Geçen bir arkadaşla oturduğumuzda bu harika filmin konusu geçti. Rüyamda ölümü gördüğüm bir sonbahar sabahına uyandım şimdi ve yine aklıma geldi. Ayşenur Kolivar'ın film için bestelediği müzikler, kartpostal gibi film sahneleri, derin sessizlikler, derin bakışlar, çaresizlikler, bir ömrün son baharı...…devamıGeçen bir arkadaşla oturduğumuzda bu harika filmin konusu geçti. Rüyamda ölümü gördüğüm bir sonbahar sabahına uyandım şimdi ve yine aklıma geldi. Ayşenur Kolivar'ın film için bestelediği müzikler, kartpostal gibi film sahneleri, derin sessizlikler, derin bakışlar, çaresizlikler, bir ömrün son baharı... Müthiş bir Özcan Alper filmi.
EYLÜL SONU
Günler kısaldı... Kanlıca'nın ihtiyarları
Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları.
Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa...
Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa...
İçtik bu nâdir içki'yi yıllarca kanmadık...
Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!
Ölmek kaderde var, bize ürküntü vermiyor;
Lâkin vatandan ayrılışın ıztırâbı zor.
Hiç dönmemek ölüm gecesinden bu sâhile,
Bitmez bir özleyiştir, ölümden beter bile.
Bu aralar Büyük Ev Ablukada dinlemek( konser albümü başka olmuş bence) sokakta rüzgarı hissederek umursamazca, sallana sallana yürüme hissiyatı veriyor. Sonbahar kokuyor şarkılar ya da ben sonbahar kokusunu şarkılara bulaştırıyorum :d Favori sanırım En Güzel Yerinde Evin ve Olanla Olunmaz.
"Neden her şeyi anlatmak varken anlatmazsın ki be adam, döksene içini, desene şu sıkıntım var şöyle hissediyorum diye, yardım istesene...! " derdim eskiden filmlerde ve kitaplarda böylesi durumlara rastgeldiğimde. Ama bir süredir demiyorum. Hatta son günlerde ise tek doğrunun bu…devamı"Neden her şeyi anlatmak varken anlatmazsın ki be adam, döksene içini, desene şu sıkıntım var şöyle hissediyorum diye, yardım istesene...! " derdim eskiden filmlerde ve kitaplarda böylesi durumlara rastgeldiğimde. Ama bir süredir demiyorum. Hatta son günlerde ise tek doğrunun bu tutum olduğunu düşünüyorum.
Bu da hayatın bizle alay etme biçimi sanıyorum.
Oysa hangi türden olursa olsun, nasıl da benziyoruz tüm insanoğlu. Bir etki-tepki meselesi ise bu olanlar, etki farklı sadece, tepki hep aynı.
Spoiler içeriyor
Serinin üçüncü kitabı. İlk iki kitaptan ayrılıyor ama belli açılardan. Şimdi o açılara ve hissettiklerime değineceğim.Bundan sonrası spoiler olacak. Müthiş sürükleyici bir son 50 sayfaydı diyebilirim. Yazarın kalemine bayılıyorum. Tıbbi terimleri anlamamama rağmen atlayasım gelmiyor ilgili kısımları. Maura'nın ve Jane'in…devamıSerinin üçüncü kitabı. İlk iki kitaptan ayrılıyor ama belli açılardan. Şimdi o açılara ve hissettiklerime değineceğim.Bundan sonrası spoiler olacak.
Müthiş sürükleyici bir son 50 sayfaydı diyebilirim. Yazarın kalemine bayılıyorum. Tıbbi terimleri anlamamama rağmen atlayasım gelmiyor ilgili kısımları. Maura'nın ve Jane'in özel hayatlarına yoğunlaşmış kanımca bu kitapta. Her iki karakter de içsel dünyasında çöküşler yaşadığı bir dönemde ve hatta okurken biraz yargılayıcı moda giriyorsunuz özellikle Maura'yı. Zaten kendisi kitaba tam anlamıyla dahil oldu artık.
Jane'e sinir oluyorum bazen. Öyle saçma öyle ergence çıkışları var ki aslında kişiliğinde derin yaralar var bunu anlıyorsunuz. İlk kitapta kadın polis olmanın zorluğuna ve kendisinin çekici olmamasına dem vururken ikinci kitapta yeteri kadar kendini kontrol edememesine dem vuruyordu. Bu kitapta da nasıl aptal bir kız gibi hamile kalırım benim hatam ahh demelerine şahit oluyorsunuz. Yani sürekli sinirli mızmızlanan hatta yer yer bencil bir karakter. Ama sempatik yanları yok değil, ki Ajan Dean ile bu kitapta evleniyor zaten.
