bundan önceki "bağımsız" gönderimde de söylediğim gibi 10 ay gibi uzun bir süredir kitap okumadığım ve kitap okuma alışkanlığımı kaybettiğim için, sayfa sayısı az olan bir kitapla okumaya devam etmek istedim. bence bu kitabı seçerek başarılı oldum. 1 saatte bitirdim…devamıbundan önceki "bağımsız" gönderimde de söylediğim gibi 10 ay gibi uzun bir süredir kitap okumadığım ve kitap okuma alışkanlığımı kaybettiğim için, sayfa sayısı az olan bir kitapla okumaya devam etmek istedim. bence bu kitabı seçerek başarılı oldum. 1 saatte bitirdim kitabı. okuması bayağı keyifli idi, kitabın dili çok sürükleyici ve rahattı. hatta başta yazar kendisi de söylüyor "benim kalemim edebi kalem değil, ben avukatım, kolay yazıyorum" diye.
kitabın konusu; 2 farklı ve kısa polisiye hikâyeden oluşuyor. öyle aman aman garip ve ters köşeli hikayeler değil ama yine de insanda merak uyandırıcı niteliğe sahip hikayeler.
okuması dediğim gibi çok kolaydı. hiç yormadan sürükleyici şekilde devam ediyor.
ilk hikayeyi daha çok beğendim. ikinci hikaye de fena değildi.
yazarın daha fazla kitabı var mı, yok mu bilmiyorum, ama yazım şeklinden ötürü başka kitabı varsa okurum. beğendim
uzun zamandır kitap okumuyordum (tahmini 10 aydır) şimdi başladım. bakalım devam edebilecek miyim ? uzun zamandır okumadığım için yeniden alışma sürecinde zorluk yaşamayayım diye kısa bir ktiap seçtim. Shiro Hamao - şeytanın çırağı kitabını
ilk defa incelemesi zor bir film ile karşılaştım. ne yazacağımı bilmiyorum çünkü ne hissettiğimi bilmiyorum. anime beni çok üzdü. tüm zaman , mekan algılarım kayboldu. kendimi animenin içinde birisini veya bir yeri arıyormuş gibi hissediyorum. "ya ben de böyle şeyler…devamıilk defa incelemesi zor bir film ile karşılaştım. ne yazacağımı bilmiyorum çünkü ne hissettiğimi bilmiyorum. anime beni çok üzdü. tüm zaman , mekan algılarım kayboldu. kendimi animenin içinde birisini veya bir yeri arıyormuş gibi hissediyorum. "ya ben de böyle şeyler yaşadıysam ?" diye düşünüyorum.
sadece izleyin. mükemmel anime
bir "memento mori". "ölüm hatırası" , yani: "ölmek zorunda olduğunu hatırla." demek. "bir gün kesinlikle öleceğini unutma ve şu an yaşamak için tek sebebin bu. " insanları ve duygularını konu alan bu animede Quindecim isimli bir bar bulunur. insanlar öldükten…devamıbir "memento mori". "ölüm hatırası" , yani: "ölmek zorunda olduğunu hatırla." demek.
"bir gün kesinlikle öleceğini unutma ve şu an yaşamak için tek sebebin bu. "
insanları ve duygularını konu alan bu animede Quindecim isimli bir bar bulunur. insanlar öldükten sonra bütün anılarını kaybetmiş şekilde kendilerini barda bulurlar. ve bundan sonra oyun başlıyor. Decim bir hakem, insanların cehenneme ve ya cennete gideceğine karar vermek için var. bu kararı verirken de oynadıkları oyun sayesinde insanların karanlık ruhlarını yüzeye çıkarıyor ve karar veriyor.
animeye bayıldım ben. ilk bölümü izlediğimde "noluyo lan ?!" diye düşündüm, sonraki bölümlerde aydınlanınca gayet iyi anime olduğunu gördüm. insan duygularını çok güzel işlemişler , insanların ölüm korkusu geldiğinde neler yapacağını, yapabileceğini anlatmışlar.
Decim'in gelişimini çok beğendim.
