Evet, döneklik yapacağım şu anda ve duygularımı gömdüğüm bu yerde, hepsini teker teker büyük bir açlıkla kalbime yerleştireceğim. Böylelikle hem biraz olsun insan olduğumu hatırlarım. Ne kadar yaşayacağımı bilmiyorum. Bari yaşayabildiğim kadarıyla duygularımı da yaşatayım. Tekrar öleceklerse de benimle ölsünler!
Bundan da emindim. Kardelen, bütün samimiyetiyle yanıma yaklaştı ve nasıl olduğumu sordu. Ağrılarıma rağmen gülümseyip, aynı samimiyetle karşılık vermiştim. İyi olduğumu, birkaç saate çıkabileceğimi söyleyip yastığa daha da gömmüştüm başımı. Sadece birazcık daha dinlenmem gerektiğini o yüzden de yalnız kalmam…devamıBundan da emindim.
Kardelen, bütün samimiyetiyle yanıma yaklaştı ve nasıl olduğumu sordu. Ağrılarıma rağmen gülümseyip, aynı samimiyetle karşılık vermiştim. İyi olduğumu, birkaç saate çıkabileceğimi söyleyip yastığa daha da gömmüştüm başımı. Sadece birazcık daha dinlenmem gerektiğini o yüzden de yalnız kalmam gerektiğini söyledim. Gülümseyip tamam demişti. Sonra da odadan çıkmıştı. Çıkarken son bir kez daha dönüp bakmıştı ve gülümsemişti tekrar. Tekrarlanan şeyler güzelse mutluluk dalgası yaratıyor insanın içerisinde. Ama kötüyse hemen oradan kaçmanız dışında başka bir şey temenni edemiyorum. Çünkü bu durumda genellikle ruhun nörotransmitterleri gelmiş geçmiş en büyük acılardan birini yaşamanıza sebep oluyor. Benim korkmam gereken bir şey yoktu. İçimdeki mutluluk dalgaları, titreşerek bütün hastaneyi dolaşmış gibiydi. Zihnim dalgınlığın karanlığından çıktıktan sonra, bedenim biraz hareketlilik istemişti. Kalkıp odanın kapısına doğru yönelmiştim. Odadaki hemşire ilk süreçte müsade etmemesine karşın ben sert çıkışıp umursamadan dışarı çıkmıştım. Her katı, her koridoru ağır ağır dolaşmaya başladım. Farklı insan çehreleri, farklı duygular, farklı rahatsızlıklar görmüştüm. Tuhaf bir şekilde aynı umutları da barındırıyordu bu insanlar. Her birinde hastalıklarını yeneceklerine dair umutlar, çıktıktan sonra yapacaklarını düşündükleri hayaller vardı. Hayalleriyle yaşıyordu bu insanlar, umutlarına da bir tutam akordiyon ve iki tutam piyano müzikleri ekliyorlardı. Daha fazlasına gerçekler müsade etmiyor, ekleyemeyenleri intihara sürüklüyordu.
