~ ağladığım yerlerin bir çetelesini tutmayı planlamıştım filmin başlarındayken. gözyaşım pınarımda, akmaya hazır ve nazır bekliyordu çünkü. şimdi hatırlamıyorum mesela o anları. bir ara herkesin acısını annesini çağırarak yaşamasına ağlamıştım sanki. ama dediğim gibi, pek de hatırlamıyorum. ~ yine de…devamı~
ağladığım yerlerin bir çetelesini tutmayı planlamıştım filmin başlarındayken. gözyaşım pınarımda, akmaya hazır ve nazır bekliyordu çünkü. şimdi hatırlamıyorum mesela o anları. bir ara herkesin acısını annesini çağırarak yaşamasına ağlamıştım sanki. ama dediğim gibi, pek de hatırlamıyorum.
~
yine de bu eğlenceli bir oyun olsaydı, kendimi zora soksaydım ve ağlamak için tek hakkım olsaydı, ya da herkes bir sahneyi sahiplenebilseydi ve bu cümleler gittikçe uzasaydı; william'ın döndüğü anda gelip judith'e endişeyle, sevinçle, rahatlamayla sımsıkı sarıldığı o sahneyi seçerdim. arkasındakini önünden hissettirip ağlamama fırsat verdiği için.
~
~
sonra dakikalar geçerken ve biz tüm salon pürdikkat içerisindeyken türlü türlü ufak şeylerde iplikler süzülürdü gözlerimden, sonuçta sinema, sonuçta mahsuru yok o vakte dek karanlık perde perde sönerken..
<<
Bir süre sustum. Otobüsün geride bıraktığı her görüntüde, korkumun biraz daha büyüdüğünü hissediyordum: "Sen de tıpkı Aylin gibi beni suçluyorsun. Bütün bu olanların sorumlusu ben miyim? Evet, belki de haklısın, belki de gerçekten benim için var olmak, yok…devamı<<
Bir süre sustum. Otobüsün geride bıraktığı her görüntüde, korkumun biraz daha büyüdüğünü hissediyordum:
"Sen de tıpkı Aylin gibi beni suçluyorsun. Bütün bu olanların sorumlusu ben miyim? Evet, belki de haklısın, belki de gerçekten benim için var olmak, yok olmakla eşdeğer. Çünkü kendimden nefret ediyorum."
Adnan koltuğunda hafifçe bana doğru döndü ve gözlerini gözlerime dayayıp fısıldadı:
"Yıllardır tanıyorum seni ve yaptıklarına yıllardır karışmadım. Ama sakın beni aptal yerine koymaya kalkma dostum. İkimiz de bal gibi biliyoruz ki, sen kendinden nefret etmiyorsun. Kendini o kadar seviyorsun, o kadar önemsiyorsun ki, gelebilecek bütün tehlikelerden korunmak için hedef küçültüyorsun. Bak sana ilk kez bir tavsiyede bulunacağım: Dilediğin kadar koru kendini, ama bunu yaparken seninle bir olmak isteyen hayatlar için tehdit oluşturma."
>>
çok yazı okudum, biraz karalayacağım çünkü başlamadan olmuyor öncelikle merhaba. dediklerimde ciddiye alacağınız tek yer varsa o da başta dediğim gibi hepsinin karalama olacak olmasıdır. o zaman başlıyorum ben. bir kitabı okurken olay örgüsüne ve konuya bağlı olmakla birlikte her…devamıçok yazı okudum, biraz karalayacağım çünkü başlamadan olmuyor
öncelikle merhaba. dediklerimde ciddiye alacağınız tek yer varsa o da başta dediğim gibi hepsinin karalama olacak olmasıdır. o zaman başlıyorum ben.
