Itami o kanjiro. Itami o kangaero. Itami o uketore. Itami o shire. Itami o shiranu mono ni, hontō no heiwa wa wakaran. Kokō yori, sekai ni itami o… Shinra tensei!
Merhaba arkadaşlar. Animenin 2.sezonu bitirdim ve sonrasında mangayı da okumaya karar verip an itibariyle bitirdim. Öncelikle animeden bahsedeceğim. Hell’s Paradise shounen’den seinen’e geçen bir anime gibi diyebilirim herhalde. Klasik o shounen havasının biraz dışına çıkıyor. Serinin ilerleyen kısımlarında dini inançlar…devamıMerhaba arkadaşlar. Animenin 2.sezonu bitirdim ve sonrasında mangayı da okumaya karar verip an itibariyle bitirdim. Öncelikle animeden bahsedeceğim. Hell’s Paradise shounen’den seinen’e geçen bir anime gibi diyebilirim herhalde. Klasik o shounen havasının biraz dışına çıkıyor. Serinin ilerleyen kısımlarında dini inançlar ve felsefe de işin içine giriyor.
Konu: Lakabı “Ruhsuz” olan Gabimaru sadece öldürmek amacıyla yetiştirilmiş bir ninjadır. Gabimaru tutuklanır ve idama mahkum edilir. Bu idamdan kurtulmasının tek yolu Shogun(Cumhurbaşkanı) için yanında bir Asaemon(cellat) ile Shinsenkyo(cennet denilen bir ada) giderek “var olduğuna inanılan” ölümsüzlük iksirini Shogun için getirmektir.
Anime açılış müziğinden itibaren gayet güzel müziklere iyi animasyonlara ve dövüş koreografilerine sahip. İzlerken hani yağ gibi akıyor derler ya öyle akıyor işte. Bu gibi kaliteli dövüşü ve animasyonu olan animelerde pek gelmiyor. O nedenle benim sabırsızlıkla beklediğim bir seri oldu. Gerçi iki senede bir gelmese yeni sezon iyiydi..sonraki sezon da daha onaylanmamış bence geç gelecektir çünkü olaylar felsefik olarak biraz karışıyor ve kim yaşıyor kim ölüyor derken karman çorman bir hal alıyor. Mappa hemen yapmak istemeyebilir.
-SPOILER-
Bu Tao mevzusu ilgimi çekti yakında biraz araştırmak istiyorum. Çünkü animenin olayı başta ninjutsu yetenekleri gibi gözükse de sonradan tamamen yin yang ve tao’ya bağlanıyor. Bir yerden sonrada o kadar saçmalıyor ki hele mangada öğk diyorsunuz. Bu neden yaşadı bu nasıl öldü bunu açıklamadılar falan diyorsunuz. Ancak konu için izlenmez zaten bu seri olay dövüş sahneleri. Onlara da doyuyorsunuz zaten.
Benim en sevdiğim Asaemon Shion oldu. Sonradan gelen Jikka ve Shugen bence çok balon çıktılar. Sagiri ise ben bir power up beklerken seri boyunca utangaç bir kız gibi Gabimaru’nun arkasında takılan bir karakter oldu. Kusasım geldi onu okurken. Yuzuriha candır ama hem sözleri hem tasarımı hem de bencil duruşunun altında yatan o düşünceli oluşu. Geçmişini de tam anlatmadılar biz doldurduk kalan kısımları ve bu beni etkiledi🥲
Gantetsusai vesaire de bence bayağı balon çıktı. Bu herkesin tao türünün eşit dağılması falan da keza öyle. Ancak pek de kızmıyorum mangaka belki de pek uzatmak istemedi. Böyle hızlı akan seriler de lazım arada. Sadece bu shugen ve shija konuları en son Zhu Jin’di sanırım onu bankoyu yemesi gereksiz uzattı. Muhtemelen bir 6 bölümlük falan onları izleyeceğiz animede.
