Mutfağa gitti, çekmeceden satır aldı. Aldığı satırı babaannesinin tülbentine sardı. Sonra üzerine çiğ et koydu, bana verdi. (Ara ara uğrayacağım. İyi geceler.)
İnce bir keman sesi gibiydi rüzgar. Fısıltıları bir ahenk yakalamıştı ve gidesi yoktu hiç. İşleyişe karşı tutmuştu melodisini. Umursamazca, fütursuzca. Umarsızca değil.. Olması gereken bu değil midir aslen? Bu değil midir tavrıyla gökyüzünü mest eden? Rüzgar gibi olmalı insan. Bir…devamıİnce bir keman sesi gibiydi rüzgar.
Fısıltıları bir ahenk yakalamıştı ve gidesi yoktu hiç.
İşleyişe karşı tutmuştu melodisini.
Umursamazca, fütursuzca.
Umarsızca değil..
Olması gereken bu değil midir aslen?
Bu değil midir tavrıyla gökyüzünü mest eden?
Rüzgar gibi olmalı insan.
Bir melodi tutup kafasından, belki bir keman, bir piyano olmalı.
Tıpkı rüzgar gibi umursamaz olmalı
Umarsız değil..
(Şiir bana aittir. )
Bu aptalların kuru gürültüsü yüzünden demliği ocakta unutmuştum. Su kaynamış, demlik kızmış, su bitmeye ramak kalmış, demlik kükremişti. Hemen ocağı kapattım. Kalan suyla idare edecektim artık. Dolaptan bir bardak aldım. Soğuk dolaptan ise bir tane limon. Çekmeceden bir bıçak alıp…devamıBu aptalların kuru gürültüsü yüzünden demliği ocakta unutmuştum. Su kaynamış, demlik kızmış, su bitmeye ramak kalmış, demlik kükremişti. Hemen ocağı kapattım. Kalan suyla idare edecektim artık. Dolaptan bir bardak aldım. Soğuk dolaptan ise bir tane limon. Çekmeceden bir bıçak alıp limonu tezgaha koydum. Limonu ve bıçağı o kadar acemice ve o kadar komik tutuyordum ki kendime gülmüştüm. Sanki kurbanlık hayvanı tutup, boğazına bıçağı dayamış gibiydim ayrıca. Çünkü çok gergindim. Ya elimi kesersem, ya limon sarı kırmızı olursa. Sarı kırmızı olmamalıydı çünkü ben Fenerbahçeliydim. O kadar odaklanmıştım ki, sanki Kardelen yere düşmüştü, dizi yaralanmıştı ve ben canı acımasın diye dikkatlice yara bandı takıyordum. Ve sanki annem markete gönderiyor ve ben tüm dikkatimi annemin söylediklerine veriyor gibiydim. Limonu ortadan ikiye sakince böldüm. İki yarım parçayı alıp bardağa sıkmıştım. Gücümün yettiği kadarı bardağa girmişti. Yetmediği kadarı ise bulunduğu sarı kabuklu evde gayet halinden memnun gibiydi. Demliği ocaktan aldım bardağa boşalttım. Bir tane küp şeker de ilave ettikten sonra kaşıkla karıştırdım. Bütün susanların dillerini, bütün görmezden gelenlerin gözlerini, bütün duymazdan gelenlerin kulaklarını bir torbaya koyup eziyormuş gibi ezdim küp şekeri kaşıkla. Sonra limonlu suyumdan yudum alıp suratımı ekşittim. Bundan sonra insanlık görevini yerine getirmek yerine sessizce izlemeyi tercih edecek olan tüm insanlara karşı suratımı ekşitecektim.
(Suratlarinizi ekşitin arkadaşlar, insanlık görevini yerine getirmeyenlere siz de. Dislandiklarini hissetiklerinde belki hatalarının farkında olurlar.)