bir kitabı okurken olay örgüsüne ve konuya bağlı olmakla birlikte her zaman "neden"ler ararım. ilk önce konuyu tartarım, sonra elimde var olanları ölçerim. bunları yaparken hiçbir rolü üst perdeden sergilemek istemem ancak zaman zaman vedat milor edasıyla arkama yaslandığım da oluyor tabii. insanız kendimizi tutamıyor balon gibi kabarıyoruz. ya da brownie falan diyelim. tavus kuşu? neyse. okurken kendime sorarım, fark et bakalım; yazar hikayeyi kimin gözünden anlatmayı seçmiş, hangi bakış açısıyla anlatmış, mekan olarak nereyi seçmiş, nasıl bir planla başlamış, dün/bugün/yarın çizgisini nasıl çizmiş, kime ne isim vermiş kimi bir isimden bile mahrum bırakmış vesaire vesaire. ama bunların hepsi aklımdaki asıl soruya hizmet eder: neden? neden öyle değil de böyle yazmayı tercih etmiş? bunların hepsi bir seçimdir ve yazarın yaptığı her seçim kendisinden parçalar taşır bana göre. başlangıçta attığı adımı merak ederim. neyi mihenk taşı almış? neyin altını çizmiş? çünkü yazarların yazma süreçlerini de çok merak ediyorum açıkçası. bu noktada biraz niyet okuması yapıyor olabilirim. en çok neyi gözümüzün önüne getiriyor? neyiyle ön plana çıkmak istiyor? yeteneğine mi güveniyor, anlatacağı olayı mı sağlam buluyor? etkilendiği bir olay üzerine mi yazmış, sadece bir özellik seçmiş de karakterlere mi can vermek istemiş; neyi vurguluyor yani, bize neyi neden anlatıyor, bunu nasıl yapmayı seçiyor, metinde gizli saklı bir hayali mi var? hayal ettiğinin ne kadarını yapabiliyor, çizdiğinin ne kadar altını doldurabiliyor?.. neyse durun daha puanlama aşamasına gelmedik.
uzun oldu. yaaniii kısacaa, okuduğum şey üzerinden minik minik kimseye zararı olmayan sherlockculuklar oynamayı seviyorum. sonra bildiklerimin hepsini topluyor ve yazarın hayatını sorgulamaya girişiyorum. bunları sistematik bir şekilde yapıyor değilim, çok sırayla saymadım zaten ve hepsi bir yerde birbirinin içine giriyor ama demek istediğim sanırım son zamanlarda işin bu kısmıyla da ilgileniyorum. soruların hepsine metin içinde kendi başıma cevaplar bulamıyorum elbette, keşke, işte bu yüzden inceleme okumayı seviyorum. vakit geçirmek, hobinle hemhâl olabilmek hoş. okuduğum her ekstra beni yazarın anlatmak istediğine yakınlaştırıyor sanki. yapılan söyleşiler puzzleın her bir parçasını tamamlıyor ve büyük resmi ortaya çıkartıyor.
galiba dozu ayarlayamadım. ilaçtı zehir zemberek oldu. kendini övmek deyince de ben,,
bu kitap da öyle işte ya. ahahahs devamına mecalim kalmadı. bana istediğim çalışmayı yapabilme fırsatı verdi. çünkü kendi kendime çözümleyemeyeceğim kadar karmaşıktı. okumaz yazmaz'dan otobiyografiye biraz hakim, devamını öğrenmeye çok da meraklıydım. çok sert diyoruz, ki evet dayanılmaz derecede öyle, eleştirenler oluyor ama bu birinin hayatının gerçeği ve bu beni üzüyor. yazarın hayatını okumak bence bu anlamda önemli. sonra bakılabilecek pek farklı bir yön bırakmıyor size. gerçekler berraklaşıyor ve size sadece duygu kalıyor. metin bunu yapmıyor evet ama bence bu bir takım çalışması. o öyle anlatacak ki sen durup düşünüp mantıklı bir duygu sürecine gireceksin. kalbinle değil aklınla. yoksa soğan bile bizi ağlatıyor ama mantıklı mı değil. uf geç oldu örneklere bak şaştı iyice. bitirir bitirmez söyleşiyi okudum, metin gibi donuktu. yazara diyebilirsiniz aman anlatmıyorsun seni anlamakla mı uğraşıcam. bunun da sebebi vardı tabii ki, demeyin. üzülüyorum ya. gerçekten aşırı üzülüyorum sen nasıl yaşamış da yazmışsın yani çok zor bir hayat nasıl donuk diye yargılayabilirim ki seni. dil ile ilgili söylenenlerin hepsi merakımı celbetti (cezbetti?). başka bir evrende çevirmenler bu işi nasıl yapıyor onu da bilmek isterdim merak ediyorum çünkü.