Seri diğer büyük shounenlerden birçok kez ilham alıyor. Bu zaten izleyenlerin gözüne çarpmıştır diye düşünüyorum. Manganın ilerleyen bölümlerinde gördüğüm kadarıyla biraz daha da alacak gibi. Animenin yeni sezonu çıktığında da muhtemelen izlerim çünkü animenin dövüş sahnelerini beğeniyorum. Keşke mappa biraz daha hızlı bitirse…
gambare gabimaru makeruna gabimaru ike ike yare yare suoiso gabimaru
The Covenant. Gerçek bir hikayeden uyarlanan, Guy Ritchi imzalı, Jack Gyllenhall’un başrolünde olduğu savaş/aksiyon filmi. Bu filmi izlerken en çok istediğim şey ağlamaklı sahneler ile bir drama kasmasaydı. Bazen filmlerde karakterler kendilerini anlatmadan siz o duygunun yerini doldurursunuz ve bu…devamıThe Covenant. Gerçek bir hikayeden uyarlanan, Guy Ritchi imzalı, Jack Gyllenhall’un başrolünde olduğu savaş/aksiyon filmi. Bu filmi izlerken en çok istediğim şey ağlamaklı sahneler ile bir drama kasmasaydı. Bazen filmlerde karakterler kendilerini anlatmadan siz o duygunun yerini doldurursunuz ve bu sizin özellikle savaş filmlerinde daha kendinizi onun yerine koymanızı sağlar. Bu filmde de Ahmed’in çaresizliği neyi neden yaptığı ve güçlü durmaya çalışırken elinin titremesi ancak hiçbirisinin konuşulmaması filmi böyle etkileyici yapan en önemli detaydı.
Bir aksiyon/savaş filminde oyunculuklardan ziyade kamera çekim tekniği, dövüş koreografisi, yüksek bütçeli sahneler benim en çok beklediğim şeyler oluyor. Bu filmde onlara sahipti. Uçaklar, helikopterler ve aksiyon kameralı dövüş. Mantık hataları olsa da epey gerçekçi dövüş koreografisi ve kahramancılık yerine gerçek bir hikaye olduğunu derinden hissettiren sahneler. Bu şekilde olması sıradan aksiyon/savaş filmlerinden The Covenant’ı birkaç adım ileri taşıyor.
Sadakat aşktan daha önemlidir - Hürrem Queen’in sözüyle incelemeye başlıyorum. Senelerdir bu filmi erteliyordum sonunda izledim. Açıkçası hiç böyle bir film beklemiyordum. Daha çok “500 Days Of Summer” havasında bir his veriyordu bana hep. Film de oyuncular gerçekten zirveye çıkmış…devamıSadakat aşktan daha önemlidir - Hürrem Queen’in sözüyle incelemeye başlıyorum.
Senelerdir bu filmi erteliyordum sonunda izledim. Açıkçası hiç böyle bir film beklemiyordum. Daha çok “500 Days Of Summer” havasında bir his veriyordu bana hep.
Film de oyuncular gerçekten zirveye çıkmış hepsi harika oynuyor. Bu kadar diyaloğu olan bir filmin bu kadar yağ gibi akması gerçekten şaşırtıcı. Zaman atlamaları bazen ne oluyor diyor ama dikkatli izleyen biriyseniz sizi çok etkilemeyecektir. Aşk, ihtiras, güven, mutluluk, cinsellik ve dahasına değinen film insanı hayvandan ayıranın irade ve dürüstlük olduğu mesajını en sonda veriyor. Bunu bazen mantık dışı bazen abartı ve kim kime dum duma şeklinde verse ve bazen bu hangi gündüz kuşağı Türk dizisi dedirtse de oyunculuklar, mantıklı diyaloglar ve felsefik yapısıyla dizilerin 10 sezonda izlediğini 2 saatte daha kaliteli bir şekilde seyirciye aktarıyor.
Filmi izlerken açıkçası dualar ettim “umarım böyle bir şey başıma gelmez…kimsenin başına gelmesin 🙏“
Şimdi bazı replikler üzerinden size filmi yorumlayacağım;
🌸REPLİK ANALİZİ🌸
“Bir sürü üzgün yabancı güzel bir şekilde fotoğraflanmış ve sanattan anlayan tüm görkemli gerizekalılar bunun güzel olduğunu söylüyor, çünkü görmek istedikleri şey bu. Ama fotoğraflardaki insanlar üzgün ve yalnız. Ancak resimler dünyanın güzel görünmesini sağlıyor. Böylece bunu bir yalan haline getiren sergi endişeleri gideriyor. Ve herkes büyük yalanlardan hoşlanır”
- Bu filmde ki en sevdiğim repliklerden. 2004 senesinden günümüzün önemli yanılgılarından birine harika bir yorum. Hepimiz sosyal medyada bir şeyler paylaşıyoruz ama o paylaşımların ardındakini kimse bilmiyor. Bir başka zamanda bir kimse de gördüğümüz mutlu yalanı arzuluyoruz. Hayat fotoğraflarda değil de biraz amiyane rap vari bir tabirle “hayat sokaklarda”
“-Siz kadınlar bize kendinizden hiçbir şey vermez misiniz? Bizi sevmediğiniz, arzulamadığınız hatta hoşlanmadığınız için kazandığınızı mı sanıyorsunuz? +Bu bir savaş değil”
- Kadın ya da erkek fark etmeksizin gerçekten günümüzde en çok olan şey bu. Film buna savaş diyor ben ise ilişki satrancı diye adlandırıyorum. Böyle bir ilişki kesinlikle istemiyorum. İnsan kendini bağlanma olarak elbet korumalı ancak bu bu psikoloji içerisinde olmamalı. Yoksa yaşanılan şey ilişki değil elbet sona erecek bir muhabbet olur.