Nina Simone diye bir sanatçı var. Aklım almıyor, ne güzel parçaların var senin be kadın. Şu an kulakligima takılan bir parçası var bu parça hakimiyetini on beş dakikadır kurmuş vaziyette. Şarkı ismi - My Baby Just Cares For Me 1.15…devamıNina Simone diye bir sanatçı var. Aklım almıyor, ne güzel parçaların var senin be kadın. Şu an kulakligima takılan bir parçası var bu parça hakimiyetini on beş dakikadır kurmuş vaziyette.
Şarkı ismi - My Baby Just Cares For Me
1.15 ile 2. 18 arası piyanoya bittim.
Diğer bir sevdiğim şarkısı ise Feeling Good.
Bu şarkıyı bilmeyeniniz azdır baya bence. Çok güzel bir girişi ve müziği var. Bayılıyorum.
"Birds flyin' high, you know how i feel"
Diğer Nina Simone şarkıları
-İ Put A Spell On You (Muazzaaaaammmm)
-İ Wish İ Knew How İt Would Feel to Be Free
-Dont Let Be Me Misunderstood
-Ne Me Quite Pas
-Love Me Or Leave Me
-Do İ Move You?
-Plaing Gold Ring
-Save Me
"Rahat bırakın beni! Artık istemiyorum. Ne seni, ne getirdiğin adamları, ne de lanet paranı." "Adamın evine gidip, kafasında şişe kırmak ne ulan fahişe! Hemen gidiyoruz geri ve özür diliyorsun. Yoksa bu gece bu sokakta leşini köpeklere veririm." "İstemiyorum, anlamıyor musun?…devamı"Rahat bırakın beni! Artık istemiyorum. Ne seni, ne getirdiğin adamları, ne de lanet paranı."
"Adamın evine gidip, kafasında şişe kırmak ne ulan fahişe! Hemen gidiyoruz geri ve özür diliyorsun. Yoksa bu gece bu sokakta leşini köpeklere veririm."
"İstemiyorum, anlamıyor musun? Zorla götürüyorsun beni. Artık istemiyorum! "
"Önceden ne vardı da istiyordun söylesene."
"Mecburdum. Param yoktu. Açlıktan ölecektim."
"Şimdi paran var mı? Zengin misin?"
"Hayır ama erkek arkadaşım var. Onunla kalıyorum."
"Lan aptal! Erkek arkadaşını da keserim seni de. Çileden çıkarma beni. Önceden neden mecburmuşsun? Gidip başka bir yerde namusunla para kazanabilirdin. Bunu neden istemedin?"
"Çünkü şehre yeni gelmiştim! Kimseyi tanımıyordum. Yalvarırım beni rahat bırak lütfen."
"Ağlama, hadi gidiyoruz. Bulaştın bu boka daha da temizleyemezsin."
"Bırak kolumu, acıtıyorsun!"
"Şimdi sus...
Veya ağlayabilirsin. Sessizce ama. Sessizce ağlamana izin veriyorum."
"Yalvarırım!"
Ne parasından söz ediyordu bunlar? Fahişe ne demekti? Adamlar kadından ne istiyordu? Kadın niye ağlıyordu? En ufak bir fikrim yoktu. Saçma bir kavga diyip geçiştirdim zihnimde. Başımı pencereden tekrar çıkardım. Sağa sola bakınıp, düşünmeden edemedim. Komşu evlerde olayı izleyen bir sürü insan vardı. Ama bu insanların hepsi tepkisizdi. Film izler gibi izliyorlardı. Utanmasalar çekirdek çıtlayacaklardı. İnsanlar neden böyle bir olay sırasında sessiz kalıyorlar? Bunu nasıl başarabiliyorlar? Sesten rahatsız olan bir kişi bile yok muydu? Veya vicdanlı olan bir insan bile nasıl olamazdı? Ben olsaydım onların yerinde, camdan seslenirdim bu çifte. Sessiz olun derdim. Adam bana karşılık verseydi. İnerdim aşağıya icabına bakardım. İnsanlar kulaklarını, gözlerini, ağzını kapatır olmuş artık. Sadece işlerine gelince açıyorlar. Benim gözlerim açıktı ama cesaretim yoktu. Çünkü henüz çocuktum.