Maura Isles ise... Eski kocası ile birliktelik yaşadığı sahnelerde yazar şunu aktarmak istemiş bence: bir insan ne kadar makul olabilse de bazen olmamayı tercih eder işte. Bazen makul davranmamak hayatın kendisidir ve asıl istenendir. Eski kocanla sorgulamadan yatmak gibi. Bana bir yarım kalmışlığın tamamlanması arzusundan daha fazlası gibi geldi bu olanlar. Sanki pedere duyduğu çekim de Maura'nın gri yanları ile ilgiliydi. Kitabın bir yerinde kendisini " neden böyleyim ve böyle adamlara ilgi duyuyorum" sorgulaması çok insaniydi ve dürüsttü. En azından sorguluyor. Ama durumun karmaşıklığı, sevişme esnasında hem pederin hem de eski kocasının yüzünü; hem ikisini hem hiçbirini görmesi ile anlaşılabilir. Maura aslında 40 yaşında yalnız bir kadın olmanın muhasebesini yapıyordu bence. Öyle ki işten eve gelmeden ışıkların kendiliğinden açılmış olduğu bir sistem bile kurmuş.
Tüm bunların dışında seri devam edecek benim için daha on kitap var evet ama şunu demeliyim artık: Karakterler sanırım içten içe ölmek istiyorlar. O kadar berbat bir beslenme düzeni, uyku düzeni var ki... Maura eve geldiğinde artık bir ceseti hatırlamamak için içkiye sarılıyor aç karnına. Tüm gece uyuyamıyor genelde. Sabah ilk iş kahve ve sonra iş. Rizzolide ise daha çok fast food ve kahve tüketiminin yanında düzensiz uyku.
Gerçi amerikanın genel beslenme düzeni bu şaşırmamak gerek. Ama Tess Gerritsen'ın bu anları romantize ettiğinin farkındayım açıkçası. İlk kitapta onu daha çok Catharina üzerinden yaptı. İşten eve gelen seksi doktor hemen mutfağa gidip dolaptan layeten olmayan bir içki çıkarır biraz yudumlar sonra o içki omuzları gevşetir yatıştırır. Sonra tırı vırı bir sandviç belki ve duş alıp yatış. Bunlar sağlıksız yaşamlar ama genelde yazarlar bunu yapıyorlar. Hele kahvesiz yapamazlar polisler hiç. Bir tane sabah yumurta haşlayıp zeytin peynir yiyen polis okumazsınız jdjdjdj Dedektif Dave Gurney mesela(John Verdon serisinin baş karakteri) tam bir kahve manyağıydı. Normalde o adamın bir sabah arabada kahvesini içerken rahatsızlanması gerekir ama hayır! kötü adamları yakalıyor!içimi döktüm sonunda.
Ayrıca yazar sanırım artık Boston Polis Departmanına değinmeme kararı almış. Genelde içeri girmiyor artık. İşleyişe Rizzoli üzerinden devam ediyor sadece. Yani bir dizi izlemek gibi artık. Bir sekans rizzoli bir sekans maura şeklinde ilerliyor.
Kitapta iki yer var ki çok tiksindim ve ara verdim okumaya. Birisi bebek otopsisi sahnesi. Diğeri ise Rizzolinin kızına tecavüz eden babayı yüzüne vurduğu sahne. Orda donakaldım sanırım. Aslında anlamamakta çok ısrar etmişim. Engelli doğum falan, her şey açıkmış...
Yine güzel bir kitaptı. Bugünlerime çok iyi geliyor.
01/09/2026
Bu kitapla Dune serisini okumaya son veriyorum. İlk kitabı da çok sevmemiştim açıkçası ama yine de arkadaşım ikinci kitabın edebi yönden kuvvetli olduğunu söyleyince şans vermek istedim. Evet belki öyleydi ama evren sarmıyor. Frank Herbert sanki bir yemek yapmak istemiş…devamıBu kitapla Dune serisini okumaya son veriyorum. İlk kitabı da çok sevmemiştim açıkçası ama yine de arkadaşım ikinci kitabın edebi yönden kuvvetli olduğunu söyleyince şans vermek istedim. Evet belki öyleydi ama evren sarmıyor. Frank Herbert sanki bir yemek yapmak istemiş ve içine her şeyden biraz koymuş gibi hissettiriyor hep. Birçoklarının düşündüğünün aksine bana yaratıcı gelmiyor Dune evreni ve içerdiği derinlik, semavi dinlerin kutsal kitaplarından birkaç söz ayıklayıp bir bilim kurguda onları uyarlamak gibi hissettiriyor.
İlk kitapta tek sempati beslediğim karakter Jessicaydı, o da bir Bene Gesserit olmasından kaynaklıydı. Geri kalan tüm önemli karakterler bir kadim medeniyetin tarihinde okuduğumuz kişiler gibiydi.
Velhasıl, hoşçakal Dune.