(Part 6)
Üç Gün Önce Taşı sürüklerken arkamdan biri seslenmişti. Seslenenin kim olduğuna bakmak için döndüğümde dengem bozulmuştu ve yanlış hatırlamıyorsam yere düşüp başımı kaldırımın kenarındaki banka vurmuştum. Gözümü açtığımda hastanenin en loş ışıklarının bulunduğu, kişisel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacağın, korkutucu ve bir…devamıÜç Gün Önce
Taşı sürüklerken arkamdan biri seslenmişti. Seslenenin kim olduğuna bakmak için döndüğümde dengem bozulmuştu ve yanlış hatırlamıyorsam yere düşüp başımı kaldırımın kenarındaki banka vurmuştum. Gözümü açtığımda hastanenin en loş ışıklarının bulunduğu, kişisel ihtiyaçlarını bile karşılayamayacağın, korkutucu ve bir o kadar soğuk olan, koridorun en uç noktasındaki odasındaydım. Tahmin edeceğiniz gibi burası hastanenin acil kısmıydı. Kendimi hantal hissediyordum. Sağ şakağımda bir ağırlık ve yumuşaklık vardı. Elimi götürüp incelediğimde sargı bezi olduğunu fark ettim. Biraz bastırdım elimi, amacım acının ne kadar seviyede olduğunu öğrenmekti. Anlaşılan kötü darbe yemiştim ve bir süre burada müşade altında tutulacaktım. Beni hastaneye getiren kişinin kim olduğunu öğrenmek istiyordum ki bu düşüncem alevlenirken o kişi odaya girmişti. Bu kişi, yeşil gözleriyle vazgeçenlere hayal vaadeden, kumral saçlarıyla umut müzesinde saç telleriyle sergi düzenleyen, saçındaki dalgalarıyla sörf yapma imkanı sunan, bilmeyenleri ise boğan, elit güzelliğiyle beni benden alan Kardelen'den başkası değildi. Üzerindeki trençkot resmiyeti, çizmesi gücü, boğazlı kazağı ise samimiyeti temsil ediyor gibiydi. Kendisi tıpkı kardelen çiçeği gibi kış vakti açıyor ve baharın gelişini simgeliyordu. Bu arada tahmin edeceğiniz gibi kış mevsimindeydik. Kışın en sert günleri geride kalmış, Mart ayına birkaç gün kala kendisine yalvarıyorduk kışı tekrar bizlere yaşatmasın diye. Fakat sırf kendileri kardelen çiçeklerini mutlu etmek için ufak çaplı bir kış daha yaşatacaktı bize. Bundan da emindim.
Kardelen, bütün samimiyetiyle yanıma yaklaştı ve nasıl olduğumu sordu. Ağrılarıma rağmen gülümseyip, aynı samimiyetle karşılık vermiştim.
Huşu Kitap
Rahatlık kanıma karışmıştı ve benim için zor olan her şeye karşı antikor üretiyordu. Savunma mekanizmam çok güzel işliyordu. Bugüne kadar sürebildi bu işleyiş. Gocunmadım ama ben. Yapmaktan vazgeçtiğim ama en ufak uyaranla yapmaya tekrar yelteneceğim şeyi sanki birisi bana bir…devamıRahatlık kanıma karışmıştı ve benim için zor olan her şeye karşı antikor üretiyordu. Savunma mekanizmam çok güzel işliyordu. Bugüne kadar sürebildi bu işleyiş. Gocunmadım ama ben. Yapmaktan vazgeçtiğim ama en ufak uyaranla yapmaya tekrar yelteneceğim şeyi sanki birisi bana bir iyilik yapmak istemişçesine tekrar yaşıyordum. Artık yavaş yavaş, rahatsız edile edile, acı çeke çeke yaşamım sona erecekti ve ben mutluydum. Tuhaf, ama mutluydum. Sanki böyle bedenim üşüyor gibi hissediyordum, üşümek mutluluk hissimi uyandırıyordu. Ellerim karıncalanıyordu sanki. Bundan dolayı mı bilmiyorum ama karnımda kelebekler uçuşuyor gibi hissediyordum. Sırtıma batan çakıl taşları beni gıdıklıyor, bedenimde gezen böcekler beni öpüyordu sanki. Gevşemiştim zihnimdeki bütün enerjiyi bedenime orantılı olarak yaydım. Kapalı kutunun her yerine yayıldım. Hatta yatağımdaymış gibi yüz üstü uzanmaya başladım. Birkaç dakikada bir pozisyon değiştiriyordum. Rastgele bir dönüşümde doğaya ait olmayan bir iki şey farkettim kutunun içinde. Ne olduğunu anlayamadım. Ellerim bağlı olduğu için başka şekillerde anlamaya çalışıyordum. Çok geçmeden pes ettim. Çok fazla efor sarf edip de bu tatlı anın kısa sürmesinden endişe duymuştum. Ama bir yandan da ellerimdeki ipin çözülmesi için ufak bir çaba sarf ediyordum. Bir an için başımı kaldırıp önüme, etrafıma bakma isteği uyandı içimde. Refleks olarak hızlı kaldırdığım için başımı tahta kutunun üst kısmına vurmuştum. Başımı vurduğumda aklım yerine geldiği için mi yoksa o anı hatırlattığı için mi bilmiyorum ama bir şeyler daha hatırlamıştım sanki.