(İyi geceler.)
Akşam beni gürültüsüyle dürtmüştü. Umursamadım, uyumaya devam ettim. Gece soğuk elleriyle gövdeme, bacaklarıma tokatlar atmıştı. İşte ben o zaman uyanmıştım. Camı açık bırakmışım, üstelik mutfağın camı da, iki yeri birbirine bağlayan kapılar da açık kalmıştı. Üşüdüğümü fark ettiğimde öksürükler sırtımı…devamıAkşam beni gürültüsüyle dürtmüştü. Umursamadım, uyumaya devam ettim. Gece soğuk elleriyle gövdeme, bacaklarıma tokatlar atmıştı. İşte ben o zaman uyanmıştım. Camı açık bırakmışım, üstelik mutfağın camı da, iki yeri birbirine bağlayan kapılar da açık kalmıştı. Üşüdüğümü fark ettiğimde öksürükler sırtımı hançerliyor, boğazımı gıdıklıyor, kaburgalarımın kafesini parçalıyordu. Boğazı gıdıklanan birine çok acımasızca davranıyordu bence öksürük. Gittim mutfağa, demliğe sıcak su koydum, kaynamasını bekledim. O sırada gidip camları kapattım. Bundan daha iyi bir fırsat olamazdı. Mutfağın camını kapatırken binanın önünde tartışan bir çift gördüm. Tam da sokak lambasının önünde tartışıyorlardı. Sanki sergilenmek isterlercesine haykırıyorlardı lambanın altında. Hava soğuktu. Erkek olanın üzerinde kalın bir kaban, uzun bir bot vardı. Asker postalı gibiydi ve çok kasıntı bir insan gibi görünmesine sebep oluyordu. Başında kahverengi bir bere, boynunda ise yeşil ekose çizgili mavi bir atkı vardı. Kadın ise deri bir çizmenin üstüne siyah kot pantolon, onun üstüne kırmızı uzun bir mont giymişti. O da başına bere takmış, düz sarı renk bir atkı da boynuna takmıştı. İkisi de çok güzel görünüyordu ve bence uyumlulardı. İnsanların giyinişlerini çok inceleyen ben ise gayet rüküştüm. Bence yoktan bir sebepten tartışıyorlar düşüncesi aklımdan geçerken kadın, adamı itti. Adam kadının boğazına yapıştı. Merak edip pencereyi tekrar açtım. Diyaloglar aynen şöyleydi.
(Diyaloglar gelsin mi?)
Edward Norton Serisi Part 7 Bu filmin Edward Norton ile ne alakası var diye sormayın arkadaşlar, var işte. Kediler havalarda uçuyor. Motorsiklet var. Kayak var. Tünel var. Gizem var. Aksiyon var. Komedi var. Başka ne var? Ha bir de çapkın…devamıEdward Norton Serisi Part 7
Bu filmin Edward Norton ile ne alakası var diye sormayın arkadaşlar, var işte.
Kediler havalarda uçuyor. Motorsiklet var. Kayak var. Tünel var. Gizem var. Aksiyon var. Komedi var. Başka ne var? Ha bir de çapkın bir baş kahramanımız var. Güzel film, beğendim. Adrien Brody karizması bir başka. Ayrıca eğer senin de büyülü bir parfümün varsa hayat kolaylaşabilir.
