bugün anayasa sınavımız açıklandı, geçmişim (bunun haklı gururunu daha sonra yaşayacağım) arkadaşımda 25 almış sırf bu yüzden benimle kavga etti? ben ona sınavdan önceki gün bile söyledim çalış diye, hallederim ya uyuyacağım şimdi dedi???? bir kaç saat önce yine yazıp…devamıbugün anayasa sınavımız açıklandı, geçmişim (bunun haklı gururunu daha sonra yaşayacağım) arkadaşımda 25 almış sırf bu yüzden benimle kavga etti? ben ona sınavdan önceki gün bile söyledim çalış diye, hallederim ya uyuyacağım şimdi dedi???? bir kaç saat önce yine yazıp sövmüş, kankaaa derdin ne
Spoiler içeriyor
Esenlikler, 12832818 kat ırkçı olmama sebep olan bir kitapla geldim, neyse geçelim kitaba. Bazı şeyleri bildiğimizi sanıyoruz ya; terör meselesi, ABD-Avrupa çıkar ilişkileri, içerideki siyasi dengeler falan... Bu kitap o bildiğimizi sandığımız her şeyi aslında ne kadar bilmediğimizi net bir…devamıEsenlikler, 12832818 kat ırkçı olmama sebep olan bir kitapla geldim, neyse geçelim kitaba.
Bazı şeyleri bildiğimizi sanıyoruz ya; terör meselesi, ABD-Avrupa çıkar ilişkileri, içerideki siyasi dengeler falan... Bu kitap o bildiğimizi sandığımız her şeyi aslında ne kadar bilmediğimizi net bir şekilde, belgeleriyle önümüze sunuyor. Mesele sadece olayları anlatması da değil, asıl çarpıcı olan bu kronikleşmiş terör ve dış politika denklemini tarihsel bir süreklilik içinde önümüze koyması. Okurken bir noktadan sonra yok artık bu kadar da olmaz diyorsun ama hepsi gerçek. Geçmişten bugüne kurulan o kirli tezgahları gördükçe insanın tansiyonu çıkıyor, ciddi bir sinir harbi yaşatıyor.
Milliyetçilik damarınızın tavan yapmaması imkansız, okudukça içindeki o aidiyet hissi öfkeyle karışık bir şeye dönüşüyor. Cidden gidin alın, okuyun, okutturun.
Esenlikler, Alev Coşkun'un bu kitabı benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Kitaba dair sevdiğim tek kısım; Kenan Evren güzellemesine girmemesi ve karşı devrim süreçlerine değinmesi. Kitabın neredeyse bütünü laiklik üzerine kurulmuş. Elbette Kemalizm’in temel taşlarından biri budur, ancak diğer…devamıEsenlikler, Alev Coşkun'un bu kitabı benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Kitaba dair sevdiğim tek kısım; Kenan Evren güzellemesine girmemesi ve karşı devrim süreçlerine değinmesi.
Kitabın neredeyse bütünü laiklik üzerine kurulmuş. Elbette Kemalizm’in temel taşlarından biri budur, ancak diğer beş ilkenin bu denli zayıf bırakılması kabul edilebilir değil. Hiç bilmeyen birisi bu kitabı okusa; Atatürk’ü sadece "sivil bir milliyetçi" ya da sıradan bir ulusalcı sanacak.
Atatürk’ün o tavizsiz Türkçü ve milliyetçi duruşuna, Kemalizm’in asıl karakterine gram değinilmemiş olması gerçekten can sıkıcı. Ayrıca bir yerde 'Türkiye halkı' denmiş bana masum gelmedi. Bizim çizgimiz "Ne mutlu Türk'üm diyene" iken, bu tarz esnetilmiş kavramlarla ideolojinin omurgasını eğip bükmek, Kemalizm’i özünden koparmaktır. Bir tarafı aydınlatacağız derken, asıl milli ruhu gölgede bırakmışlar.
bu kitabı aslında bugün normal karşıladığımız devlet, adalet ve hukuk gibi kavramların nasıl bir süreçten geçerek şekillendiğini çok güzel ele alıyor. hikaye Antik Yunan’da Platon’un o meşhur ideal devlet arayışı ve Aristoteles’in daha gerçekçi yaklaşımıyla başlıyor, oradan Orta Çağ’ın dini…devamıbu kitabı aslında bugün normal karşıladığımız devlet, adalet ve hukuk gibi kavramların nasıl bir süreçten geçerek şekillendiğini çok güzel ele alıyor.
