Spoiler içeriyor
esenlikler, her yıl muhakkak izlediğim her izlediğimde de aynı duyguları hissettiğim bir film. gerçekten insanın içine işleyen türden zaten Eren’in de Ferhat Astsubay’ın da hikayesini hepimiz biliyoruzdur ama bunu böyle sinemada, o karadeniz’in köylerindeki halleriyle izlemek bambaşka bir şey. Eren’in…devamıesenlikler, her yıl muhakkak izlediğim her izlediğimde de aynı duyguları hissettiğim bir film. gerçekten insanın içine işleyen türden
zaten Eren’in de Ferhat Astsubay’ın da hikayesini hepimiz biliyoruzdur ama bunu böyle sinemada, o karadeniz’in köylerindeki halleriyle izlemek bambaşka bir şey. Eren’in o yokluk içindeki koşturmacası, ailesine yardım etmeye çalışırkenki o çocuksu halleri o kadar içten ki, sanki mahallemizin çocuğu gibi hissettiriyor.
Ferhat Astsubay ile aralarındaki o abi-kardeş muhabbeti de filmi çok güzel bağlamış, hiç yapmacık durmuyor. ayrıca oyuncularda rollerine çok iyi hazırlanmış zaten İsmail Hacıoğlu hakkında konuşmak bile istemiyorum kötü bir iş yapma ihtimali neredeyse yok ama Eren'i oynayan kişide doğallığı ile dikkat çekiyor.
Ferhat Gedik’in eşi Cemile Hanım’a gelecek olursak; aslında onun hikayesi, bir askerin arkasında duran o güçlü kadınların, asker eşlerinin yaşadığı gizli fedakarlığın özeti. Ferhat Astsubay vatanı korurken, Cemile Hanım da arkada yuvayı, aileyi ayakta tutan gizli kahramanlardan.
filmin sonu çok üzücü çok duygusal ama bu duygusallık aynı zamanda bir gurura dönüşüyor. sonunu bile bile izlemek insanın içini acıtıyor tabii, hani bazı filmler vardır ya, bittikten sonra bile saatlerce aklından çıkmaz, insanda konuşacak heves bırakmaz, bu da tam öyle bir film.
ikiside o gün, yan yana, aynı amaç uğruna, toprağa düştü. ruhları şad olsun 🇹🇷
Spoiler içeriyor
esenlikler, kitap genel olarak Türklerin dünyaya, gökyüzüne ve doğaya bakış açısını anlatıyor. her şeyin bir ruhu olduğuna inanılan o eski dönemlerde, gök tanrı inancının merkezde olduğunu ama işin içinde çok daha fazlasının bulunduğunu görüyoruz. yazar, evrenin nasıl oluştuğundan tut, iyilik…devamıesenlikler, kitap genel olarak Türklerin dünyaya, gökyüzüne ve doğaya bakış açısını anlatıyor. her şeyin bir ruhu olduğuna inanılan o eski dönemlerde, gök tanrı inancının merkezde olduğunu ama işin içinde çok daha fazlasının bulunduğunu görüyoruz. yazar, evrenin nasıl oluştuğundan tut, iyilik ve kötülük arasındaki o bitmek bilmeyen savaşa kadar her şeyi bir bir açıklıyor. özellikle yer-su ruhları, kutsal ağaçlar ve dağlar gibi doğa unsurlarının Türk kültüründe neden bu kadar önemli olduğunu çok güzel anlatmış.
sadece tanrılardan da bahsetmiyor şamanların dünyasına, ayinlere ve o dönemdeki insanların günlük yaşamındaki ritüellere de değiniyor. yani bu kitabı bitirdiğimde, aslında bugün bile farkında olmadan yaptığımız pek çok geleneğin kökeninin o eski mitolojik hikayelere dayandığını anladım. kısacası, Türklerin kültürel kökenini merak ediyorsanız, akademik bir dil olmadan her şeyi net bir şekilde bulabileceğiniz harika bir eser diyebilirim
kıymetli şehitlerimizden biri olan Enes Demir'den bahsetmek istiyorum; 1990 yılında Mersin'in Anamur ilçesinde dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren asker olmayı hayal eden Enes Demir, bu hayalini gerçekleştirerek Türk Silahlı Kuvvetleri'nde subay olarak görev yapmaya başlamıştır. Görev yaptığı süre boyunca disiplinli,…devamıkıymetli şehitlerimizden biri olan Enes Demir'den bahsetmek istiyorum;
1990 yılında Mersin'in Anamur ilçesinde dünyaya gelmiştir. Küçük yaşlardan itibaren asker olmayı hayal eden Enes Demir, bu hayalini gerçekleştirerek Türk Silahlı Kuvvetleri'nde subay olarak görev yapmaya başlamıştır. Görev yaptığı süre boyunca disiplinli, cesur ve vatanına bağlı bir asker olarak hem komutanlarının hem de silah arkadaşlarının saygısını kazanmıştır.
