kıymetli şehitlerimizden biri olan kemal yılmaz'dan bahsetmek istiyorum şehit kemal yılmaz, 1975 yılında konya'nın cihanbeyli ilçesinde dünyaya geldi. polislik mesleğini seçerek yıllarca türk milletinin huzur ve güvenliği için görev yaptı. özel harekat polisi olarak görev yapan yılmaz, meslek hayatı boyunca…devamıkıymetli şehitlerimizden biri olan kemal yılmaz'dan bahsetmek istiyorum
şehit kemal yılmaz, 1975 yılında konya'nın cihanbeyli ilçesinde dünyaya geldi. polislik mesleğini seçerek yıllarca türk milletinin huzur ve güvenliği için görev yaptı. özel harekat polisi olarak görev yapan yılmaz, meslek hayatı boyunca birçok zorlu operasyonda yer aldı. evli ve üç çocuk babasıydı.
2015 yılının sonlarında geçici görevle şırnak'ın cizre ilçesine gönderildi. o dönemde cizre'de terör örgütüne karşı yoğun operasyonlar yürütülüyordu. kemal yılmaz da silah arkadaşlarıyla birlikte büyük bir fedakârlık ve cesaretle görevini sürdürüyordu.
4 şubat 2016 tarihinde cizre'de gerçekleştirilen operasyon sırasında teröristlerin saldırısında ağır yaralandı. ilk müdahalenin ardından ankara'daki gata'ya sevk edildi. günlerce yaşam mücadelesi veren kahraman polisimiz, 12 şubat 2016 tarihinde şehadet mertebesine ulaştı.
şehit kemal yılmaz'ın cenazesi, memleketi konya'da binlerce vatandaşın katıldığı törenle son yolculuğuna uğurlandı. ardında gözyaşları içinde bir aile bıraksa da, milletine bıraktığı en büyük miras; cesaret, fedakârlık ve vatan sevgisi oldu.
bizler türk gençleri olarak bu topraklar için, bayrağımız için mücadele eden, canlarını seve seve feda eden şehitlerimizi unutturmamakla sorumluyuz. bugün kendi yurdumuzda özgürce yaşayabiliyorsak birileri bunun bedelini ödediği içindir. onun ve nice şehitlerimizin ruhu şad olsun
türk çocuğu: senin ve yurdun için can veren ulu şehitlerini unutma!
🇹🇷
Spoiler içeriyor
esenlikler. öncelikle belirtmem gerekir ki bu kitap benim için oldukça ağırdı ve hacminden dolayı çok uzun bir süre kapağını açıp okuyamadım bile. neyse, gelelim esere; amerikalı diplomat ve devlet adamı olan henry kissinger’ın yazdığı "diplomasi", dünya tarihini şekillendiren uluslararası ilişkiler…devamıesenlikler. öncelikle belirtmem gerekir ki bu kitap benim için oldukça ağırdı ve hacminden dolayı çok uzun bir süre kapağını açıp okuyamadım bile. neyse, gelelim esere;
amerikalı diplomat ve devlet adamı olan henry kissinger’ın yazdığı "diplomasi", dünya tarihini şekillendiren uluslararası ilişkiler mekanizmalarını ve güç dengelerini inceleyen bir eserdir. kitap, diplomasinin sadece masa başındaki görüşmelerden ibaret olmadığını; ülkelerin coğrafyaları, tarihsel birikimleri ve liderlerin karakterleriyle şekillenen dinamik bir süreç olduğunu anlatır. yazar, 17. yüzyıldaki otuz yıl savaşları'ndan başlayarak soğuk savaş'ın bitimine kadar uzanan geniş bir tarihsel süreci ele alırken iki ana ekolün çatışmasına odaklanır: devlet çıkarlarını her şeyin üstünde tutan "realpolitik" ile ilişkileri ahlak ve demokrasi gibi değerler üzerine kurmaya çalışan "idealizm".
avrupa tarihindeki güç dengesi arayışlarından iki dünya savaşı arasındaki diplomatik hatalara kadar pek compliments kırılma noktasını inceleyen kissinger, kendi görev yaptığı dönemdeki vietnam savaşı ve abd-çin ilişkileri gibi soğuk savaş dinamiklerini de birinci ağızdan aktarır. kitapta özellikle devletlerin kalıcı dostluklar değil, kalıcı çıkarlar üzerine kurulduğu gerçeği tarihsel örneklerle gözler önüne serilir.
bu eseri okumak, bir genç olarak bana küresel olaylara sadece duygusal değil, stratejik ve çok boyutlu bir vizyonla bakma alışkanlığı kazandırdı. özellikle türkiye'nin jeopolitik konumu düşünüldüğünde, dünyadaki krizleri ve ittifakları doğru analiz edebilmek adına bu tarz bir tarih ve strateji bilincine sahip olmak büyük bir önem taşımaktadır.
