Buram buram Anadolu buram buram Anadolu insanı... Aytmatov'un , Tolstoy'un işlediği bozkırı bozkır insanını hissettim. Necati Cumalı'nın da kalemine sağlık, Metin Erksan bence zamanının en iyi yönetmenlerinden ve bence Sevmek Zamanından daha iyi daha başarlı işlemiş. Erol Taş'ta bence filmi…devamıBuram buram Anadolu buram buram Anadolu insanı... Aytmatov'un , Tolstoy'un işlediği bozkırı bozkır insanını hissettim. Necati Cumalı'nın da kalemine sağlık, Metin Erksan bence zamanının en iyi yönetmenlerinden ve bence Sevmek Zamanından daha iyi daha başarlı işlemiş. Erol Taş'ta bence filmi bildiğiniz sırtlamış tek başına. Filmde yer alıp kamera arkası veya önü vefat edenlere Allah rahmet eylesin... İzlenir
Böyle ara ara aklınıza gelen , ilk okuduğunuz ya da yakın uzak başkabirisinden işitipte aklınızda kalan söz var mı? Bir filmden replik de olabilir. Bir kitaptan alıntı da ya da şarkı sözüde olabilir. Aklınızda kalan, içinize dokunan ve hep sizinle…devamıBöyle ara ara aklınıza gelen , ilk okuduğunuz ya da yakın uzak başkabirisinden işitipte aklınızda kalan söz var mı? Bir filmden replik de olabilir. Bir kitaptan alıntı da ya da şarkı sözüde olabilir. Aklınızda kalan, içinize dokunan ve hep sizinle kalacak olan...?
Benim yıllar önce televizyonda denk geldiğm bir spor tartışma programında Alp Pehlivan'dan duyduğum söz kaç yıl geçsede hala hatırımda
- Ölü senin olmayınca helva tatlı gelir.
Bu kitabı okuyalı çok ama çok uzun zaman oldu ama , üzerine bu denli okuma zevkini dibine kadar yaşadığım başka bir kitap olmadı ya da belki de çıtayı o kadar yükseke koydu ki ne okusam yanında sönük kaldı. Ne kadar…devamıBu kitabı okuyalı çok ama çok uzun zaman oldu ama , üzerine bu denli okuma zevkini dibine kadar yaşadığım başka bir kitap olmadı ya da belki de çıtayı o kadar yükseke koydu ki ne okusam yanında sönük kaldı. Ne kadar da güzel bir kitapsın sen öyle :)
Akıcı sürükleyici kitap arayanlar için öneririm.
Yeni bir güne gireli epey oluyor. 7 Şubat gecenin üçü ve güzel de ilerliyoruz zaman hıphızlı geçiyor. Kim bilir belki bu yazıyı okuduğunuz vakit günü yarılamış ya da sonlandırıyor olucaksınız belki de yayınladıktan hemen sonra okuyacaksınız gerçi ne farkeder göz…devamıYeni bir güne gireli epey oluyor. 7 Şubat gecenin üçü ve güzel de ilerliyoruz zaman hıphızlı geçiyor. Kim bilir belki bu yazıyı okuduğunuz vakit günü yarılamış ya da sonlandırıyor olucaksınız belki de yayınladıktan hemen sonra okuyacaksınız gerçi ne farkeder göz açıp kapayıncaya değin aylar geçicek ve nasıl geçtiğini dahi anlayamadığımız yıllar üzerini örtecek. Mesele bugünün ya da her şeyin hıphızlı geçmesi değil mesele hatırlatmak ve hatırlamak , günümüzde en çok değer verdiğimiz şey ya da değer verdiğimizi göstermek için yırtındığımız o Hatırlamak
Upuzun zamandan beri insan ilişkileri dahilinde herbir şeye karşı samimiyetimi yitirdiğim şu sıralarda bir söz aklımın bir köşesinde sağlamlaştırdığı yerinde hep kendini bir şekilde belli ediyor ; "İnsan nisyan ile malûldür. Nisyan ile mamur." bunu derken büyüklerimiz biz insanlar olarak bunun ( Unutmak ) bir eksiklik mi yoksa hayatımıza devam edebilmemiz için bir gereklilik mi diye üzerine düşünmemiz için çok güzel bir fırsat sunmuşlar. Örneğin dün daha doğrusu birkaç saat önce 6 Şubattı ve üzerinden su gibi 2 yıl geçti ,evet çok üzüldük ağladık duygulandık ve bir daha böyle bir felaketin yaşanmamasını temenni ettik. Peki böyle büyük bir acı sonrasında anmak dua etmenin yanında şunu hiç sorduk mu kendimize ülkece Allah korusun bir daha yaşanması dahilinde bu kadar insanımızı tekrardan kaybetme durumumuz var mı ?