2016 yılında Güneydoğu'da yürütülen hendek operasyonları sırasında Diyarbakır'in Sur ilçesinde görev yapıyordu. Terör örgütüne karşı yürütülen bu zorlu operasyonlarda en ön safta yer alan askerlerden biriydi. 19 Şubat 2016 tarihinde operasyon sırasında teröristler tarafından tuzaklanan patlayıcıların etkisiyle bir bina çöktü ve Üsteğmen Enes Demir enkaz altında kalarak şehit düştü. Henüz çok genç yaşta olmasına rağmen vatanı için gözünü kırpmadan görev yapan bir subaydı
Onun hayatında en çok dikkat çeken şeylerden biri ise gazilikle ilgili söylediği sözlerdir. Operasyonlardan birinde yaralandığında kendisine gazilik unvanı verilmesi teklif edildiği söylenir.
Ancak Enes Demir bunu kabul etmez. Çünkü onun için önemli olan bir unvan değil, silah arkadaşlarının yanında görev yapmaya devam etmekti. Bu yüzden "bu yarayla gazi olunmaz." diyerek yeniden görevine dönmek istediğini söyler.
Hayatlarının baharında bu topraklar için can veren, ardında gözü yaşlı ana,baba,eş,evlat bırakan şehitlerimize çok şey borçluyuz. Onun ve nice şehitlerimizin ruhu şad olsun
esenlikler, size bir belgesel önerisiyle geldim. sovyet yönetmen sergei yutkeviç tarafından Atatürk'ün bizzat davetiyle ve kendi isteğiyle çekilen, bir dönem sansürlenen ve herkesin hayatında en az bir kere izlemesi gereken o belgesel 'Türkiye'nin Kalbi Ankara' anlatılanlara göre Atatürk hayattayken yaz…devamıesenlikler, size bir belgesel önerisiyle geldim.
sovyet yönetmen sergei yutkeviç tarafından Atatürk'ün bizzat davetiyle ve kendi isteğiyle çekilen, bir dönem sansürlenen ve herkesin hayatında en az bir kere izlemesi gereken o belgesel 'Türkiye'nin Kalbi Ankara' anlatılanlara göre Atatürk hayattayken yaz akşamları meydanlarda dev perdeler kurulur, bu belgesel halka izlettirilirmiş. bugün televizyonlarda, sosyal medyada gördüğümüz bir çok Atatürk görüntüsü de aslında bu belgesele ait.
peki bu kadar değerli bir belgeselin sansürlenme nedeni ne? 1969'da TRT'de yayınlanırken görüntü bir anda kesiliyor, gerekçe ise belgeselin sovyetler birliği ile olan dostluğu vurgulaması ve komünizm propagandası olarak algılanması.
henüz yollar bozuk, yoksul, yarı köy görünümündeki Ankara... bir yandan halkın mücadelesi, diğer yandan yükselen fabrikalar ve yepyeni bir ülkenin modernleşme heyecanı. Cumhuriyet'in hangi duygularla kurulduğunu anlamak için sadece bir saatinizi bu belgesele ayırmanız yeterli. tek ricam 1930'ların şartlarını düşünerek izlemeniz. şimdiden iyi seyirler dilerim
kıymetli şehitlerimizden biri olan Emre Fıstıkeken'den bahsetmek istiyorum; 14 Haziran 1993 tarihinde Nevşehir’de dünyaya gelen Emre Fıstıkeken, 6 Haziran 2013 yılında Balıkesir Polis Meslek Yüksekokulundan başarıyla mezun olmuştur. mezuniyetinin ardından ilk görev yeri olan Hakkari’ye atanmış ve Hakkari Özel Harekat…devamıkıymetli şehitlerimizden biri olan Emre Fıstıkeken'den bahsetmek istiyorum;
14 Haziran 1993 tarihinde Nevşehir’de dünyaya gelen Emre Fıstıkeken, 6 Haziran 2013 yılında Balıkesir Polis Meslek Yüksekokulundan başarıyla mezun olmuştur. mezuniyetinin ardından ilk görev yeri olan Hakkari’ye atanmış ve Hakkari Özel Harekat (PÖH) Şube Müdürlüğü bünyesinde görev yapmaya başlamıştır.
