Spoiler içeriyor
“Onu kalbinden öptü ben onu hiç kalbinden öpmedim.” Hepimizin en az bir defa bile olsa adını duyduğu, Yeşilçam’ın en unutulmaz filmlerinden biri olan Selvi Boylum Al Yazmalım… Ne desem ne demesem bilmiyorum 🤷♀️ Açıkçası izlemeye korktuğum bir Yeşilçam filmiydi. Her…devamı“Onu kalbinden öptü ben onu hiç kalbinden öpmedim.”
Hepimizin en az bir defa bile olsa adını duyduğu, Yeşilçam’ın en unutulmaz filmlerinden biri olan Selvi Boylum Al Yazmalım…
Ne desem ne demesem bilmiyorum 🤷♀️
Açıkçası izlemeye korktuğum bir Yeşilçam filmiydi. Her açtığımda nedense bir şekilde kapatıyordum ta ki birkaç ay önce Yeşilçam filmleri serisi yapıncaya kadar. Birden açtım ve izledim. Nasıl başladım nasıl bitirdim hiçbir fikrim yok ama emin olduğum en önemli şey zamanının çok ötesinde muhteşem bir film olduğu…
Bana kalırsa sevgi gibi güzel bir duygu o kadar güzel yansıtılmış ki… İlk başlarda İlyas ve Asya’nın o ilişkilerini mutlulukla izlerken sonrasında nasıl bu hale geldiler diye düşünürken bir bakıyorsunuz ki aslında aşk söylenen birkaç söz, yazılan birkaç yazıdan ibaret değilmiş. Zamanla filmde gelişen olaylar neticesinde bunu çok iyi anlıyorsunuz.
Asya’ya yardım eden, yorulduğunda yanında olan, kendini kötü hissetmesin diye çabalayan, mutlu olsun diye elinden geleni yapan, ne olursa olsun onu kırmayan Cemşit’di.
Özellikle Cemşit “İlk kocası olduğunu bilsem getirir miydim? Getirirdim, yaralıydı.” dediğinde bir kez daha anlıyorsunuz.
Her ne kadar Asya Cemşit’i seçmiş olsada hala kalbinde olanın İlyas olduğunu gözleri bağırarak söylüyordu. Samet olmasa İlyas’ı seçecek olması o kadar aşikardı ki… Gitmeden önceki o son bakışmada “gelmek istiyorum ama gelemem” der gibi bakıyordu. Döktüğü her yaş her bakış İlyas içindi.
Özellikle yorumlamanın başında yazdığım alıntıyı duyduğumda birkaç dakika bir duraksadım.
Kesinlikle izlenmeye değer, sonunda ders çıkartılan bir film. Daha çok şey yazabilirim ama tamamen izlendiği takdirde tam olarak anlaşılabilecek bir film.
Ayla Dikmen- İlk ve Son Aşkım Sen Olacaksın
şarkısınıda bu filme adıyorum kendimce…
Su içmeyi ve İlyas gibi adamlara güvenmemeyi unutmayınnnnn, mutlulukla kalınnnnnnn✨
TİVADAR CSONTVARY KOSZTKA-YAŞLI BALIKÇI İlk bakışta gördüğünüz şey resimde anlatılmak istenen şey midir? Evet, içindeki sır ile insanı şaşırtan bir eser ile tekrardan buradayım. O zaman ben anlatmaya başlıyorum. Tivadar Csontvary Kosztka çoğunlukla Budapeşte de çalışan, Avrupa’da tanınan ilk Macar…devamıTİVADAR CSONTVARY KOSZTKA-YAŞLI BALIKÇI
İlk bakışta gördüğünüz şey resimde anlatılmak istenen şey midir?
Evet, içindeki sır ile insanı şaşırtan bir eser ile tekrardan buradayım. O zaman ben anlatmaya başlıyorum.
Tivadar Csontvary Kosztka çoğunlukla Budapeşte de çalışan, Avrupa’da tanınan ilk Macar ressamlardan biridir.