tamamen alıntılamak mümkün değil ve zaten bunu istemiyorum; zeynep yıldırım, zeynep rade ve şükran yiğit'in yazdıklarını okuyabilirsiniz. niye ikizler, niye donuk dil, niye üç farklı anlatım şekli aradığım cevaplar bulundu. sonuncusu hariç yazarlara ve sitelere bakarken rast geldim ve hepsi beni çok etkiledi, ufkumu açtı. daha bakacaklarım da var. şükran yiğit özellikle 5 parçada, uzun uzun ele almış yazarı. kitaba bayıldım diyemem, galiba bayılmam için başka türlü olması gerekiyordu, o da başka uzun bir yazının konusu, ama yazılan yazılara bayıldım. onları sindirmek çok daha uzun sürdü ve tekrar tekrar tekrar üzdü. mathias hakkındaki kitabı da okumak istiyorum. bu arada ben en çok ikinci kitabı sevdim.
buraya kadar okuyan herkese kalpten iyi dilekler. umarım beklenmedik güzellikler yaşarsınız. öyle içimden geldi. ahahsh sadece birazcık azıcık fazla satır okudunuz diye herhangi birinden iyi dileklere mazhar oldunuz, dünya nasıl dönüyor farkında değiliz~
28.11.25
8/10
en sevdiğim üçlemedir artık. greyson toll-iver favori karakterim. çan fikri üzerinden ilerlenmesi ve beklemeyeceğim kadar önemli bir karakter haline gelmesi çok mutluluk vericiydi benim için. tanıdıkça ve bu değişimin olacağını anladıkça daha çok sevdim kendisini zaten. goddard'ın öfkeli anlarındaki atmosferin…devamıen sevdiğim üçlemedir artık.
greyson toll-iver favori karakterim. çan fikri üzerinden ilerlenmesi ve beklemeyeceğim kadar önemli bir karakter haline gelmesi çok mutluluk vericiydi benim için. tanıdıkça ve bu değişimin olacağını anladıkça daha çok sevdim kendisini zaten.
goddard'ın öfkeli anlarındaki atmosferin çok güzel yansıtıldığını düşünüyorum. bir sağa bir sola gidişini izlemiş kadar oldum. açığa çıkan olayı ve nedenini merak ediyorum, geçmişini okumak istediğim bir karakter. gerçekten iyi bir kötüydü. novellanın çevirilmesini bekleyeceğiz. biraz old gen okuyalım.
bu kesinlikle romantik bir kitap değil. citra ve rowan yan yana bile zor geliyorlar ahshashgddsş. kitapta o kadar farklı pencereler açılıyor ki, okuyorsunuz okuyorsunuz ve bam birden başka bir yerdeki başka birinin olayına geçiliyor. bunun okumayı perçinlediğini düşünüyorum çünkü kimin bölümüne geçsem şu çabucak bitse de diğerini okusam diye aklımdan geçirmedim, hepsinden zevk aldım hatta beklemek heyecan duygumu katladı. biri olaylar şarapnel parçaları gibi dağı(tı)lmış yazmış haklı. yani diyeceğim, o kadar olay vardı ki citra ve rowan'ın zaten hissettiğimiz aşkının sürekli ön planda olmasını ben de istemezdim. başrol olsalar da. hani çok mutlu olduğunu bildiğiniz bazı çiftler vardır, uzun süredir bihabersinizdir ve bazı ortamlarda sohbet muhabbet gelir konusu açılır veya direkt kendileriyle denk gelirsiniz, sonra da hissettiğiniz tek şey onlar adına mutlu olmak olur çünkü bıraktığınız haldedirler; işte onlar hakkında da tam olarak bunu hissediyorum. sanki birinden "onlar da ne yapsınlar mutlular bildiğin gibi" lafını duyacak gibiyim. ne yaptıklarını çok merak etmiyorum açıkçası. onlar birlikteyken mutlu olurlar.