Huşu Kitap
(Devamı gelecek.)
Ne kadar uzun aralıklarla zorlarsam hafızamı, o kadar uzun süre bu dünyanın havasını soluyacağımı biliyordum. Buradan kurtulmam imkansızdı. Ellerim halatla bağlanmıştı ve çözülmesini bıraktım gevşemesi bile imkansızdı. Yaşamım boyunca o kadar çok uyumayı istemiştim ve uyuyamamıştım ki "İşte!" dedim kendime.…devamıNe kadar uzun aralıklarla zorlarsam hafızamı, o kadar uzun süre bu dünyanın havasını soluyacağımı biliyordum. Buradan kurtulmam imkansızdı. Ellerim halatla bağlanmıştı ve çözülmesini bıraktım gevşemesi bile imkansızdı. Yaşamım boyunca o kadar çok uyumayı istemiştim ve uyuyamamıştım ki "İşte!" dedim kendime. "Bundan daha iyi bir fırsat bulamazsın." Gözümü usulca kapattım. Uykuya dalma gibi bir niyetim yoktu, sadece bunca zamanın, iş hayatımın, aşk hayatımın, gezememelerimin ve görememelerimin yorgunluğunu atmak için birazcık gözümü dinlendirecektim. Zaten deliksiz bir uykuya girecektim ve ruhum buradan çıkıp bir sağa bir sola doğru uçuşmaya başlayacaktı. Belki de istediğim şey oluyordu. Yapmaya cesaret edememiştim hiçbir zaman. Şimdiye kadar iki kere intihar girişiminde bulunmuştum. Birincisinde aşırı doz ilaç kullanmak için evime doğru gidiyordum. Kaldırımda yürürken binaların birinden ayağıma saksı düşmüştü. Yaşadığım acı beni öylesine rahatsız etmiş olacak ki eve girdiğimde ilaçları tek seferde yuttuğumu düşündüm. Sonra midemde oluşacak hasarların yaşatacağı zorlukları düşündüm. Bu acıyı çekerek ölmek istememiştim bir an için ve yaşamımı devam ettirmiştim. Benim aradığım ölüm acısız olandı. Şimdiye kadar her şeyin en rahat olanını tercih etmiştim. Rahatlık kanıma karışmıştı ve benim için zor olan her şeye karşı antikor üretiyordu. Savunma mekanizmam çok güzel işliyordu.
Huşu Kitap
(Yazmaya devam ettiğim bu kitap için ufaktan başlayan kazanç fikirlerine açığım.)
Alnımdan sadece bir damla olarak akan ter sağ tarafıma doğru kayarak şakağımdan kulağımın arkasına doğru indi. Sonra bir damla küresi daha oluştu alnımda. O da sol güzergahı tercih edip kulağımın arkasından boynuma doğru yola koyuldu. Çakıl taşları topuğuma diken gibi…devamıAlnımdan sadece bir damla olarak akan ter sağ tarafıma doğru kayarak şakağımdan kulağımın arkasına doğru indi. Sonra bir damla küresi daha oluştu alnımda. O da sol güzergahı tercih edip kulağımın arkasından boynuma doğru yola koyuldu. Çakıl taşları topuğuma diken gibi batıyordu. Son merasimlerini benimle bu kapalı kutuda yapmak istemişlerdi belli ki. Benden başka insan görmeyecekleri için belki de bu kadar içli dışlı olmuşuzdur kendileriyle. Hatta beni o kadar çok sevmiş olacaklar ki yukarıdan yeni yeni çakıl taşları dökülüp eşlik ediyordu merasimimize. Ayaklarımla çakıl taşlarını sağa ve sola savruşturmaya başladığımda en son hatırladığım kareden bir şey daha aklıma geldi. Peki bu bilgi benim işime nasıl yarayacaktı? Hafızayı lokomotif vagonlarından oluşan bir bulmacaya benzetebiliriz. Bilgiler geldikçe bulmacanın parçaları oluşuyor ve ardından devasa bir lokomotif oluşuyor. Biz ise bu lokomotifin makinisti oluyoruz ve gerekli mercilere götürmekle yükümlü oluyoruz. Biraz daha hafızamı zorlamak istedim. Beynimi zorladıkça ihtiyaç duyduğu oksijen de artıyordu. Bu kapalı ortamda ihtiyacını karşılayabileceğimi hiç sanmıyordum. O yüzden düşünmeyi bıraktım.