Chiyuki de animedeki fav karakterim 💜
"insanlar senin düşündüğün kadar karmaşık değiller. insanlar basitler ve basit şeylere sinirlenip üzülürler. onlar böyledir işte. en küçük şeylerden çabucak etkilenir ve ne zaman düşeceklerini bilmeden yaşarlar. insanlar böyledir. "
3 gün içinde 2 farklı anime izledim, ikisinde de Kandata ve örümcek ağı hikayesini duydum. araştırdım ve hikâyenin gerçek isminin "Kumo No Ito" olduğunu öğrendim. açıkçası ilk duyduğumda da çok hoşuma gitmişti. şimdi de hem duydum, hem de okudum. çok…devamı3 gün içinde 2 farklı anime izledim, ikisinde de Kandata ve örümcek ağı hikayesini duydum. araştırdım ve hikâyenin gerçek isminin "Kumo No Ito" olduğunu öğrendim. açıkçası ilk duyduğumda da çok hoşuma gitmişti. şimdi de hem duydum, hem de okudum. çok hoşuma gitti
+hayat gerçekten çok gizemli bir şey. her hayat kendi yolunda ilerliyor ama birbirleri ile bağlantılılar. ve kimse nasıl biteceğini de bilmiyor. - doğru, ölene kadar kimse bilmiyor. hayır, öldükten sonra bile bilemezsin. ama , her şeyi ilginçleştiren de bu ,…devamı+hayat gerçekten çok gizemli bir şey. her hayat kendi yolunda ilerliyor ama birbirleri ile bağlantılılar. ve kimse nasıl biteceğini de bilmiyor.
- doğru, ölene kadar kimse bilmiyor. hayır, öldükten sonra bile bilemezsin. ama , her şeyi ilginçleştiren de bu , değil mi ?
Death parade
29 yaşındakı pizzacıda çalışan, kalbinde boşluk Satoru isimli birisi. bir kelebek görüyor, aynı olayları tekrar yaşıyor ve buna uyanış diyor. uyanışı yaşar yaşamaz tuhaflığın, problemin ne olduğunu arıyor, buluyor ve çözmeye çalışıyor. bir gün daha zor bir uyanış yaşıyor ve…devamı29 yaşındakı pizzacıda çalışan, kalbinde boşluk Satoru isimli birisi. bir kelebek görüyor, aynı olayları tekrar yaşıyor ve buna uyanış diyor. uyanışı yaşar yaşamaz tuhaflığın, problemin ne olduğunu arıyor, buluyor ve çözmeye çalışıyor. bir gün daha zor bir uyanış yaşıyor ve bunun sonucunda 18 yıl öncesine dönmüş oluyor. 18 yıl önce yaşanılmış cinayetleri çözmeye, zanlıyı bulmaya ve yakalamaya çalışıyor. tabi bu olaylar yaşanırken de duygulardan yoksun olmuyor. sanki kendini yeniden buluyor. sanki, 29 yıl boşuna yaşamışta , çocukluğuna tekrar döndüğü zaman çocukluğunu tekrar yaşıyor, anılar biriktirip dostluklar ediniyor.
bu zaman boyunca bir çok kişinin hayatına yön vermeye , geleceği değiştirmeye çalışıyor.
son günlerde izleyip çok sevdiğim anime oldu. yarım güne bitirdim. muhteşem bir haftasonu geçirdim sayesinde.
olay döngüsündeki geçmiş- gelecek yolculukları bazen bazı film/dizilerde çok fazla kafa yoran şekilde oluyor. ama bunda öyle değildi. çok fazla geçmiş-gelecek döngüsü olsa bile yormadan , dozunda ilerliyordu. ana hikayeden koparmadan devam ediyordu. bu yanını da çok beğendim.
BUNDAN SONRASI SPOİLER!!!!