hikaye Antik Yunan’da Platon’un o meşhur ideal devlet arayışı ve Aristoteles’in daha gerçekçi yaklaşımıyla başlıyor, oradan Orta Çağ’ın dini baskısı altındaki siyaset anlayışına uzanıyor. özellikle Machiavelli’nin siyaseti ahlaktan ayırıp tamamen bir güç oyunu olarak tanımladığı bölümler, modern dünyanın kapılarının nasıl aralandığını anlamak açısından çok kritik. devamında Hobbes, Locke ve Rousseau gibi isimlerin "insan neden bir devlet otoritesine ihtiyaç duyar?" sorusuna verdikleri farklı yanıtlar, bugünkü özgürlük ve demokrasi anlayışımızın temellerini oluşturuyor.
kitabın sonlarına doğru ise liberalizmden sosyalizme kadar pek çok ideolojinin kökenine iniliyor. yani özünde bu eser, her gün haberlerde gördüğümüz siyasi tartışmaların binlerce yıllık arka planını ve insanlığın kendi kendini yönetme çabasının evrimini anlatıyor.
Spoiler içeriyor
esenlikler, dürüst olmak gerekirse bu kitaba başlarken 800 sayfalık bir veri yığınıyla karşılaşacağımı biliyordum ama içine girdikçe meselenin sadece rakamlardan ibaret olmadığını anladım. zafer toprak’ın dili evet akademik ama aslında bize çok derin bir zihniyet değişimini anlatıyor. biz genelde ittihat…devamıesenlikler, dürüst olmak gerekirse bu kitaba başlarken 800 sayfalık bir veri yığınıyla karşılaşacağımı biliyordum ama içine girdikçe meselenin sadece rakamlardan ibaret olmadığını anladım. zafer toprak’ın dili evet akademik ama aslında bize çok derin bir zihniyet değişimini anlatıyor. biz genelde ittihat ve terakki dönemini hep siyasi kavgalar, darbe girişimleri veya savaşlarla biliyoruz; ancak bu kitap işin içindeki o ekonomik sancıları çok net bir şekilde önümüze koyuyor.
okurken şunu fark ettim: o dönemdeki milli iktisat arayışı aslında bir hayatta kalma çabasıymış. kapitülasyonların altında ezilen bir imparatorluğun kendi ayakları üzerinde durmaya çalışırken attığı her adımın ne kadar zorlu olduğunu, adeta bir iktisadi bağımsızlık savaşı verildiğini hissedebiliyorsunuz. açıkçası, Türk müteşebbislerin ve yerli sermayenin önünü açma çabasının o dönem ne kadar hayati görüldüğünü okurken, bugünkü ekonomik tartışmalarımızın kökeninin o günlere dayandığını fark ettim. hatta savaş yıllarında iaşe meselesinin (halkın beslenmesi) nasıl bir devlet politikasına dönüştüğünü görmek, o dönemin çaresizliğini çok daha iyi anlamamı sağladı.
bazı yerlerde istatistikler ve belgeler arasında biraz yorulsam da, yazarın dönemin ruhunu yansıtan o detaylı anlatımı sayesinde cumhuriyet’in ekonomik temellerinin aslında çok daha önceden, bu on yıllık süreçte nasıl atıldığını görmüş oldum. açıkçası bu kitap benim için sadece bir tarih okuması değil, bugünkü Türkiye’nin ekonomik yapısının köklerine dair bir farkındalık süreci oldu. bugünkü Türkiye'yi anlamak isteyen birinin sabırla bu kitabı okuması şart diye düşünüyorum. öyle bir çırpıda okunacak bir kitap değil belki ama bitirdiğimde bana çok şey kattı, okuduğum bölüme de faydası oldu.
şimdiden iyi okumalar dilerim 🫶🏿
Spoiler içeriyor
esenlikler, aslında farklı bir seriyi okuyordum ama o serinin ikinci kitabına geçmeden önce, hem kısa hem de bayadır kitaplığımda diye bunu okumak istedim. eser aslında sadece bir tarih anlatısı değil; savaşın en kanlı anlarında bile insan kalabilmenin ve düşmanlığın dostluğa…devamıesenlikler, aslında farklı bir seriyi okuyordum ama o serinin ikinci kitabına geçmeden önce, hem kısa hem de bayadır kitaplığımda diye bunu okumak istedim.
eser aslında sadece bir tarih anlatısı değil; savaşın en kanlı anlarında bile insan kalabilmenin ve düşmanlığın dostluğa nasıl evrilebileceğinin somut bir belgesi niteliğinde. kitabı incelediğimde, yazarın odağını sadece askeri stratejilere değil, daha çok Atatürk’ün vizyonuna ve Çanakkale’de karşı karşıya gelen iki farklı dünyanın (mehmetçik ve anzaklar) birbirine duyduğu saygıya yoğunlaştığını gördüm.