Bir içeriği tüketmemin akabinde sıra hayat hakkında birkaç söz söylemeye gelince artık şu alıntıyı hatırlayıp susuyorum. ♦Bana göre hayat bir dizi rastlantı ve bizim o rastlantılarla birlikte nasıl varolduğumuz ya da olmadığımız. Önce günaydın, sonra biraz haz, biraz acı, biraz…devamıBir içeriği tüketmemin akabinde sıra hayat hakkında birkaç söz söylemeye gelince artık şu alıntıyı hatırlayıp susuyorum.
♦Bana göre hayat bir dizi rastlantı ve bizim o rastlantılarla birlikte nasıl varolduğumuz ya da olmadığımız. Önce günaydın, sonra biraz haz, biraz acı, biraz aşk, biraz hayalkırıklığı, biraz sıcaklık, biraz yalnızlık, biraz boyun eğme, biraz başkaldırı ve ardından iyi geceler. Düş gücü ve tutkuları engellenmişler için ise hayat, çocukken oynadığımız oyunların büyüyünce izin verilmeyen oyunsuzluğu. Bence hayat burada saydıklarımla ve saymadıklarımla, tartışılması gerekmeyecek kadar sıradan ve yalın. İnsanlık tarihi boyunca onu karmaşık bir hale getirme yönünde öyle ustalaşmışız ki bazılarımız bununla ilgili bir şeyler söyleme ihtiyacını duyuyoruz; hayatın kendisinden çok, onu çözülmesi zor bir yumağa nasıl dönüştürdüğümüzü anlatabilme umuduyla. Bunlar benim görüşlerimdi, başkalarının her zaman söyleyecek farklı şeyleri olacak.
Hayat/ Engin Geçtan
Spoiler içeriyor
İlk kitap olan Cerrah'ın devamı diyebiliriz. Kitaba katılan Dr. Maura Isles ve Ajan Dean sanırım en sevindiğim şey oldu ikinci kitapta. Bundan sonrası Spoiler. Cerrah Warren Hoyt'un hapishaneden kaçtığı kısımda içimden hapishane müdürüne ve diğer sorumlu herkese inanılmaz sövdüm. Bazen…devamıİlk kitap olan Cerrah'ın devamı diyebiliriz. Kitaba katılan Dr. Maura Isles ve Ajan Dean sanırım en sevindiğim şey oldu ikinci kitapta. Bundan sonrası Spoiler.
Cerrah Warren Hoyt'un hapishaneden kaçtığı kısımda içimden hapishane müdürüne ve diğer sorumlu herkese inanılmaz sövdüm. Bazen "her insanın" temel hak ve özgürlükleri olduğu safsatasına faküktede nasıl inandırıldım bilmiyorum. Şu aralar katiller ve sapkınlar üzerine okumalar yapıyorum ve bu hastalık olarak nitelendirilsin veya nitelendirilmesin bazı gerçekleri neticeleri değiştirmiyor. Kitabın aslında en can alıcı kısımları oydu. Yani Dr. O'Donnell'in tıbbi bir vaka olarak nitelemesi tüm bu katliamları.
Kafatasındaki belli çatlakların veya profrental korteksteki olağan dışı durumların, bir insanı katil/cani/sapık yapabileceği tamam olsa da ,sapkın bir ruh halinin açıklamasının salt bu denli materyalist bir sebep olmaması gerektiğini vicdanen dahi anlıyorsunuz. Rizzoli ise kitapta tam olaram bu tezle O'Donnell'a karşı çıkıyor. Yazar ise hangi tarafta olduğunuzu size zorunlu olarak seçtiriyor.
Ayrıca modern infaz sistemleri üzerine de tekrardan düşündürdü eser. Warren Hoyt'un tercihen sapkın olduğunu anladığınızda ve bunun kemikleşmiş bir düşünce oluşu karşısında, "ıslah" edici bir infaz sisteminin beyhudeliği karşısında afallıyorsunuz. O gibiler( Gille de Rais veya Marki De Sade kadar sapkın bence) asla ıslah olmayacak çünkü.
Gelelim Rizzoli ve bu kitaptaki hallerine. Bana kalırsa karakter gittikçe oturaklı oluyor. Mesleğine düşkünlük sebepleri daha detaylı açıklanmıştı. Ajan Dean ile duygusal yakınlaşması ve buna dair tereddütler kitapta yalın ve net şekilde aktarılıyor. Bu bakımdan çok gerçekçi buluyorum eseri.
Yazarın sonunu pek bağlayamadığını ve aceleye getirdiğini düşünüyorum. Kimliği belirsiz kalan Çırak yani Hakim ile ilgili hâla pek şey bilmiyorsunuz. Rizzoli'nin bagaja konurken neden silahı alınmadı anlamıyorsunuz. Limuzin konusunda keza Rizzoli'nin dikkatsizliği hatsafada.
Üçüncü kitabı okumayı dört gözle bekliyorum.