Handke yalın yazım dili ve kısa cümlelerin ardına gizlediği sessiz çığlıklar ile etkileyici bir eser yaratmış.Nobel ödüllü yazarın okuduğum ilk kitabı idi. Marianne'ı anlamak kolay gözükebilir ama değil.Zaten eserde yanıltıcı olan buydu bana kalırsa.Anlıyorsunuz neden her şeyden uzaklaştığını,neden yalnız kalmayı…devamıHandke yalın yazım dili ve kısa cümlelerin ardına gizlediği sessiz çığlıklar ile etkileyici bir eser yaratmış.Nobel ödüllü yazarın okuduğum ilk kitabı idi. Marianne'ı anlamak kolay gözükebilir ama değil.Zaten eserde yanıltıcı olan buydu bana kalırsa.Anlıyorsunuz neden her şeyden uzaklaştığını,neden yalnız kalmayı isteyip yalnız ölmekten korktuğunu;ama bir yandan da anlamıyorsunuz, mutluluğun aynı zamanda ona neden korkutucu geldiğini,onun sadece tekdüze bir varlık düzleminde olmayı daha rahatlatıcı bulmasını. Romandaki diğer şahsiyetler,tıpkı hayatımıza aldığımız, birkaç karmaşık insanlık hallerine sahip olmaktan öteye gidememiş "birinci,ikinci ya da üçüncü dereceden tanıdıklarımızın" bazen olup bazen de olmamasını anımsattı.Romanın akışına birkaç cümle ile dahil olup uzaklaşıyorlar.Nadir karşılaşıyorum kitaplarda ama açıkçası seviyorum bu durumu.
Önerilir.Alıntı paylaşmayacağım zira sanırım kitabın salt bir yerinde güçlü bir monolog vardı o da kitap hakkında çok fazla şey söylüyor zaten.
Kendi potansiyelini kendisi yok etmiş bir film olmuş. İç savaşın sebeplerine dair izleyiciyi aydınlatma amacı gütmemiş yönetmen, savaş fotoğrafçısı olan Reuters muhabirlerinin mesleki deformasyonlarını yer yer çeşitli diyaloglarda göstermeye çalışmış. Başrol seçiminin doğru olduğunu düşünüyorum bu noktada ama spoiler vermeden…devamıKendi potansiyelini kendisi yok etmiş bir film olmuş. İç savaşın sebeplerine dair izleyiciyi aydınlatma amacı gütmemiş yönetmen, savaş fotoğrafçısı olan Reuters muhabirlerinin mesleki deformasyonlarını yer yer çeşitli diyaloglarda göstermeye çalışmış. Başrol seçiminin doğru olduğunu düşünüyorum bu noktada ama spoiler vermeden şu kadarını söyleyebilirim ki sen ön planda bunu işleyip arka planda savaş psikolojisini bize yaşatmak istiyorsan, ön plana aldığın konuya yakışır bir son sunmalısın. Hele ki bu sonu asla aceleye getirmemelisin, izleyiciyi boğmadan elbette... Ne bileyim mesela fotoğraflar çekildi film boyunca, bunları en sonda hızlıca geçebilirdin. Bir röportajla yahut... Gazeteciliğe yakışır bir son olabilirdi. Yarım bıraktı film bizi bu bakımdan.
Savaş romanlarında hissettiğim duyguyu bu yapımda da hissettiysem bu film başarılı olabilmiştir bu bakımdan. Gerçekten etkileyiciydi ama bi göz ucuyla izlersen filmi o kadar etkileyici de olmayabilir. Genelde sinemada izlediğinde kaçınılmaz olur bu atmosferi solumak zaten.
İzleyin izletin ama siz de bi yarım kalmış hissedeceksiniz sonunda. Hayal gücünüzle tamamlayabilirsiniz benim gibi.
Kafanın içinde çalan pilli bebek şarkıları sana yaşamı mırıldanırken; sen ona; içinde sözlerin olmadığı, zamandan ve mekandan soyut, sanki yüzlerce yıl yaşadığın ve birden, bütün bu kabus dolu anılara son verip yeniden ilelebet döneceğin o yeri hatırlatan notalarla karşılık verirsin.…devamıKafanın içinde çalan pilli bebek şarkıları sana yaşamı mırıldanırken; sen ona; içinde sözlerin olmadığı, zamandan ve mekandan soyut, sanki yüzlerce yıl yaşadığın ve birden, bütün bu kabus dolu anılara son verip yeniden ilelebet döneceğin o yeri hatırlatan notalarla karşılık verirsin. Vermek zorundasındır. Çünkü gerçek olan orasıdır. Sen gerçek değilsindir.