görev süresinin dolmasına ve tayin dönemine çok az bir zaman kala, 25 Mart 2016 tarihinde bölücü terör örgütü mensuplarıyla girilen çatışmada kahramanca savaşarak şehit düşmüştür. şehidimiz, bir nöbet değişimi sırasında hain pusuyu önceden fark ederek yaptığı müdahaleyle 40 silah arkadaşının hayatını kurtarmış ve adını tarihe kahramanlıklarla yazdırmıştır. onun ve nice şehitlerimizin ruhu şad olsun
Spoiler içeriyor
Esenlikler, 12832818 kat ırkçı olmama sebep olan bir kitapla geldim. Bazı şeyleri bildiğimizi sanıyoruz ya; terör meselesi, ABD-Avrupa çıkar ilişkileri, içerideki siyasi dengeler falan... Bu kitap o bildiğimizi sandığımız her şeyi aslında ne kadar bilmediğimizi net bir şekilde, belgeleriyle önümüze…devamıEsenlikler, 12832818 kat ırkçı olmama sebep olan bir kitapla geldim.
Bazı şeyleri bildiğimizi sanıyoruz ya; terör meselesi, ABD-Avrupa çıkar ilişkileri, içerideki siyasi dengeler falan... Bu kitap o bildiğimizi sandığımız her şeyi aslında ne kadar bilmediğimizi net bir şekilde, belgeleriyle önümüze sunuyor. Mesele sadece olayları anlatması da değil, asıl çarpıcı olan bu kronikleşmiş terör ve dış politika denklemini tarihsel bir süreklilik içinde önümüze koyması. Okurken bir noktadan sonra yok artık bu kadar da olmaz diyorsun ama hepsi gerçek. Geçmişten bugüne kurulan o kirli tezgahları gördükçe insanın tansiyonu çıkıyor, ciddi bir sinir harbi yaşatıyor.
Milliyetçilik damarınızın tavan yapmaması imkansız, okudukça içindeki o aidiyet hissi öfkeyle karışık bir şeye dönüşüyor. Cidden gidin alın, okuyun, okutturun.
kıymetli şehitlerimizden biri olan Hüseyin Aydemir'den bahsetmek istiyorum; Kırşehir'de dünyaya gelen Hüseyin Aydemir, hayalini gerçekleştirerek, 1986'da ilk tayini batman gercüş'e bağlı aydınca köyü'ne öğretmen olarak atandı. Hüseyin öğretmenin, okulunun önündeki direğe çektiği Türk bayrağı pkk'lı teröristleri rahatsız etti. teröristlerin tehditlerine…devamıkıymetli şehitlerimizden biri olan Hüseyin Aydemir'den bahsetmek istiyorum;
Kırşehir'de dünyaya gelen Hüseyin Aydemir, hayalini gerçekleştirerek, 1986'da ilk tayini batman gercüş'e bağlı aydınca köyü'ne öğretmen olarak atandı. Hüseyin öğretmenin, okulunun önündeki direğe çektiği Türk bayrağı pkk'lı teröristleri rahatsız etti. teröristlerin tehditlerine rağmen Türk bayrağını indirmeyen hüseyin öğretmen, 11 mart 1988'de, 26 yaşındayken bölücü hainler tarafından bayrak direğine asılarak şehit edildi.
Hüseyin öğretmenin bize verdiği en büyük ders; ne pahasına olursa olsun, bayrağımızı dalgalandırmaya çekinmememiz gerektiğidir.
onun ve nice şehitlerimizin ruhu şad olsun
Esenlikler, Alev Coşkun'un bu kitabı benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Kitaba dair sevdiğim tek kısım; Kenan Evren güzellemesine girmemesi ve karşı devrim süreçlerine değinmesi. Kitabın neredeyse bütünü laiklik üzerine kurulmuş. Elbette Kemalizm’in temel taşlarından biri budur, ancak diğer…devamıEsenlikler, Alev Coşkun'un bu kitabı benim için tam bir hayal kırıklığı oldu. Kitaba dair sevdiğim tek kısım; Kenan Evren güzellemesine girmemesi ve karşı devrim süreçlerine değinmesi.