çok zekiceydi yazılanlar, verilen cevaplar. hepsinde mizahi bir parıltı vardı.
en heyecanlandığım olay dizisinin çıkacak olması. bunu hakkında bir fan sitesi bile var ve cast'a baktım hemen zendaya demişler. of yani ne alaka. kız zaten dune'da oynadı niçin evrenleri karıştırıyorsunuz oldu olacak gelsin emma watson oynasın. bence bu tür yazar tarafından evren oluşturma yapımlarında bazı kişilerin üstüne yapışmış bazı roller varsa dünyada insan kalmamış gibi ilk o kişiler akla gelmemeli. neyse kendim bir cast çiziyorum fakat bu işte çok başarılı olduğum söylenemez.. artık zamanla. tek istediğim mükemmel yansıtması ve gerçekten BÜYÜK bir sükse yapması tıpkı şu anki the summer i turned pretty gibi bir ün ve konuşulma hayal ediyorum. ona da sinirliyim zaten. her çarşamba bekleyip olayları öğreniyor ve ekstra sinirleniyorum. neyse tüm kalbimle istiyorum bunu ama biraz yavaş gibi
okuyun, okuyun, okuyun. okuyanların fikirlerini merak ediyorum. hadi eksik kalmasın sıralama da yapalım üçüncüyü okumam uzun sürdü ama tırpan>çan>fırtına bulutu diyorum. 9 8.5 8 dedim
citra and rowan are my roman empire i fear diye bir tiktok gördüm hemen repostlandı hemen herkese atıldı bakalım daha insanları okumaya ikna etmem gereken çok kitap var benim de işim zor tam zamanlı mesai yapıyorum ama halledicem kendime güvenim tam🙏🏻
SPOİLER
sonunu beğenmedim. uzay fikri başroller için über saçmaydı. hani nerede kötüler cezasını çeksin? güzelim dünyayı bırakıp kaçtınız resmen. tamam siz de çok çektiniz özellikle rowan ama gerçekten sinirlendim. mutlu sonları sevmem de böyle bir son da hayal etmemiştim. kalıp savaşıp üstbıçak falan olsaydınız ne bileyim. o zaman da mutlu klasik sonları sevmeyen personam ortaya çıkardı gerçi bunu da biliyorum
herkesin bir şekilde kendini feda edip sonunda faraday'ın ayakta kalması beni istemsizce rahatsız etti. tamam ikinci kitapta ölmediğini öğrenmek çok güzeldi ama bari o kadar önemlisin eskiden güçlü biriydin goddard ile bir karşı karşıya gelseydin bir yüzleşseydiniz seni neden saklanıp depresyonda arkabeyin araştırması yaparken okuduk ki. yıkılman tekrar ayağa kalksaydın anlamlı olurdu ölmemen seni kahramanlaştırmadı hatta bir noktada yeter artık dedim. yüzleşseydi kesin ölürdü bu arada (ne konuşmuşum be. genel
düşündükçe sevmediğim şeyler aklıma geliyor fakat düşünüp kendimi sinirlendirmek istemiyorum. yeterli
istediğim randımanı alamadım, o yüzden de elimde aylardan beridir sürünüyor idi. gezse yine iyiydi, bir köşeye bırakıp kendim en uzak köşeye çekildim. ta ki martı'nın etkinliğine kadar. çok ümitliydim, beğeneceğime emindim. kitapla ilgili en büyük sorunum üç farklı kişinin ağzından…devamıistediğim randımanı alamadım, o yüzden de elimde aylardan beridir sürünüyor idi. gezse yine iyiydi, bir köşeye bırakıp kendim en uzak köşeye çekildim. ta ki martı'nın etkinliğine kadar.