sonuç olarak kitap, güçlü bir gelecek inşa etmek isteyen gençlerin mutlaka uluslararası ilişkiler mekanizmalarını kavraması gerektiğini çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.
kıymetli şehitlerimizden biri olan sefter taş ve fethi şahin’den bahsetmek istiyorum; ığdır’ın aralık ilçesinde doğan piyade er sefter taş ve konya’nın çumra ilçesinde dünyaya gelen jandarma istihbarat er fethi şahin, vatan görevi için yola çıkmış iki gencecik türk askeriydi. sefter…devamıkıymetli şehitlerimizden biri olan sefter taş ve fethi şahin’den bahsetmek istiyorum;
ığdır’ın aralık ilçesinde doğan piyade er sefter taş ve konya’nın çumra ilçesinde dünyaya gelen jandarma istihbarat er fethi şahin, vatan görevi için yola çıkmış iki gencecik türk askeriydi. sefter taş 2015 yılında sınır karakolundan, fethi şahin ise 2016 yılında görev esnasında kaçırılarak suriye'de ışid terör örgütü tarafından rehin tutuldu.
zulmün her türlüsüne maruz kalmalarına rağmen vatanlarına ve bayraklarına olan sadakatlerinden bir adım bile geri atmadılar. takvimler 22 aralık 2016'yı gösterdiğinde, insanlık tarihinin gördüğü en barbar terör örgütlerinden biri olan ışid tarafından suriye'nin el-bab bölgesinde yakılarak şehit edildiler.
sefter ve fethi bizlere; bu toprakların bedelinin ne kadar ağır ödendiğini ve vatan sevgisinin can pahasına nasıl korunması gerektiğini gösterdiler. unutulmak en büyük ölümdür. onların adını unutturmamak, gösterdikleri iradeye sahip çıkmak hepimizin borcudur.
onların ve nice şehitlerimizin ruhu şad olsun 🇹🇷
kıymetli şehitlerimizden biri olan sinan sinanoğlu ve eşi şehit güleser sinanoğlu'ndan bahsetmek istiyorum. şehit sinan sinanoğlu, erzurum'un şenkaya ilçesine bağlı beşpınarlar köyü'nün muhtarıydı. aynı zamanda emekli orman muhafaza memuruydu. o dönemlerde bölgedeki terör tehdidi giderek artıyor, terör örgütü çevre köylere…devamıkıymetli şehitlerimizden biri olan sinan sinanoğlu ve eşi şehit güleser sinanoğlu'ndan bahsetmek istiyorum.
şehit sinan sinanoğlu, erzurum'un şenkaya ilçesine bağlı beşpınarlar köyü'nün muhtarıydı. aynı zamanda emekli orman muhafaza memuruydu. o dönemlerde bölgedeki terör tehdidi giderek artıyor, terör örgütü çevre köylere sızmaya çalışıyordu. özellikle şenkaya çevresi örgütün geçiş noktalarından biri hâline getirilmek isteniyordu. ancak sinan sinanoğlu, devletine bağlılığından asla taviz vermedi. köyünün terör örgütü tarafından kullanılmasına izin vermedi ve örgütün baskılarına boyun eğmedi.
anlatılanlara göre teröristler, sinan sinanoğlu'na kendi yanlarında durması için baskı yapmaya çalıştı. ancak o, geri adım atmak yerine köy meydanında yaptığı konuşmalarla "teröristler burada barınamaz" diyerek tavrını açıkça ortaya koydu. hatta gelen teröristlerden birini silahıyla bacağından vurduğu da aile yakınları tarafından anlatılan olaylar arasındadır. bu tavrı, onun ne kadar kararlı ve cesur biri olduğunu gösteriyordu.
şehit güleser sinanoğlu ise eşiyle birlikte aynı mücadeleyi paylaşan, fedakar ve güçlü bir anadolu kadınıydı. sinan ve güleser sinanoğlu'nun birbirlerini severek evlendikleri, çevrede herkes tarafından bilinen örnek bir çift oldukları anlatılmaktadır. ancak terör örgütü, devletine bağlı duran bu aileyi hedef aldı.
16 haziran 1990 tarihinde teröristler tarafından beşpınarlar köyü'ne düzenlenen baskında muhtar sinan sinanoğlu ve eşi güleser sinanoğlu saldırıya uğradı. iddialara göre saldırı sırasında güleser sinanoğlu, eşini korumak için kendisini öne attı ve ağır yaralanarak şehit oldu. sinan sinanoğlu ise eşinin acısına dayanamayarak kısa süre sonra hayatını kaybetti.