Kitabın neredeyse bütünü laiklik üzerine kurulmuş. Elbette Kemalizm’in temel taşlarından biri budur, ancak diğer beş ilkenin bu denli zayıf bırakılması kabul edilebilir değil. Hiç bilmeyen birisi bu kitabı okusa; Atatürk’ü sadece "sivil bir milliyetçi" ya da sıradan bir ulusalcı sanacak.
Atatürk’ün o tavizsiz Türkçü ve milliyetçi duruşuna, Kemalizm’in asıl karakterine gram değinilmemiş olması gerçekten can sıkıcı. Ayrıca bir yerde 'Türkiye halkı' denmiş bana masum gelmedi. Bizim çizgimiz "Ne mutlu Türk'üm diyene" iken, bu tarz esnetilmiş kavramlarla ideolojinin omurgasını eğip bükmek, Kemalizm’i özünden koparmaktır. Bir tarafı aydınlatacağız derken, asıl milli ruhu gölgede bırakmışlar.
13.03.1899 Mustafa Kemal, Manastır İdadisi’ni bitirip İstanbul’a geldiği zaman, artık çocukluktan çıkmış, ne istediğini bilen, hırslı ve azimli bir gençti. Harbiye, onun için sadece askeri bir okul değil; payitahtın kalbinde siyaseti, dünyayı ve imparatorluğun çöküşünü izleyeceği bir gözlemeviydi. Derslerinde son…devamı13.03.1899
Mustafa Kemal, Manastır İdadisi’ni bitirip İstanbul’a geldiği zaman, artık çocukluktan çıkmış, ne istediğini bilen, hırslı ve azimli bir gençti. Harbiye, onun için sadece askeri bir okul değil; payitahtın kalbinde siyaseti, dünyayı ve imparatorluğun çöküşünü izleyeceği bir gözlemeviydi.
Derslerinde son derece başarılıydı. Özellikle matematik ve hitabet sanatına olan ilgisi, arkadaşları arasında saygı uyandırıyordu. Ama o, sadece ders kitaplarıyla yetinmiyordu; yasak yayınları okuyor, memleket meselelerini arkadaşlarıyla gizli toplantılarda tartışıyordu. Sınıfının en ön sıralarındaydı. Her sınav, onun için bir rütbe, her başarı annesine kanıtlayacağı bir zaferdi.
Nihayet 1902 yılının o kış günü geldi çattı. Sınavlar bitmiş, notlar ilan edilmişti. Harbiyeli Mustafa Kemal, bütün bu zorlu maratonu başarıyla tamamlamıştı. 1283 numarasıyla teğmen olarak Harbiye'yi bitirdi. 21 yaşındaydı...
Bu sonucu Selanik'te annesi Zübeyde ile üvey babası Ragıp Efendi'ye bildirirken, mektubunda hem onları sevindirici hem de kendi gururunu belirten kelimeleri ince bir dikkatle seçti. Bu resmî hitabet üslubunun arkasında, artık tatmin edilmiş ve aslında olumlu bir kompleksin, yani 'Görecekler, neler olacağım' kompleksinin saf ve mutlu çözülüşü vardı. Hayatının ilk savaşı kazanılmıştı.
Selanik'e gidecek mektubun zarfını kapatırken, bu zarfa bir de fotoğraf yerleştirdi. Bu fotoğrafta başında fesi, üzerinde yeni dikilmiş, omuzları apoletli, yakası sırmalı teğmen üniformasıyla poz vermişti. Kılıcı belindeydi ve sol eli kılıcının kabzasındaydı.
Selanik'te Teğmen Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde, bu mektubu aldığı ve zarfı açıp da eline bu resim geçtiği zaman, kim bilir nasıl sevinç gözyaşları dökmüştür. O gün Ahmet Subaşı Mahallesi'ndeki ev kim bilir nasıl akrabalar, komşularla doldu taştı... 21 yıl önce bu mahallede doğan bir çocuk, işte artık subaylık derecesine ulaşmıştı. İstikbalini kazanmış ve mahallenin yüz ağartan bir çocuğu olarak yetişmişti.
Artık o, dul bir kadının ne olacağı belirsiz yetimi değil; 'Zübeyde Hanım'ın subay oğlu Mustafa Kemal Efendi' idi.