çok ümitliydim, beğeneceğime emindim. kitapla ilgili en büyük sorunum üç farklı kişinin ağzından anlatılan bir anlatının üç FARKLI kişinin ağzından yazılmasını beklemem. hata mı ettim bilmiyorum. sürekli aynı şeyi okuyormuş gibi hissetmek beni çok yordu. kişilerin hissettikleri ve mecburiyetleri bir noktada farklı olmasına rağmen yazım dili çok aynıydı. karakterleri konuşturamadım, gözümde canlansanlar da hepsi dışarıdan bakan bir kişi tarafından seslendiriliyor gibiydi. "o, öyle hissederdi.." o zaman birinci tekilden anlatmayın? son kişiyi okuduğumuzda evet başka bir gözden okumuş olduk, evet savaşın yıkıcı boyutunu görmüş olduk, tamam aslında hepsi toplumsal statü göstergeleri. kimin neye nasıl baktığı. öyle ki koca bir şehri ikiye bölen, bağlantı noktasını koparan savaşın etkilenenleri bile değişiyor. ancak hatrı sayılır uzunlukta bölümler olunca benim sabrım kalmadı. bir de kişiler de afedersiniz ama baydı beni. konu bu olabilir, yani olabilir evet ama benim hissettiklerim de bu. öyle yani. son kişiye kadar sabrederseniz sönen beklentiniz alevlenebilir. çünkü benim için dalgalı bir okumaydı. eszter'in mirası daha güzeldi. yüzeysellik. tartışırım bu konuda da neyse. kalan iki kitabını da kışa saklıyorum. onları gerçekten beğeneceğim! ahshshshdhs. ahahshahshs ya okuyayım aksın diye top 50 macaristan playlisti bile açtım daha ne yapsaydım yeterince çaba gösterdim,,?
Vaat, yazarın diğer romanları gibi alt metnine Apartheid rejimini alan 2021 Booker Ödülüne sahip geniş bir roman. Yazar Güney Afrikalı, Apartheid ise dilde ayrılık demek. Rejim 1950lilerden 1994'te Anti-Apartheid Hareket ile ilk siyahi başkan Mandela'nın seçimine dek uzanan, çok da…devamıVaat, yazarın diğer romanları gibi alt metnine Apartheid rejimini alan 2021 Booker Ödülüne sahip geniş bir roman.
Yazar Güney Afrikalı, Apartheid ise dilde ayrılık demek. Rejim 1950lilerden 1994'te Anti-Apartheid Hareket ile ilk siyahi başkan Mandela'nın seçimine dek uzanan, çok da uzak tarihlere gitmemizi gerektirmeyen yaklaşık yarım asırlık bir dönemi kapsıyor. Beyaz ırkın siyah ırktan ve melezlerden üstün oluşunu yasalaştırıp, siyahileri ülkenin dışında kalan bazı kabile bölgelerinde bir arada yaşamaya zorunlu kılan sistemin adı.
Kitap 4 ayrı cenazeden oluşuyor. Bir aile, sadece cenazelerde toplanan. Swart'lar. Kelime anlamı siyah. Kendileri beyaz, beyaz ayrıcalıklarına sahipler. Anne Rachel, baba Manie, abi Anton, büyük kız kardeş Astrid ve küçük kız kardeş Amor. Bir de siyahi yardımcıları var, Salome.
Anne Rachel kanser, kendisine bu süreçte kocasından daha fazla bakan Salome'ye ölmeden önce çiftlik evi vaadinde bulunuyor. Sen bana bak ki sana evi vereyim gibi değil de, sağ ol bu kadar zamandır bana baktın gibi. Binevi vasiyet. Bu sırada yanlarında olan sadece Amor.
