Spoiler içeriyor
⚠️ Yazının ilk kısmında spoiler yok. Ama bir noktadan sonra filmin bütün sırlarını konuşacağım. İzlemediyseniz, oradan sonrasını okumayın. Bazı filmler vardır, bittiğinde "güzeldi" deyip geçemezsiniz. Angel Heart tam olarak öyle bir film. İlk başta klasik bir noir dedektif hikâyesi gibi…devamı⚠️ Yazının ilk kısmında spoiler yok. Ama bir noktadan sonra filmin bütün sırlarını konuşacağım. İzlemediyseniz, oradan sonrasını okumayın.
Bazı filmler vardır, bittiğinde "güzeldi" deyip geçemezsiniz. Angel Heart tam olarak öyle bir film. İlk başta klasik bir noir dedektif hikâyesi gibi başlıyor. Kayıp bir adam var, onu bulmaya çalışan bir dedektif var ve olaylar gittikçe daha karanlık bir hâl alıyor. Ama film ilerledikçe anlıyorsunuz ki aslında burada önemli olan katilin kim olduğu değil. Asıl mesele, insanın kendinden gerçekten kaçıp kaçamayacağı.
Filmin atmosferine ayrı bir parantez açmak lazım. Baştan sona insanın üstüne çöken tuhaf bir ağırlık var. Sürekli bir şeylerin ters gittiğini hissediyorsunuz ama tam olarak ne olduğunu çıkaramıyorsunuz. Bazı sahnelerde gerçekten içim daraldı. Yönetmen bunu öyle iyi kurmuş ki, müzikten ışık kullanımına kadar her şey sizi filmin o kasvetli dünyasının içine çekiyor.
Mickey Rourke'u izlemek çok keyifliydi. Harry Angel'ın yaşadığı kafa karışıklığını ve gerçeği anlamaya çalışmasını çok doğal hissettirdi. Robert De Niro ise çok az görünmesine rağmen Louis Cyphre karakteriyle filmin en akılda kalan ismi oluyor. Ne bağırıyor, ne tehdit ediyor, ne de gücünü göstermeye çalışıyor. Sadece sakin konuşuyor. Ama sanırım onu bu kadar ürkütücü yapan da tam olarak bu.
Filmi izlemediyseniz, buradan sonrasını okumayın.
---
⚠️ SPOILER
Final geldiğinde bütün parçalar bir anda yerine oturuyor ve bütün film boyunca aslında cevabı gözünüzün önünde duran bir gizemi izlediğinizi fark ediyorsunuz.
Harry Angel başka birini aramıyormuş. Meğer bütün film boyunca kendini arıyormuş.
Filmin en sevdiğim taraflarından biri de Louis Cyphre'in aslında Harry'ye tek bir kez bile yalan söylememesi oldu. Neredeyse her şeyi açık açık söylüyor. Sadece hem Harry hem de biz söylediklerini yanlış anlıyoruz. Filmi ikinci kez izlediğinizde, kurduğu cümlelerin başından beri gerçeği anlattığını fark etmek gerçekten inanılmaz.
Louis Cyphre karakterini de inanılmaz başarılı buldum. Çünkü bildiğimiz klasik şeytan tasviri değil. Boynuzları yok, kuyruğu yok, alevlerin içinde dolaşmıyor. Gayet şık giyinen, kibar, sakin konuşan bir adam. Robert De Niro öyle bir performans sergilemiş ki sesini yükseltmeden bile insanı rahatsız etmeyi başarıyor. Uzun tırnakları, o değişmeyen bakışları ve her şeyi en başından biliyormuş gibi tavırları, onun insan olmadığını hissettiren çok ince ama etkili detaylar.
Film boyunca sürekli yumurta yemesi de boşuna değil. Yumurta genellikle yaşamın ve ruhun sembolü olarak yorumlanıyor. Yönetmen bunu tekrar tekrar göstererek Louis Cyphre'in aslında insanların bedeninden çok ruhlarıyla ilgilendiğini hissettiriyor.
Benim için filmin en sarsıcı kısmı ise Harry ile Epiphany arasındaki ilişkinin gerçeğiydi. Finalde Harry'nin aslında Johnny Favorite olduğunu ve Epiphany'nin onun kızı olduğunu öğreniyoruz. O an film bir anda çok daha karanlık bir yere gidiyor. Hatta filmin bıraktığı ipuçlarına ve hayran yorumlarına göre Epiphany'nin oğlunun da Harry'den olabileceği ihtimali var. Bunu düşündüğünüz anda yaşanan trajedi çok daha korkunç bir boyuta ulaşıyor.
Bir başka sevdiğim detay ise Harry gerçeğe her yaklaştığında çevresindeki insanların ölmesi oldu. İlk izlerken sanki perde arkasında başka biri varmış gibi hissediyorsunuz. Ama final bize katilin başından beri Harry'nin kendisi olduğunu gösteriyor. Hafızasını kaybettiği için yaptıklarını kendisi bile hatırlamıyor.
Ve o final... Asansör sahnesi bence sinema tarihindeki en sembolik finallerden biri. O asansör sadece aşağı inmiyor. Harry'nin yıllarca kaçmaya çalıştığı kaderine, yani cehenneme doğru inişini simgeliyor.
Filmin bende bıraktığı en güçlü düşünce ise şu oldu: İnsan geçmişinden ve yaptığı seçimlerin sonuçlarından kaçamıyor. Johnny Favorite adını değiştirebilir, hafızasını silebilir, kendine yeni bir hayat kurabilir. Ama yıllar önce yaptığı anlaşmanın ve seçimlerinin bedelini ödemekten kaçamıyor.
Angel Heart benim için sadece bir psikolojik gerilim ya da dedektif filmi değil. Günah, kimlik, vicdan ve kaçınılmaz son üzerine kurulmuş çok katmanlı bir hikâye. En güzel tarafı da şu; film size gerçeği en başından beri gösteriyor. Ama siz de Harry Angel gibi, onu ancak en sonda görebiliyorsunuz.