7,5/10
En Sevdiğim Filmin En Güzel Sahnesini Yaşamak Dışarıdan sabit hızla gelip geçen bir ses duymuştum. Üzerimden olmasa da yaklaşık on metre uzağımdan bir araç geçmişti. Nasıl anladım? Çünkü tekerlek seslerini duydum ve sesler arttıkça üzerime orantılı olarak toprak dökülüyordu. Ses…devamıEn Sevdiğim Filmin En Güzel Sahnesini Yaşamak
Dışarıdan sabit hızla gelip geçen bir ses duymuştum. Üzerimden olmasa da yaklaşık on metre uzağımdan bir araç geçmişti. Nasıl anladım? Çünkü tekerlek seslerini duydum ve sesler arttıkça üzerime orantılı olarak toprak dökülüyordu. Ses bittikten birkaç saniye sonra son toz taneleri kirpiğime gelmiş, oradan gözüme girmişti. Gözüm yaşarmıştı ama galiba yaşarmasının tek sebebi toprak değildi. Araba geçerken çok kısa sesle de olsa bir şarkı duymuştum. Bu şarkı benim en sevdiğim film olan Pulp Fiction'ın en ikonik sahnesi olan dans sahnesinde çalan Chuck Berry'nin You Never Can Tell şarkısıydı. Nerede, ne zaman, ne kadar kısa süreliğine çaldığı farketmez. Her yerde tanırdım bu şarkıyı. O dansı hatta arada bir Kardelen ile canlandırırdık. Bir dakika. Evet, Kardelenle canlandırırdık. Benim en sevdiğim sahne olduğunu biliyordu. Bir dakika. Bunu Mustafa'ya biliyordu, Ayşenur'da biliyordu, Kerem'de biliyordu. Bunlar bana oyun mu oynuyordu? Eğer oyunsa doğduklarına pişman edecektim buradan çıktığımda. Ama ya değilse? Ya benim ölmemi istedilerse? Kapağı yumruklamaya ve yalvarmaya başladım ama dışarıda yine kocaman sessizlik hakimdi. Gecenin ketenperesine düşmüştüm. Nafile diyip avucumu tabutun tabanıyla birleştirdim. Yoruldum dedektiflik yapmaktan, sadece zihnim aktifti bu görevde. Elim, kolum, bacaklarım, gövdem mahpustu toprağın altında. Zihnim de pes edecek gibiydi. Yoruldum geçmişi düşünmekten. Son kez biraz mola vermenin iyi olduğunu da düşündükten sonra bir müddet düşünmemeye karar verdim. Hem trajik hikayemin en can alıcı yerinde zihnimin biraz dinlenmeye ihtiyacı vardı ve daha çok dedektiflik yapacaktı.
(Sizin en sevdiğiniz film sahnesi nedir?)
(Kardelen sizce ana kahramanımıza acı mı çektirmek istemiştir?)
Bu ne abi ya? Niye bu kadar duygusal bir film yapıyorsunuz? Neden Robert De Niro'ya akademi ödülü verilmedi? Gerçek bir olaydan uyarlama olan bu filmde Post Ensefalit isimli bir hastalık var. Hastalar spastisite gibi belirtilerden sonra donup kalıyorlar. Doktorumuzun şans…devamıBu ne abi ya? Niye bu kadar duygusal bir film yapıyorsunuz? Neden Robert De Niro'ya akademi ödülü verilmedi? Gerçek bir olaydan uyarlama olan bu filmde Post Ensefalit isimli bir hastalık var. Hastalar spastisite gibi belirtilerden sonra donup kalıyorlar. Doktorumuzun şans eseri reflekslerinin gayet iyi olduğunu fark etmesi üzerine çalışmalar yapılıyor. Deneysel bir ilaç kullanılıyor ve bunun üzerine hastalar birden yeniden farkındalıkları açılmış gibi kalkıyorlar sohbet ediyorlar, becerilerini kaybetmiyorlar. Kötü olan ise tekrar uyanan bu hastaların, ailelerini kaybetmeleri, yaslanmalari ve bulundukları zamana ayak uyduramamalari sebepleriyle yüzleşmek zorunda kalmalariydi bence.
Neyse daha fazla spoiler vermeden yazımı bitiriyorum. İlk besime girdi film. Son olarak De Niro nasıl akademi ödülü alamaz bu filmle???
İyi geceler raf! Kpss sürecine girmeye karar verdim. (Sınavlardan elimi ayağımı tamamen çekmişken üstelik.) Radikal kararlar almayı seviyorum. Çam Sakura Hastanesi bekle beni ben geliyorummm.