⚠️⚠️⚠️ spoiler ⚠️⚠️⚠️
katilin kim olduğunu ilk başlarda tahmin etmek zordu, fakat belirli bir bölümden sonra öğretmenden şüphelenmiştim nedense. gerçi bunun sebebi animenin yorumlarında spoiler vermeden kendi hislerini yazan insanlar da olabilir. o yorumlar böyle düşünmeme yol açmıştır belki de.
animede katil ile Satoru arasında nefret yoktu. bunu Satoru da söylüyor. ama nedense bu beni rahatsız etti. evet , son bölümlerde öğretmenin anlattığı kısa hikaye çok güzeldi ve hikayeye güzel anlam katmıştı. bunu çok beğendim. ama dediğim gibi arada böyle bir şey olması rahatsız etti. ne de olsa katildi o.
animenin bir kaç yeri daha rahatsız etti beni. Satorunun 15 yılı kaybetmiş olması, o kadar eziyet çekmiş olması beni çok üzdü. animenin duygusal yanı da bu olsa gerek. belki de böyle olmasaydı anlamı olmazdı.
diğer bir şey, hep Kayo'nun Satoru ile evleneceğini düşünürdüm ben. hatta çocukluk döneminde Kayo Ile yaşadığı son zamanlardan sonra geleceğin Satoru ile Kayo'nun evlenecek olması üzerine değişeceğini düşünmüştüm.
animenin en sevdiğim karakterlerinden biri Satoru'nun annesi idi. ilk bölümde nedense pek haz etmesem bile.
diğeri ise Airi oldu. finalde Airi'ye de yer ayırmalarını çok beğendim. olmasa içimde ukte kalırdı. çünkü Satoru'ya çok yardımı dokundu. kendi hayatını bile riske attı.
genel olarak ise animede neredeyse bütün pozitif karakterleri beğendim. hatta öğretmenin Kayo'ya yardım ettiği zamanlardaki halini bile beğendim. sanki katilin içinde 2 kişi yatıyormuşcasına hareketleri vardı.
animede çok güzel alıntılar, kısa hikayeler vardı , bunlardan en aklımda kalanı 1) Kayo'nun "Yokluğumdaki Kasaba" kompozisyonu idi. 2) Öğretmenin söylediği hamster ve örümcekle ilgili hikâye idi. 3) Satoru'nun "Yokluğumdaki Kasaba" kompozisyonu idi.
en çok duygulandığım ise üçüncü oldu.
ve ondan bir alıntı ;
" bir kasaba düşünün, sadece ben yokum. işte orada dostlarım benim yerime anılar edindi bile.." 🥺🥺🥺
yine de dediğim gibi , Satoru'nun yaşadıkları zorluklar haksızlık idi.
manga yazarının da animede kendinden bir parça eklemesi hoşuma gitti.
böyle şeyleri çok seviyorum. doğal imza gibi sanki
Spoiler içeriyor
bir arkadaşım ısrarla önerdi diye izlediğim diğer herşeyi bırakıp Death Note'a başladım. eskiden Death Note'un daha popüler olduğu zamanlarda fanları çok cringe olduğu için assssla şans vermediğim bir anime idi. hep düşünürdüm neden böyle bu animenin fanları diye. o yüzden…devamıbir arkadaşım ısrarla önerdi diye izlediğim diğer herşeyi bırakıp Death Note'a başladım. eskiden Death Note'un daha popüler olduğu zamanlarda fanları çok cringe olduğu için assssla şans vermediğim bir anime idi. hep düşünürdüm neden böyle bu animenin fanları diye. o yüzden animeye karşı antipati yaşıyordum.
neyse geçelim anime hakkındaki görüşlerime. animenin genel konusunu çoook beğendim. çok değişik ilginç anime. benim için çok sevdiğim yanlarından biri de sadece 1 sezon olması ve kısa olması. ama bu kadar kısa iken yine de muhteşem anlar yaşatması.
Animenin müziklerini, en çokta ilk kısmının (galiba 15 bölüm) intro müziğini çok beğendim. çizimleri eski bile olsa muhteşem güzel. ve sıkmayan havası var. beğendim yani. bundan sonrası spoilerli yorumum.