Huşu Kitap
(Yazdığım bu romanı geldiğim yere kadar sırasıyla her gün biraz olacak şekilde paylaşacağım.)
Gözümdeki ağırlığın sebebini henüz çözememiştim. Açmaya çalıştım, hiç oralı olmamıştı sanki benimle inadını yarıştırıyordu. Ben gözümü açmaya çalıştıkça göz kapaklarım ısrarla kapanıyordu. Kundakta gibiydim, ellerimle göz kapaklarımı tutmak için yeltendiğimde ellerimin arkada bağlı olduğunu farkettim. Bulunduğum yer çok dardı. Dizlerimi…devamıGözümdeki ağırlığın sebebini henüz çözememiştim. Açmaya çalıştım, hiç oralı olmamıştı sanki benimle inadını yarıştırıyordu. Ben gözümü açmaya çalıştıkça göz kapaklarım ısrarla kapanıyordu. Kundakta gibiydim, ellerimle göz kapaklarımı tutmak için yeltendiğimde ellerimin arkada bağlı olduğunu farkettim. Bulunduğum yer çok dardı. Dizlerimi biraz kaldırmaya çalıştığımda hemen üzerindeki tahta parçasına çarpıyordu. Ayağımda ayakkabılarım, üzerimde pantolonum ve tişörtüm yoktu. Ayak parmaklarımın arasında, dizlerimde, boynumda beni rahatsız eden bir şeyler dolaşıyordu. Başımı kaldırıp olan biteni görmek için bakmaya çalışmıştım. Tek gördüğüm koca bir karanlıktı. Başımı tekrar yere bırakıp sürünerek en uç noktaya gitmeye çalıştım. Yaklaşık on santim ilerlediğimde ayağımın bir yere çarptığını gördüm. Biraz ittirmeyi denedim, ittirdikçe geri gidiyordum. Tekmelemeyi denedim, tekmeledikçe sanki ayağıma kıymık batıyordu. Ayağımın acısıyla irkildim. Bu sıkışık ve dar alanda sağa sola çarpmakla yetindim. Ben çarptıkça etrafta kaçışan bir şeylerin olduğu hissiyatı artık yerini kesinliğe bırakmıştı. Bu dar rahatsız yere beni kim tıkmıştı? Benden kim ne istiyordu? Bir şaka? Hiç sanmam, eşek şakası yapacak arkadaşlarım vardı ama bu kadarını ancak psikopat ruhlu insanlar yapabilirdi. Bir intikam? Olabilir ama intikam alırken benim acınılacak halde olan yüz ifademi görmek de isteyebilirdi bu kişi. Bir kabus? Keşke olsaydı, sıcak yatağımda uyansaydım. Yorganın beni boğduğunu ve kâbusu bundan dolayı gördüğümü anlasaydım. Ama ben hiçbir şey anlamamıştım. Tek anladığım kapalı bir yerde birileri tarafından tıkılmış olmamdı. Hiçbir şey hatırlamıyordum. Hayal meyal hatırladığım tek şey işten çıkıp evime doğru yürüyor oluşumdu.
Huşu Kitap
Merhaba uzun süredir yazamadığım kitabıma tekrar başlamak istiyorum. Yazdığım kadarı blog sayfamda, devamı da oraya eklenecek. todesmonolog.blogspot.com