şehit çiftin geride 5 çocuğu kaldı. yıllar boyunca onların hikâyesi köy halkının hafızasında yaşamaya devam etti. aradan 27 yıl geçtikten sonra mezarları şehitliğe dönüştürüldü ve düzenlenen törenlerle yeniden dualarla anıldılar.
şehit sinan sinanoğlu ve şehit güleser sinanoğlu; yalnızca bir köyün muhtarı ve eşi değil, vatan sevgisinin, cesaretin ve sadakatin sembolü oldular. onların hikâyesi bugün hâla beşpınarlar'da anlatılmakta, fedakarlıkları nesilden nesile aktarılmaktadır.
onların ve evvelce gidenlerin ruhu şad olsun 🇹🇷
Spoiler içeriyor
esenlikler, her yıl muhakkak izlediğim her izlediğimde de aynı duyguları hissettiğim bir film. gerçekten insanın içine işleyen türden zaten Eren’in de Ferhat Astsubay’ın da hikayesini hepimiz biliyoruzdur ama bunu böyle sinemada, o karadeniz’in köylerindeki halleriyle izlemek bambaşka bir şey. Eren’in…devamıesenlikler, her yıl muhakkak izlediğim her izlediğimde de aynı duyguları hissettiğim bir film. gerçekten insanın içine işleyen türden
zaten Eren’in de Ferhat Astsubay’ın da hikayesini hepimiz biliyoruzdur ama bunu böyle sinemada, o karadeniz’in köylerindeki halleriyle izlemek bambaşka bir şey. Eren’in o yokluk içindeki koşturmacası, ailesine yardım etmeye çalışırkenki o çocuksu halleri o kadar içten ki, sanki mahallemizin çocuğu gibi hissettiriyor.
Ferhat Astsubay ile aralarındaki o abi-kardeş muhabbeti de filmi çok güzel bağlamış, hiç yapmacık durmuyor. ayrıca oyuncularda rollerine çok iyi hazırlanmış zaten İsmail Hacıoğlu hakkında konuşmak bile istemiyorum kötü bir iş yapma ihtimali neredeyse yok ama Eren'i oynayan kişide doğallığı ile dikkat çekiyor.
Ferhat Gedik’in eşi Cemile Hanım’a gelecek olursak; aslında onun hikayesi, bir askerin arkasında duran o güçlü kadınların, asker eşlerinin yaşadığı gizli fedakarlığın özeti. Ferhat Astsubay vatanı korurken, Cemile Hanım da arkada yuvayı, aileyi ayakta tutan gizli kahramanlardan.
filmin sonu çok üzücü çok duygusal ama bu duygusallık aynı zamanda bir gurura dönüşüyor. sonunu bile bile izlemek insanın içini acıtıyor tabii, hani bazı filmler vardır ya, bittikten sonra bile saatlerce aklından çıkmaz, insanda konuşacak heves bırakmaz, bu da tam öyle bir film.
ikiside o gün, yan yana, aynı amaç uğruna, toprağa düştü. ruhları şad olsun 🇹🇷
Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi, kıymetli esaslarından birisi dildir. Türk milletindenim diyen insan her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, camiasına mensupluğunu iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. Halbuki Adana'da Türkçe konuşmayan yirmi binden…devamıMilliyetin çok bariz vasıflarından birisi, kıymetli esaslarından birisi dildir. Türk milletindenim diyen insan her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, camiasına mensupluğunu iddia ederse buna inanmak doğru olmaz.
Halbuki Adana'da Türkçe konuşmayan yirmi binden fazla vatandaş vardır. Eğer Türk Ocağı buna müsamaha gösterirse, gençleri, siyasi, toplumsal bütün Türk teşekkülleri bu vaziyet karşısında hissiz kalırsa, en aşağı yüz seneden beri devam edegelen bu vaziyet daha yüzlerce sene devam edebilir. Bunun neticesi ne olur?
Efendiler; herhangi bir felaket günümüzde bu insanlar başka dille konuşan insanlarla el ele vererek aleyhimize hareket edebilirler. Türk Ocaklarımızın başlıca vazifesi, bu gibi unsurları -ki bunlar Türk vatandaşıdırlar, bugün ve gelecekte talih ve mukadderatımız birdir- bizim dilimizi konuşan hakiki Türk yapmaya çalışmaktır. Gençlerimizin bu yüksek vazifede az zamanda muvaffak olacaklarını ümit ederek sözlerime nihayet veriyorum
Mustafa Kemal Atatürk'
19 Şubat 1931 Tarihli Cumhuriyet Gazetesi Sayfa 4