Ben kaliteli buldum. Birkaç tarihçinin yorumuna da denk geldim film hakkında, gayet gerçeğe bağlı kalındığı söylenmiş. Prodüksiyon kaliteli. Emek verildiği çok belli ama bir tık uzun mu sanki? Sinemada değil de evde izlesem on kere ara vermiştim. Filmin başları film…devamıBen kaliteli buldum. Birkaç tarihçinin yorumuna da denk geldim film hakkında, gayet gerçeğe bağlı kalındığı söylenmiş. Prodüksiyon kaliteli. Emek verildiği çok belli ama bir tık uzun mu sanki? Sinemada değil de evde izlesem on kere ara vermiştim.
Filmin başları film hakkında başka bir hava veriyor. Fenerbahçe Spor Kulübü üzerinden değil de sanki o zamanların türk takımlarında futbolculuk yapanların milli mücadeledeki savaşını falan izleyeceğiz sandım. Yine buna yakındı ama futbolu seyrettiğimiz de bir yapımdı, e bu da çok güzeldi.
Beşiktaşlıyım,takımımın mazisi ile de gurur duyarım ama Fenerbahçe'nin mazisindeki başarılar bir yana, milli mücadelede takımın başkanından kaptanına her ferdinin türk evladı gibi yüreği ile fenerli olduğunu görmem beni en çok etkileyendi. Nejat İşler harbi kral oyuncusun ondan iyisi de oynayamazdı o rolü.
Atatürk'ü canlandıran İsmet Paşayı canlandıran Vahdettini canlandıran, hemen hemen tüm tiplemeler tam oturmuş kanımca.
Kısacası Türklük hakkında Kuvâ-yı Milliye ruhu hakkında çok şey anlatan,göz dolduran bir güzel film...
Bu mangaya giriş yaparken tereddütlerim vardı sonuçta benim için ilkti ve belki de mükemmel olacak bir okuma deneyimini berbat bir hikaye ile mahvedecektim.Öyle olmadı.Bu nedenle ilk defa bu türü okuyacakların bu seriden başlaması yanlış olmaz. Kurgu çok güzel. Bazı canavar…devamıBu mangaya giriş yaparken tereddütlerim vardı sonuçta benim için ilkti ve belki de mükemmel olacak bir okuma deneyimini berbat bir hikaye ile mahvedecektim.Öyle olmadı.Bu nedenle ilk defa bu türü okuyacakların bu seriden başlaması yanlış olmaz.
Kurgu çok güzel. Bazı canavar tiplemeleri alışageldik mitolojik yaratıklar olsa da bunun üstüne bir şeyler ekleyebilmişler. Ya da bir şövalyeyi büyülü gösterip okuyucuda başka ne çıkacak acaba şimdi dedirtmeyi başarabilmişler. Çizimler gerçekten çok iyi olduğu için bu serinin dizisi çıkacak olsa da mangasını okumak abes kaçmaz. Zaten herhangi bir şeyin dizisi filmi çıkmadan ya da çıktıktan sonra da kitabını okumak hep daha iyidir.
Seride hep Sung Jin-Woo'nun hangi sebeple oyuncu olarak seçildiğini ve bu görevlendirme-seviye atlama-unvan kazanma serüvenlerinin felsefesini merak ediyorsunuz, dolayısıyla günde 10 bölüm falan okuyorsunuz. 180 küsür bölümdü yanlış hatırlamıyorsam. Okuyacaklar internette bulabilirler.
Bir şeyleri şiiri ile dökemedikten sonra kuru laf salatasından başka nedir edebiyat anlamıyorum. Kastım uyak redif değil Alışkanlıklardan ayrılmak için kazandığımız o alışkanlıklardan sıyrılabildiğimiz kısa anlar. Beklenen otobüslerde ya da çalışma masandaki kahve bardağının kenarlarında, klavyendeki tozda ya da bilmem…devamıBir şeyleri şiiri ile dökemedikten sonra kuru laf salatasından başka nedir edebiyat anlamıyorum.
Kastım uyak redif değil
Alışkanlıklardan ayrılmak için kazandığımız o alışkanlıklardan sıyrılabildiğimiz kısa anlar.
Beklenen otobüslerde
ya da çalışma masandaki kahve bardağının kenarlarında,
klavyendeki tozda
ya da bilmem nerenin bilmem neresindeki,tanımadığın alemlerdeki olası yaşamında,
ordaki güneşin sıcaklığı cildinde yayılırken
bilinmeyenlerdeki kayboluşlarında...
çok yorucu yoksa eğer her şey
anlamını arıyorsan
şiir bana kalırsa kelimelere hiç bulaşmamalıydı
kendisi diğer sanat dallarının ardındaki derin mâna olmalıydı
bir fotoğrafa bakınca zihinde yoğunlaşan bir zevk gibi
siyah beyaz bir filmde ara sıra yakaladığım o ben yüzyıllar önce de yaşamışım demeye götüren tarifsiz zaman algısı
varlıktaki başıboşluğun yüzündeki ifadesi
yüzünün şiirselliği evet
bir nevi hani
tam olarak içkin bir kavram olmalıydı şiir
Davalar ne olursa olsun,savaşın üzerimizdeki etkisi hayatın devamı için gerekli olan motivasyonun "saçmalığı" bilincini uyandırıyor.20.yy'daki vahşetin içinden doğan romanların,şu sıralar haberlere kulak tıkamayan okurlar tarafından daha iyi anlanacağını düşünüyorum.İnsanın değersizliğinin kat sayısı bu coğrafyalarda asla azalmıyor.