Ailem ben ya da çevrem deprem konusunda ne denli bilinçli. Böyle bir felaketin sorumlusu olacak ehil olmayan vicdan namına hiçbir şey ifade etmeyen insanlar nesiller yetişiyor mu eğitim sistemi nasıl ? Adalet kavramı gerçekten var mı bunun inşası nasıl olur varsa ben nasıl yardımcı olurum diye düşündük mü ?
Yoksa öyle ekran başında faillerine lanet okumakla mı geçirdiniz o deniz kumlu binaların, ya da sadece tekrar yaşanmaması için bir dua mı okudunuz bunlar yanlıştır demiyorum hatta belki elinizden belki sadece bu geldiği için bunu bunları yapabilirsunuz yapabiliyoruz. Benim takıldığım şey bunu sadece bir günle bu günle sınırlandırıyor olmamız. Örneğin mimari teknolojide ne denli geliştik gelişiyoruz. Ya da en basitinden şuan telefonlarınızda afet uygulamaları mevcut mu ilkyardım çantanız var mı ?
Söz konusu hatırlamak olunca evet bugün böyle bir gündü deyip bu olaydan kötü etkilenmiş,dramatik ya da mucizevi bir kaç örnek verip günü sonlandırıyoruz. Bu bana çok yapmacık geliyor. İyi de insanlarımızı hatırlamayalım anmayalım mı dediğinizi duyar gibiyim. Hatırlayalım, anıp acılarını paylaşalım ama böyle değil gerçekten böyle değil. Bilinçlenelim bilinçlendirelim. Çünkü şunu çıkarmayın aklınızdan "Ölü sizin evden çıkmayınca helva tatlı gelir " diye bir söz söylemiş büyüklerimiz. Belki sizi tanımıyorum sizde beni tanımıyorsunuz tanışmayızda kimbilir ömür boyu ama gerçekten değerli olduğunuzu unutmayın varlığınız size sevdiklerinize bir armağan.
Paragrafın başında ki cümle beni ordan ta buralara kadar getirdi hatırlatmak mabında :)
"İnsan nisyan ile malûldür. Nisyan ile mamur."
Esenle sağlıcakla kalın :)
Dipnot : saat 04:04
Spoiler içeriyor
"Sırça köşk dışarıdan pırıl pırıl görünürdü, ama içinde çürümüşlük vardı." "Sırça Köşk", Sabahattin Ali'nin 1947 yılında yayımladığı bir öykü ve masal derlemesidir. Kitap, yazarın toplumcu gerçekçi anlayışının güçlü bir örneği olup özellikle adını taşıyan son masalıyla dikkat çeker.13 hikâye ve…devamı"Sırça köşk dışarıdan pırıl pırıl görünürdü, ama içinde çürümüşlük vardı."
"Sırça Köşk", Sabahattin Ali'nin 1947 yılında yayımladığı bir öykü ve masal derlemesidir. Kitap, yazarın toplumcu gerçekçi anlayışının güçlü bir örneği olup özellikle adını taşıyan son masalıyla dikkat çeker.13 hikâye ve 4 masaldan oluşur. Öykülerde yazarın klasik anlatımıyla toplumsal adaletsizlik, fakirlik, bürokrasi, baskıcı yönetimler, birey-toplum çatışması ve ahlaki yozlaşma gibi konular ele alınır. Kitaba adını veren "Sırça Köşk", toplumsal ve siyasal eleştiriyi simgesel bir anlatımla işleyen bir masaldır. Kitap ,1947’de yayımlandıktan sonra Türkiye’de yasaklanmış, yazarın muhalif kimliğini pekiştirmiştir. Kitapta halk, yaşadıkları zor hayattan bunalmış ve daha rahat bir yaşam istemektedir. Bunun üzerine bazı kişiler yüksek camdan (sırçadan) bir köşk yapar ve halka buradan yön vermeye başlar. Başlangıçta insanlar bu kişilere inanır ve dediklerini yapar. Ancak zamanla, sırça köşktekilerin halktan uzaklaştığı, onları sömürdüğü fark edilir. Sonunda halk bilinçlenir ve sırça köşkü taşlayarak yıkar.
Bu kitabı lise sonda iken okumuş başta yalın anlaşılır bir dille yazılmış öylesine hazırlanmış güzel bir masalların bulunduğu kitab olarak görmüştüm. Yıllar geçti masallara özellikle Sırça Köşk öyküsüne bakışım çok değişti. Kitap üzerinden yillar gecsede evrenselliğinin koruyor. Kesinlikle okumanız okunmasına teşvik olmanız gereken bir kitab. Esenle kalın :)
Yavru angutun ilk sorusu: ''Bize niye 'angut' diyorlar?'' oldu. Baba angut: ''Bedenimiz hantal, algımız düşük, oldukça safız. Buna 'iyi niyetli' diyenler de var, 'ahmak' diyenler de.'' Osman Pamukoğlu