“Sevgin nerede? Göremiyorum. Dokunamıyorum. Hissedemiyorum. Duyabiliyorum. Bazı kelimeler duyabiliyorum ama bu basit kelimelerle bir şey yapamıyorum.”
-Bu repliği film üzerinden yorumlarsak Alice ve Dan ikisi de iki ucu boklu değnek. Birbirleriyle uzun zamandır bir ilişki içerisindeler hisler var lakin birbirlerine en başından beri herhangi bir güven yok. Herhangi bir sınırda yok. Larry’nin birine kız diğerine çocuk diye hitabı da tam olarak doğru kısaca. Bir ilişki inşa etmeye hiçbir zaman çalışmadılar. Sadece oldu.
-Filmle ilgili değil de direkt repliğin kendini yorumlarsak da açıkçası oldukça çarpıcı bir replik. Sevgi sadece bir şeyler söylenerek olmaz. Kastedilen de temas değil sadece bir mecaz. Bir şeyler yapmak gerekir. Yani davranış yani icraat. Seviyorum denilerek olmaz göstermek gerekir. İnsanlar hatırlanmak ister, görülmek ister, düşünülmek ister. Sevgi emek ister. Anlaşılmak ister empati ister. Duygusal olarak kendini açmayı gerektirir. Bu da hatta bana filmde ki “neden seni sevmeme izin vermiyorsun” repliğini hatırlattı. Yani anlatılan sevgi duygusal mesafe. En başından beri de Dan ile Alice arasında olan buydu. Alice çok denedi…(gerçi o da hatalıydı tabi böyle dememden hatasız sanmayın filmde herkes kahpe)
👿Aldatılmak Hakkında:👿
Filmde aldatıldığını öğrenen taraf her zaman detayları öğrenmek istiyor. Bunu gerçekçi buldum. Çünkü ne zaman ceketimi alıp giderdim desekte o gerçeği bilmek istiyoruz. Bunun sebebini bende bilmiyorum. Bu nedenle biraz kafa yordum ve de araştırdım. Detayları aşağıda;
- Beynimizin gerçeklik algısı sarsılıyor ve o “travmayı” yaşıyoruz aslında. Yaşadığımız ilişki gerçek miydi? Beni gerçekten sevdi mi? Bu sorulara cevap arıyoruz. Gerçekliği kontrol altına alarak beyin kendini korumaya çalışıyor. Bu basit görünse de önemli bir kendini koruma mekanizması. Aynı zamanda da kişi kendini karşılaştırıyor çünkü o “yetersiz miydim” hissini üstünden atmaya çalışıyor. Kısaca hem beynin kendini koruması hem kontrolü eline alma hem de özgüvenini kaybetmemeye çalışmak.
Peki insanlar neden aldatmak gibi bir yanlış yaptıklarında yalan söylemek yerine doğruyu söyler?
- Bu aslında birçok nedeni olan bir konu ancak ben şu kısma değineyim. Vicdanını hafifletmek. Aldatan taraf suçunu paylaşınca suçlu ve kötü hissediyor. Bu da vicdani yükünü hafifletiyor.
Peki insanlar neden aldatıldığını bilmek ister?
-Çünkü belirsizlik hissi gerçeğin ağırlığından daha kötüdür. Zamanla insanı yıpratır. Bu belirsizlik hissini bildiğinizi düşünüyorum. Beyin gerçeği öğrenmek ister bir yalanla yaşamak o gerçeklik algısının kaybına neden olur. Seçimlerin bizim elimizde olmadığı bir hayat.