SPOİLER İÇEREN ALAN!!!!
ben de bir çok izleyici gibi ilk iki bölümden sonra animeye bağımlı oldum. lakin benim için diyebilirim ki 15. bölüme kadar çok iyi devam etmişdi anime. ondan sonra L'in ölmesi ve yeni karakterlerin dahil olması ile beraber animeye karşı soğumuştum. ve olayların çok uzadığını düşünüyordum. çünkü gerçekten de öyle idi. her defa L Kira'nın kim olduğunu buluyordu ve her defa yakalayamayıp tekrara dönüyordu. aslında akıl oyunu tarafından bakarsak , evet çok güzel oluyordu öyle olması. çok zekice yazılmış bir anime. yazana karşı çok saygım arttı bu nasıl zekice yazılmış bir eser diye. çok beğendim. ama dediğim gibi 15 bölümden sonra biraz sıkıldım. esasta Near ve Mello ile tanışma bölümünde. ben doğrusunu söylersem Near ve Melloya hala ısınamadım. buna sebep belki de Kira taraftarı olduğum içindir. Ama Kira taraftarı olsam bile , L'e karşı çok saygım , sevgim vardı. L çok ikonik birşey idi. diğerleri sadece onun takliti idi.
Kira taraftarı olmam konusuna gelirsek, gerçekten her bölümde çok düşündüm, eğer benim karşıma böyle defter çıkarsa ne yaparım diye. bayağı da bir şeyler düşündüm açıkçası. bence ben de Light gibi kullanırdım defteri. adaleti kendim yaratmaya çalışırdım. çünkü malum son günlerde gündemden de gördüğümüz gibi adalet yok artık. o yüzden ben Kira taraftarıyım.
animede en sevdiğim karakterler; Kira, Ryuk, Aizawa, L ve biraz da Rem idi.
Kira'yı sevme sebebimi yazdım zaten , diğer sebebi ise gerçekten çok zeki olması. ama tabi onun da sevmediğim birçok yanı oldu. ilk başta kadınlara karşı davranışı idi sevmediğim özelliği. ikinci olarak kendi ailesine bile zarar vermeye çalıştı (kardeşini öldürmek istedi) , hatta babası onun yüzünden öldü.
Ryuk ise çok komik karakter olduğu için seviyorum. onun olduğu her bölüm çok pozitif idi benim için.
Aizawa çok derin işlenmiş bir karakter. ne kadar yan karakter olsa bile. diğer karakterlerden daha çok dikkat edilmiş. zekası (her ne kadar L ve Kira'ya yetişemese de) gözlem yeteneği ve içgüdüleri ile bence güzel bir karakter idi.
Rem karakterini Misa'ya olan sevgisi yüzünden çok seviyorum nedense.
ilk izlediğim zamanlarda Rem'in Genos'u sevdiğini (Misa'ya aşık olan ölüm meleği) düşünüyordum. Genos öldükten sonra Misa'ya Genos'un emaneti imiş gibi sahip çıktı. ve sonra onun için canını feda etti. soğuk bir karakterdi ve tek sevdiği Genos ve Misa idi.
L'i neden sevdiğim konusunda bence çok fazla konuşmaya gerek yok. ortada herşey. her ne kadar Kira taraftarı olsam da L benim bu güne kadar en sevdiğim anime karakterleri sırasına girdi.
canım L 🌹
animenin son bölümünü izlerken bir şey farkettim birden bire. Ryuk sanki senaristin kendisi idi. kendisini Ryuk olarak tasvir etmiş diye düşündüm. çünkü Kira'yı Ryuk yarattı ve Ryuk da öldürdü.
ve en sonunda Ryuk "çok eğlendim. biraz da olsa ikimiz de sıkıntımızı geçirdik" tarzı birşey söylüyor. o yüzden öyle düşündüm.
başka aklıma bir şey gelmedi. gelirse düzenlerim yine yorumu.
Şu sıralar animeye biraz ara verip Snowfall izlemeye başladım. iyi ilerliyor. bayağı beğendim. bitirdikten sonra gönderi eklerim. ama canım inanılmaz kitap okumak çekiyor, başlarsam devam etmeyeceğimi bildiğim için okumuyorum. of keşke herşeye vaktim yetse