Son yılların en iddialı filmlerinden biri bence..Gücünü klasik eserlere olan benzerliğinden alıyor..Rus edebiyatından sağlam bir kitap okumuş gibi...Gösterilmeyen ve yaşatılmamış bir sevginin kişiye geri dönüşü,yaşanmamış bir hayat gibidir.👍😎
Godard’ın daha çok bilinen ve yönetmenlik kariyerinin toyluk dönemine ait filmlerindeki teatral aşırılık, çocukça provokasyon ve gösterişli biçim oyunları, İmgeler Filmi’nde yerini ağırbaşlı, bilinçli olarak zorlayıcı bir sadeliğe bırakır. Godard burada kitaplardan, filmlerden ve arşivlerden ödünç aldığı imgeleri ve cümleleri…devamıGodard’ın daha çok bilinen ve yönetmenlik kariyerinin toyluk dönemine ait filmlerindeki teatral aşırılık, çocukça provokasyon ve gösterişli biçim oyunları, İmgeler Filmi’nde yerini ağırbaşlı, bilinçli olarak zorlayıcı bir sadeliğe bırakır. Godard burada kitaplardan, filmlerden ve arşivlerden ödünç aldığı imgeleri ve cümleleri bir alıntılar kolajı olarak değil, anlamın katmanlarını açığa çıkaran bir arkeolojik kazı gibi ele alır. İmgeler Filmi, sinemanın artık dünyayı açıklayamayacağı, fakat onu düşünmenin ve yeniden konumlandırmanın hâlâ mümkün olduğu fikri üzerine kuruludur. Bu noktada Godard, anlatan bir sinemacı olmaktan çıkar; imgelerle düşünen, imgelerle tartan ve sinemayı bir düşünme pratiğine dönüştüren bir filozofa yaklaşır.
24 Frames, insanın doğayla kurduğu ilişkinin en yalın hâlini sunar.Doğanın konuştuğu dilden sessiz bir ağıttır. Sosyal davranışların, duyguların ve varoluşun ilkel biçimleri sessizlik içinde görünür olur. Doğa talepkâr değildir; sabırsız da değildir. Ancak onu anlamaya niyet eden, kendi aceleciliğinden vazgeçmek…devamı24 Frames, insanın doğayla kurduğu ilişkinin en yalın hâlini sunar.Doğanın konuştuğu dilden sessiz bir ağıttır. Sosyal davranışların, duyguların ve varoluşun ilkel biçimleri sessizlik içinde görünür olur. Doğa talepkâr değildir; sabırsız da değildir. Ancak onu anlamaya niyet eden, kendi aceleciliğinden vazgeçmek zorundadır. Film, zamanı bir anlatı aracı olmaktan çıkarır ve onu bir varoluş hâline dönüştürür.😎👍
Aşk üzerine klasik söylemlerin dışına çıkıp,yaşanamayan aşklar içinde bir şeyler söylemeye çalışıyor film..maddi ya da zihinsel formları ile aşk,yaşamaya ve hayatta kalmaya devam ediyor...güzel..👍😎
"25. saat" filmin kahramanı Monty'nin özgürlüğüyle son kez vedalaşacağı ve hayatını yeniden değerlendireceği o kritik anı simgeler. Film, Monty'nin dört yıl süren hapis cezasına başlamadan önceki son 24 saatini ve New York'taki yaşamını, arkadaşlarıyla olan ilişkilerini ve içsel çatışmalarını konu…devamı"25. saat" filmin kahramanı Monty'nin özgürlüğüyle son kez vedalaşacağı ve hayatını yeniden değerlendireceği o kritik anı simgeler.
Film, Monty'nin dört yıl süren hapis cezasına başlamadan önceki son 24 saatini ve New York'taki yaşamını, arkadaşlarıyla olan ilişkilerini ve içsel çatışmalarını konu alır.
Bu içsel çatışma,nihayetinde namluyu karakterin kendi kendisine yönlendirdigi; sinema tarihinin en iyi monologlarından biri diye tanımlayabileceğimiz bir durumu da film içinde şekillendirir.
Değeri bilinmeyen; değerini bilen insan için de en azından biryerlerde denk geldiğinde kayıtsız kalamayacağı filmlerden..
Bu filmin karakteri de bu sanırım; seven çok seviyor,sevmeyen de hiç sevmiyor..😎
Not: 25. Saat ,David Benioff'un aynı isimli romanından uyarlanmıştır.
Gaspar Noé, "Boşluk" filminde seyircisini sadece bir hikâyeye değil, bilincin karanlık koridorlarına davet ediyor. Yönetmen, halüsinojenik etkileri olabildiğince gerçekçi yansıtmak için bizzat ayahuasca deneyimi yaşamış, renk, ışık ve hareket algısını bu deneyimden elde ettiği gözlemlerle filme taşımış. Bu kişisel deneyim,…devamıGaspar Noé, "Boşluk" filminde seyircisini sadece bir hikâyeye değil, bilincin karanlık koridorlarına davet ediyor. Yönetmen, halüsinojenik etkileri olabildiğince gerçekçi yansıtmak için bizzat ayahuasca deneyimi yaşamış, renk, ışık ve hareket algısını bu deneyimden elde ettiği gözlemlerle filme taşımış. Bu kişisel deneyim, filmin görsel yapısını belirleyen en önemli unsurlardan biri hâline gelmiş.