Aslında kitap, bu vaadin yıllara yayılıp gerçekleşmemesini konu alıyor. Annenin ölümüyle küçük kızı pek dinlemiyorlar, hem de o yıllarda siyahların beyazlar gibi mülk sahibi olması zaten yasak. İlerleyen dönemde bu yasa değişse de aksiyon alınmıyor. Her ölümle birlikte Amor'un bu sözü kalan aile bireylerine hatırlatıp kabul ettirmeye çalışmasını, aile bireylerinin de olayın kendince mantıksızlığına sebepler bulmasını izliyoruz.
Yazarın dili soğuk. Acaba kendi dili dolayısıyla mıdır diye düşünmüştüm ancak Booker Ödüllü olduğu için direkt İngilizce çeviri. Herkes akıcı oluşundan bahsetmiş fakat bir anda diğer konuşmacıya geçmesi, nerede neyin başlayıp neyin bittiğini çözmemize izin vermemesi, yılların çok çabuk geçmesi ve karakterlerin iç dünyalarına giremeyişimiz, aralarda ne hissettiklerini bilmeyişimiz. Onun dışında ülke tarihini de bilemiyoruz ve metin içinde araştırmazsak biraz olsun anlayıp onlarla özdeşlik kuramıyoruz. Bunların hepsi benim için eksi puanlar.
Her cenazenin ayrı bir dine göre defnedilmesi de ilginç bir eleştiriydi.
Anton ve Astrid'den nefret ettim. Yazar Anton'da kendini yazmış demişler, travma sonrası stres bozukluğu. Amor'a da bayılmış değilim. Ölümler uzasaydı ne o çiftliğe gelirdi ne de söz için bir çabası olurdu. O aileden nasıl çıktığı belli olmayan kalbi dışında çok da bir şey yapıyor sayılmazdı açıkçası.
Cenazede menarştan bahsetmesi garipti; ablası Astrid'in iğrenmesi, halanın tepkisizliği, Anton'un sorgulayışı, annenin yokluğunu ilk kez anlaması. Garipti derken bir erkek olarak bu gerçekliği işlemeyi nasıl düşünmüş ona şaşırdım. Kadınların en ana sorunlarının bile erkek gözüyle konu olarak seçilmesi, metinde kendine yer bulabilmesi pek karşılaşmadığımız bir durum. Annem babam yerine anne baba demeleri de nedendir bilmem.
Daha derinlikli bir yorum olabilirdi çünkü daha derin şeyler düşünmüştüm. Ama unuttum ve bunları bile yazdım ya, üstümden bir yük kalktı. Bilgilendirici bir içerik olmuş oldu. Bence. Gideyim de Eşref Rüya falan izleyeyim.
Kısacası Vaat, her şeyi işlemeye çalışmasına rağmen hiçbirini tam olarak yansıtmayışıyla ve hızlandırılmış anlatımıyla bana vaat ettiklerini sunmayan bir kitap oldu. Sizce Salome'ye sunmuş mudur?
Yazarın İyi Doktor kitabını öneririm. Buna 4 puan verdim, ona 8 verdim. Booker Ödülü nası kazanılıyor bilmiyorum. O da finalistmiş mesela. Bu kitap 100 sayfa daha uzun olsaydı ödül kazanamaz mıydı? Belki o zaman jüriler okumazdı. Rakipleri mi çok uzundu acaba? off.Dalga geçme hele bi rahat ya
Yaklaşık 30 yıla yayılan bir aile anlatısının daha güçlü ve köklü olmasını beklerdim. Geniş, ancak tuttuğun yer elinde kalıyor.
Biraz haksızlık etmiş olabilirim.
Puanımı değiştirmiyorum.
Kitabı da unutmuyorum.
Hevesle okumanızı tavsiye etmem.
Bu arada kitabı ve karakterleri yavaş yavaş anlayabildiğim noktada düşündüğüm ve benim için kıstas olan tek şey karakterleri hangi sırada öldüreceği oldu. Ben de böyle yapardım sanırım.
Sonunda öyle bir sahne hayatta aklımda canlanmaz fakat düşününce komik.
29 Nisan 2025.