kitap, 1915 Çanakkale Savaşları’nın o gergin atmosferiyle başlıyor. ancak yazar, kronolojik bir savaş tarihinden ziyade, Atatürk’ün Anzaklarla olan temas noktalarını bir araya getiriyor. eserin en can alıcı kısmı, hiç şüphesiz 1934 yılında Atatürk’ün Anzak annelerine hitaben yazdığı o meşhur mektup etrafında şekilleniyor. yazar, bu mektubun tarihsel arka planını ve nasıl ortaya çıktığını belgelerle destekleyerek anlatıyor.
kitapta bence en dikkat çeken detay, Atatürk’ün savaştığı insanları hiçbir zaman "canavar" olarak görmemesiydi. onları, kendi topraklarından koparılıp getirilmiş, kandırılmış veya görevini yapan gençler olarak tanımlıyor. bu bakış açısı, kitabın geneline yayılan o naif ama güçlü barış dilinin de temelini oluşturuyor.
eserde belirgin bir ana karakterden ziyade iki büyük güç var: bir yanda vatanını savunan Türk askeri, diğer yanda ise binlerce kilometre öteden gelip ne için savaştığını bile tam anlayamayan anzak askerleri. Uluğ İğdemir, bu iki tarafın siperlerdeki karşılaşmalarını, birbirlerine yemek fırlatmalarını veya yaralıları taşıma anlarını anlatırken; savaşın aslında bireyler arasında değil, sistemler arasında olduğunu çok iyi hissettiriyor.
kitabı bitirdiğimde şu düşünceye kapıldım: dünya tarihinde, kendisini yok etmeye gelen bir düşmana "onlar artık bizim evlatlarımızdır' diyebilen başka bir lider herhalde yoktur. nitekim benim için kitaptaki en etkileyici kısım da Atatürk’ün, uzak diyarlardan evlatlarını harbe gönderen anaların gözyaşlarını dindirdiği o bölümdü.
kitabın kısa olması yanıltıcı olmasın; yazar, her sayfada yoğun bir duygu ve belge birikimi sunmuş. özellikle mektupların ve orijinal metinlerin kitapta yer alması, anlatılanların gerçekliğini ve etkileyiciliğini artırıyor. savaşın yıkıcılığına karşı insanlığın kazandığı bu sessiz zaferi anlamak için bu incelemenin çok kıymetli olduğunu düşünüyorum.
bir şans vermenizi tavsiye ederim. şimdiden iyi okumalar. 🫶🏿
Spoiler içeriyor
esenlikler, bayadır inceleme yapmıyormuşum, rahat on dakikadır nasıl ve nereden başlayacağımı sorguluyorum o yüzden hatam varsa affola. geçelim kitaba; kitabın temelde anlatmak istediği şey; Türk kültüründe kadının sadece ev içerisinde değil, devlet yönetiminde, diplomaside ve savaş meydanında da asli bir…devamıesenlikler, bayadır inceleme yapmıyormuşum, rahat on dakikadır nasıl ve nereden başlayacağımı sorguluyorum o yüzden hatam varsa affola. geçelim kitaba;
kitabın temelde anlatmak istediği şey; Türk kültüründe kadının sadece ev içerisinde değil, devlet yönetiminde, diplomaside ve savaş meydanında da asli bir unsur olduğudur.
yazar, islamiyet öncesinden Cumhuriyet'e kadar uzanan bir çizgide, Türk kadınının ikinci planda kalmadığını, aksine "hatun" ünvanıyla hakanın yanında karar verici olduğunu vurgular. yazara göre bu liderlik vasfı, bozkır kültürünün zorlu şartlarında hayatta kalma mücadelesiyle şekillenmiş doğal bir süreçtir.
kitap, bozkırın ilk ve en büyük kadın hükümdarı olarak kabul edilen Saka Türklerinin lideri Tomris Hatun ile başlar. Tomris Hatun’un Pers İmparatorluğu gibi dönemin devasa bir gücüne karşı sergilediği askeri deha, Türk kadınının devlet yönetme kabiliyetinin ilk somut örneği olarak sunulur. kitapta vurgulanan en önemli detaylardan biri de eski Türk devlet yapısındaki "ikili yönetim" sistemidir. Kağanların yanında "Hatun" ünvanıyla yer alan kadınların, kurultaylarda oy hakkına sahip olması, yabancı elçileri kabul etmesi ve devlet fermanlarına kendi mühürlerini basması, Türk kadınının yönetimdeki meşruiyetini kanıtlar niteliktedir.