Bununla birlikte yönetmen, yalnızca bilinç kimyasına değil, Tibet mistisizmine de derin bir şekilde eğilmiş. Tibet Ölüler Kitabı (Bardo Thödol)dan aldığı ilhamla, filmin kahramanı Oscar’ın ölüm sonrası deneyimlerini “bardo” evrelerine paralel biçimde kurgulamış. Oscar’ın ölüm anında yaşadığı “saf ışık” deneyimi, Tibet metninde geçen dharmata bardoya doğrudan bir göndermedir.
Bu iki unsur, halüsinojenik bilinç durumu ve ruhun ölüm sonrası yolculuğunun birlikte kullanımı, Noé’nin asıl amacını ortaya koyuyor: rüya ile gerçeklik arasındaki sınırı bulanıklaştırmak ve izleyiciyi kendi algısının güvenilirliğini sorgulamaya zorlamak. Film, bir noktadan sonra “gerçek mi, halüsinasyon mu?” sorusunu önemsizleştirir, çünkü Noé’ye göre her ikisi de aynı şeydir: bilincin projeksiyonu.
Filmin atmosferi, Tokyo’nun neon ışıkları altında geçen halüsinatif bir rüya gibi kurgulanmıştır. Noé’nin kullandığı birinci şahıs (POV) kamera bu deneyimi izleyiciye doğrudan yaşatır. Kamera sadece karakterin gözünden değil, ruhundan da bakar. Böylece izleyici, Oscar’ın hem bedensel hem ruhsal çözülüşüne tanık olur.
Gaspar Noé’nin bu tavrı, “underground” kültürün iki marjinal söylemini, şamanik bilinç genişletme ritüelleri ile Doğu’nun ölüm sonrası metafiziğini aynı potada eritme cesaretini gösterir. Bu, sinemasal anlamda büyük bir risk olduğu kadar, yönetmenin asi ruhunun bir göstergesidir.
Ancak bu estetik ve felsefi yoğunluk, filmin genel izleyici tarafından kolayca tüketilmesini engeller. "Boşluk" herkesin anlayacağı bir dilde konuşmaz; tam tersine, çoğu izleyiciyi dışarıda bırakır. Yönetmen, genel izleyici kitlesine değil, sınırlı ama derin düşünen bir izleyiciye seslenir.
Bu da filmin en büyük gücüdür. Birçok kişi için sıkıcı ya da anlaşılmaz olabilir ama aslında tam da bu yüzden değerlidir.
Sonuçta "Boşluk" filmi, modern sinemanın belki de en iddialı bilinç deneylerinden biridir. Sinema tarihinin “şaheser” tanımına uyan nadir filmlerden, çünkü seyirciyi sadece izlemeye değil, varoluşun doğasını sorgulamaya zorlar.😎👍
Bazı filmleri izleyince benzeri birşeyi bir daha izleyemeyeceğimi hissediyorum.. ..Ve Yunus balığı gerçekten o kadar büyüleyici bir canlı ki ,bazen gerçek olması bile çok tuhaf geliyor bana.. iyi bir film.👍😎
1998 cannes: En iyi kadın oyuncu ödülü 1999 lumière:En iyi film 1999 césar: En iyi film iki kızın hayata ve birbirlerine tutunma çabasını ve çok ayrı karakterlere sahip oldukları için hayatı algılama ve yaşama biçimlerinin de farklı olduğunu , izleyiciye…devamı1998 cannes: En iyi kadın oyuncu ödülü
1999 lumière:En iyi film
1999 césar: En iyi film
iki kızın hayata ve birbirlerine tutunma çabasını ve çok ayrı karakterlere sahip oldukları için hayatı algılama ve yaşama biçimlerinin de farklı olduğunu , izleyiciye sanki roman okuyormuş gibi hissettiren değeri pek fazla bilinmeyen bir film..
Avrupa sineması özelinde,fransız sineması deyince ismini anmamak olmuyor..😎
Arabasıyla birine çarpıp kaçtı diye köpeği tarafından terkedilen yaşlı adam : "o köpek dünyada beni gerçekten tanıyan tek canlıydı." İddiasız senaryosu ve oyunculukları olan fakat samimi ve sıcak 3 ayrı öykünün "insanın" dünyanın heryerinde insan olduğunu ,kelimelerimiz farklı olsada duygu…devamıArabasıyla birine çarpıp kaçtı diye köpeği tarafından terkedilen yaşlı adam : "o köpek dünyada beni gerçekten tanıyan tek canlıydı."
İddiasız senaryosu ve oyunculukları olan fakat samimi ve sıcak 3 ayrı öykünün "insanın" dünyanın heryerinde insan olduğunu ,kelimelerimiz farklı olsada duygu dili olarak aynı şeyleri konuştuğumuzu hatırlatıyor.. Bir şeyler bir yerden tanıdık geliyor her zaman öykülerde ,başkasında kendimizi seviyoruz belkide..
Kurtların saati ve persona filmlerine kıyasla daha çok keyif aldığımı söyleyebilirim.zor zamanlarda; mesela savaş zamanlarında aşk nedir,etik nedir,vicdan nedir? gibi soruları kurcalıyor yönetmen ve insan doğasının karanlık yönlerine dikkat çekerek bunların değişken ve kırılgan doğasına odaklanıyor. Medeniyetin kristal cam bardağının…devamıKurtların saati ve persona filmlerine kıyasla daha çok keyif aldığımı söyleyebilirim.zor zamanlarda; mesela savaş zamanlarında aşk nedir,etik nedir,vicdan nedir? gibi soruları kurcalıyor yönetmen ve insan doğasının karanlık yönlerine dikkat çekerek bunların değişken ve kırılgan doğasına odaklanıyor. Medeniyetin kristal cam bardağının hayatta kalma dürtüsü tarafından parçalanışını izliyoruz.. Takdire şayan..sağlam film👍😎