüyor. Bir yandan da “Ne varmış? İktidarı kaybedersek muhalefete geçeriz, onlara [İnönü'ye, Gülek’e vs] medeni bir muhalefetin nasıl yapıldığını tekrar gösteririz” dediğini söylüyor. Bu iki lafı nasıl telif ediyor birbiriyle mesela?!
Hoş bu lavuk 1950-54 arasını altın yıllar diye tesmiye ederken bile -sanırsın ciddi ciddi övecek, takdir edecek- o döneme dair olan kitaptaki yorumları da en az 54-57 ve 57-60 arası kitapları kadar çıkıntılıklarla dolu. İnsan okuyunca başlıktaki “altın” nerede zerre anlamıyor bile. Kısaca şansları yaver gitti, bizim devirden kalma altın stoklarını kullandılar, havalar iyi gittiğinden iyi tarım ihracatı yaptılar, bir de tabii Kore savaşı konjonktürü sayesinde 54’de turnayı gözünden vurdular, yoksa kendileri bir haltı doğru yaptıkları için değil havasında takılıyor.
Bir de bir yerde kendine “objektif gazeteci" diyor ki şöyle ağız dolusu bir hassssiktir çekmemek mümkün değil.
Star Wars’ta preguel mi (Natalie Portman, Ewan McGregor’lı olan) yoksa sequel mi (orijinal üçleme, Harrison Ford, Carrie Fisher’lı olan) daha iyi? Ben şahsen her türlü pregueli tercih ederim. Eski üçlemeyi salt bir kere izledim, bir daha çok az ihtimalle izlerim.…devamıStar Wars’ta preguel mi (Natalie Portman, Ewan McGregor’lı olan) yoksa sequel mi (orijinal üçleme, Harrison Ford, Carrie Fisher’lı olan) daha iyi?
Ben şahsen her türlü pregueli tercih ederim. Eski üçlemeyi salt bir kere izledim, bir daha çok az ihtimalle izlerim. Ama Attack of the Clones ve Revenge of the Sith’i tekrar tekrar izleyebilirim.