kitabın ilerleyen sayfalarında yazar, bu güçlü kadın geleneğinin sadece islamiyet öncesiyle sınırlı kalmadığını, Türklerin yerleşik hayata geçiş sürecinde de form değiştirerek devam ettiğini örneklerle açıklıyor. özellikle Selçuklu dönemi üzerinde durulurken, devlet yönetiminde büyük ağırlığı olan Terken Hatun gibi figürler üzerinden bir analiz yapılıyor. burada dikkatimi çeken en önemli nokta; Türk kadın liderlerin sadece kılıç sallayan savaşçılar değil, aynı zamanda çok keskin bir siyasi zekaya sahip diplomasi ustaları olarak betimlenmesiydi. yazar, bu kadınların yeri geldiğinde saraydaki dengeleri nasıl değiştirdiklerini ve devletin geleceği üzerinde nasıl belirleyici bir rol oynadıklarını belgeleriyle ortaya koyuyor.
Osmanlı İmparatorluğu dönemine gelindiğinde ise, genel kanının aksine kadının etkisinin tamamen kaybolmadığı, "kadınlar saltanatı" olarak adlandırılan dönemle birlikte bu gücün saray hiyerarşisi içerisinde farklı bir boyuta evrildiği anlatılıyor. kitap, Hürrem Sultan veya Kösem Sultan gibi isimleri sadece hırslı karakterler olarak değil, devlet mekanizmasını ayakta tutmaya çalışan kişiler olarak ele alıyor. ancak yazarın asıl vurgusu, bu liderlik ruhunun halk tabanına yayılmış olması. Kurtuluş Savaşı yıllarına gelindiğinde, bozkırın antik çağlarındaki o mücadeleci ruhun Nene Hatunlarda, Şerife Bacılarda ve Halide Ediplerde yeniden vücut bulduğunu görüyoruz.
sonuç olarak kitap, Türk tarihindeki kadın liderliğini bir rastlantı veya istisna olarak değil; binlerce yıllık bir karakterin, bir törenin doğal bir yansıması olarak tanımlıyor. okuduğum bu eserden çıkardığım en güçlü sonuç şu oldu: Türk kadını, tarih sahnesinde hiçbir zaman erkeğin gerisinde kalmamış; aksine "Hatun" kimliğiyle devletin hem koruyucusu hem de kurucu ortağı olmuştur. bugünün modern Türkiye'sinde kadının sahip olduğu hak ve özgürlüklerin temeli de aslında bu kadim bozkır kültürünün genetik mirasından beslenmektedir.
her Türk kadınının okuması gereken kitaplardan, bir şans vermelisiniz. şimdiden iyi okumalar 🫶🏿
Spoiler içeriyor
Esenlikler, kitap aslında Mustafa Kemal hakkında yıllardır yayılan asılsız iddialara ve şehir efsanesi haline gelmiş yanlış bilgilere bir cevap niteliği taşıyor. Kitabın ana meselesi, özellikle internette veya kulaktan dolma bilgilerle yayılan kara propagandanın ne kadar dayanaksız olduğunu ortaya koymak. Yazar,…devamıEsenlikler, kitap aslında Mustafa Kemal hakkında yıllardır yayılan asılsız iddialara ve şehir efsanesi haline gelmiş yanlış bilgilere bir cevap niteliği taşıyor. Kitabın ana meselesi, özellikle internette veya kulaktan dolma bilgilerle yayılan kara propagandanın ne kadar dayanaksız olduğunu ortaya koymak.
Yazar, kitapta sadece kendi görüşlerini anlatmak yerine tamamen arşiv belgelerine, telgraflara ve resmi kayıtlara dayanarak ilerliyor. Mesela Lozan Antlaşması’nın gizli maddeleri olduğu yalanından tutun da, Atatürk’ün şahsi hayatı, ailesi veya dini inancı hakkında ortaya atılan tuhaf iddialara kadar pek çok konuyu tek tek ele alıyor. Bu iddiaların kimler tarafından, ne amaçla çıkarıldığını ve gerçeğin aslında ne olduğunu belgelerle ispatlıyor.
Özetle kitap, yakın tarihimizle ilgili kafa karıştırmak isteyenlerin kullandığı "hurafe" diyebileceğimiz bilgilere karşı bir rehber gibi. Okuyucuya, duyduğu her şeye inanmaması gerektiğini ve tarihin ancak belgelerle konuşulabileceğini hatırlatıyor. Dili çok sade olduğu için de okuyucuyu yormadan, karmaşık terimlere boğmadan konuyu net bir şekilde özetliyor.
Bir şans vermelisiniz, şimdiden iyi okumalar