Geceyi beklermişiz daha insani hesaplaşmalar için.Gün boyu damalı bir buz üzerinde doğru adımları ararken ve düşmezken henüz, akşama yatağa senle sokulanlarla yine bir hesaplaşma yeniden... ... O bu şu ve diğer zamirlerin o olmaması rastgelmiş kombinasyonlarıyız.Ne bu suratlar,ne bu kibir,ne…devamıGeceyi beklermişiz daha insani hesaplaşmalar için.Gün boyu damalı bir buz üzerinde doğru adımları ararken ve düşmezken henüz, akşama yatağa senle sokulanlarla yine bir hesaplaşma yeniden...
...
O bu şu ve diğer zamirlerin o olmaması rastgelmiş kombinasyonlarıyız.Ne bu suratlar,ne bu kibir,ne bu ben farklıyım demenin haksız gururu...
...
Bazı anlar önemsememekte mutlu olmak, erginlikteki kademelenmelerin en iyisi bence...
...
Geleceğe öykünmek.İki kelime eylemlerimiz...
...
Bazen dünyanın muhtelif yerlerinde birbirinden habersiz insanlar olsak diyorum.Böylece yazı dili ile gerçek benliklerini yansıtabilen insanlar olurduk belki,kim bilir...
...
Kelimeler ya önemini yitirip utanç simgesi olacak ya harflerine ayrılıp bir bir kaybolacaklar şu hayattan,bunlar sahiden olacak...
...
Küçükken sürekli yaptığım ama uymadığım ders programlarını özledim,özleyeceğim de...
...
Gitar,birkaç ritim,sessizlik,ritim ve akabindeki beyin otokontrolü...Alışkanlık kazanmak biz onu planlamıyorken çok kolay...
...
Gün içinde herhangi bir zorluk,bir pes ediş,serzeniş ve zihnimde koordinatlarımın yokluğu,başka küçük koordinatlardaki büyük sorunlar olduğu yahut hiçbir şey olmadığı sadece orda olduğu ve devam ettiği düşüncesi;iyi ki varsın...
...
Yarınlarda hep farklı bir şeyler yazabilmemin umudunu taşımam, beni yazmaktan alıkoyarken; yarınların sadece aynı şeylerin farklı sözcüklerde dökümü olacağı düşüncesi, beni edebiyattan tamamen soğutuyor...
...
...
İnanılmaz bir sezon finali yaptı dizi.2.sezon çekimleri ne alemde bilmiyorum ama bu minvalde yaratıcı yapımlarda temel dinamikler sebebiyle dizi size saat baktırmıyor. Neyin ne olduğuna herkes bakabilir internetten ama fikirlerim şöyle ki: -Yapımda ilmek ilmek işlenen konu sezon finalinin yaklaştırdığını…devamıİnanılmaz bir sezon finali yaptı dizi.2.sezon çekimleri ne alemde bilmiyorum ama bu minvalde yaratıcı yapımlarda temel dinamikler sebebiyle dizi size saat baktırmıyor.
Neyin ne olduğuna herkes bakabilir internetten ama fikirlerim şöyle ki:
-Yapımda ilmek ilmek işlenen konu sezon finalinin yaklaştırdığını hissettirdi.Sabredilmiş yaklaşık 5 bölüm var.Son iki bölüm nefes almadan izlettirdi lakin oraya kadar Umbrella şirketinden hallice Lumon şirketini anlamaya başlıyorsunuz.
-Hikayenin Helly kısmını son bölüme saklamaları dizinin rizikosu izleyenler için.İki ana karakterden biri çünkü ve Helly'nin dışsal karakterini bilmeden bu izleyici dizide bi noluyor ya der 8.bölüme kadar.
-Irvig sen çok gereksiz bir karakter olmuşsun.
-Mark ablak bir tip biraz.İzleyiciye duygu veremedi.Vermeli miydi? Yoo aslında şart değildi bence.Ama hani bazı acılar yaşamışsın bu işi tercih etmişsin bu sebeple,bunu bize ilk sekanstan sonra asla gösteremediğini düşünüyorum.
-Yönetmeni ayakta alkışlıyorum.Tam olarak çağımızın beyaz yakalılarının bilgisayar başındayken gelen "saçma" hissiyatını,memurların sisifosun ıstırabını andıran çalışma düzenlerini hatırlatacak sertlikte olmuş dizi.
-Öte yandan dünyanın en angarya şirketlerinden birinin platformunda çıkması bu dizinin...E bu da ilginç,tartışılır tabii.