💆🏻♂️Sonuç💆🏻♂️
Film izlenir mi? Kesinlikle izlenir ancak yanınızda biriyle izlemeyin filmi ortasında durdurup kavga edebilirsiniz. Film de haklı bir taraf var mı? Hayır filmde haklı bir taraf ve mutlu ya da doğru bir ilişki yok. Film size yanlışları anlatıyor. Peki doğrusu ne? Onu da artık başka bir film yorumunda kendi fikirlerimle paylaşırım.
Oioioi cunts! Ashley look at me! Memes about me! 7 yıllık dizimizin sonunda finaline geldik. Çizgi romana göre epey farklı bir final oldu zaten genel olarakta çizgi romandan bağımsızdı. Final bence herkesin beklediği şekilde gerçekleşti ancak çok ucuz ve amatörce…devamıOioioi cunts! Ashley look at me! Memes about me! 7 yıllık dizimizin sonunda finaline geldik. Çizgi romana göre epey farklı bir final oldu zaten genel olarakta çizgi romandan bağımsızdı. Final bence herkesin beklediği şekilde gerçekleşti ancak çok ucuz ve amatörce işlendi. Bu da kötü oldu. Keşke böyle olmasaydı ama “daha kötü de olabilirdi” demek istiyorum çünkü ben daha kötü bekliyordum. Bu diziyi bana sevdiren Antony Starr abim ve Karl Urban abime teşekkürler. Efsane memeler kazandıran Crawford abim sana da saygılar. Ekran süremi çalan salak Erin Moriarty lütfen başka dizide oynama Kimiko keza sende. MM ve Frenchie size respect🫡 Hughie seni ise daha çok ekranda görmek istiyorum
Latom! 2020’de ikinci sezonunu izlediğim ve çok sevdiğim serinin 6 yıl sonra devamı geldi. Tüm bölümleri çıksın diye bekledim durdum ve sonunda izledim. Bugünde animeyi komple bitirmiş oldum. Yıllar geçmesine rağmen yine severek izledim. Tabi olayları hatırlamam bayağı vaktimi aldı.…devamıLatom! 2020’de ikinci sezonunu izlediğim ve çok sevdiğim serinin 6 yıl sonra devamı geldi. Tüm bölümleri çıksın diye bekledim durdum ve sonunda izledim. Bugünde animeyi komple bitirmiş oldum. Yıllar geçmesine rağmen yine severek izledim. Tabi olayları hatırlamam bayağı vaktimi aldı. İlk sezonlarında tadı yoktu ama olsun.
Final iyi mi oldu dersek pek sayılmaz. Peak bir dövüş sahnesi ya da ilk 2 sezon kalitesinde bir dövüş gördük mü o da hayır ancak yine de oldukça iyiydi. Müzikler de ehhh yani diğer sezonlar gibi değildi ama kötü de değildi. Finali felsefik yapıp efsane olmaya çalışmışlar ancak bunlara bence hiç gerek yoktu. Zaten sonunu da Soul Eater animesine bağlamışlar izlemedim ama birçok detay bundan sanırsam.
Haumea’ya finalde bu kadar rol verilmesine gıcık kaptım. Shinra ve 8.ekip ise epey geri planda kalmış geldi. Asıl “hero” ise bence Arthur Boyle idir. Canımızdır bizim evreni o kurtardı. Zaten vs’ler arasından da en güzel onun vs’si idi. 20.bölümden bahsetmiyorum bile o nasıl fan servicedir gözüm kanadı.
Mantık hataları olan da bir sezondu elbet ancak pek takılmadım. Açıklanmamış şeyler de vardı ancak çok kafa yormak istemedim ahdjsjd Shinra’nın sonda yarattığı evrende mantıksız geldi ama başka animeye bağladıklarından bir şey demiyorum. Bunun dışında fikren Haumea söyledikleri konusunda gerçekten haklıydı güzel bir felsefe yaklaşımdı. Pandoranın kutusu misali bir anlatım oldu. Keşke bu fikri daha güzel bağlasalar ve sütunlara rol yükleselerdi keşke ama olmadı. Neyse bari son sezonu yapmalarına şükr edelim.
Sonucunda her karakterini bir ayrı sevdiğim bir seriyi de rafa kaldırmış oldum. Hoşçakal Fire Force/Enen no Shoubutai… Latom!