Kosztka’nın 1902 tarihinde tamamlanan “Yaşlı Balıkçı” tablosu bir yağlı boya çalışmasıdır. Her ne kadar ilk bakışta arkada bir sahil manzarası ve manzaranın önünde ellerini üst üste koymuş yaşlı bir balıkçı gördüğünüzü sansanızda tablonun içindeki sır bu tasvirden çok uzaktadır.
Aslında gördükleriniz gerçek ama resimin tam ortasına küçük bir ayna koyduğunuzda da aynı şeyi görebilir misiniz? İşte bundan pek de emin değilim.
Dediğim gibi her ne kadar ilk bakışta normal bir manzara resmî gibi görünsede yıllar sonra ortaya çıkan sır resmî olduğundan çok daha ilgi çekici bir hale getirdi.
Resmin tam ortasına bir ayna yerleştirdiğinizde resmin içinden iki farklı yüz ortaya çıkıyor. Bu yüzlerden biri arkasında huzur verici durgun bir deniz ve berrak gökyüzüyle bize doğru bakan ve elleri dua eder pozisyonda duran bir yaşlı bilgeyi tasvir ediyor. (Bazı kaynaklarda tasvir edilen kişinin Tanrı olduğu da söylenilmektedir.)Diğer yüzün simetrisi alındığında ise arkasında fırtınalı bir deniz olan, doğrudan bize suçlayıcı bir bakış atan şeytan tasvir edilmektedir.
Resimde insan kişiliğinindeki iyi ve kötünün nasıl orta noktada buluştuğu tasvir edilirken aynı zamanda resim insanın içindeki iyi ve kötünün birlikte bulunduğunun bir kanıtıdır diyebilirim.
Resimdeki bu simetri ve yansıma oyunu öylesine muhteşem bir şekilde yansıtılmış ki anlatamam. Gizeminin yıllar sonra çözülmüş olması da çok ince bir detayı içinde barındırdığının bir kanıtı diyebiliriz.
✨Tesadüfen bir video ile karşıma çıkan bu eseri sizede kendi cümlelerim ile anlatmak istedim. Tablo hakkında çok bir bilgeye ulaşabildiğim söylenemez. Çünkü eseri anlatan çok bir kaynak bulamadım ama olabildiğince detaylı anlatmaya çalıştım. Kendine iyi bakın ve hoşçakalın✨
FRANCİSCO GOYA- ÇOCUKLARINI YİYEN SATÜRN Evet isminden de anlaşılacağı üzere oldukça garip ve farklı bir hikayesi olan bir eser ile buradayım. Yani gerçek adıyla “Satürno devorando a un hijo” eserini anlatmaya geçiyorum. Çocuklarını Yiyen Satürn eseri Goya’nın evin duvarlarına yağlı…devamıFRANCİSCO GOYA- ÇOCUKLARINI YİYEN SATÜRN
Evet isminden de anlaşılacağı üzere oldukça garip ve farklı bir hikayesi olan bir eser ile buradayım. Yani gerçek adıyla “Satürno devorando a un hijo” eserini anlatmaya geçiyorum.
Çocuklarını Yiyen Satürn eseri Goya’nın evin duvarlarına yağlı boya ile yaptığı 14 resimden oluşan aynı zamanda “Kara Resimler” olarak adlandırılan eserlerden bir tanesidir.
Kronos (başlıkla Roma karşılığı olan Satürn ismi kullanılmıştır) Yunan mitolojisinde gök baba ve toprak ananın on iki çocuğundan en küçükleridir. Gaia (toprak ana) ve Uranüs’ün (gök baba) sonraki çocukları dev cüsseli ve korkunç bir görüntüye sahiptilerler. Uranüs bu korkunç oğullarından gördüğü gibi onlardan iğrenmiş ve onları toprağın altına, Gaia’nın karnına geri göndermiştir. Toprak Ana şişkinliğin getirdiği rahatsızlıkla Uranüsten intikam almak istiyor ve çocuklarını ona karşı kışkırtıyordu.
Bu sırada tabii ki de tahmin edeceğiniz üzere annesini dinleyen tek Titan Kronos oldu. Babasını cezalandırmak isteyen Kronos bir gün pusuda yattı. Gaia oğluna kendi gövdesinden yapılma bir orak vermişti. O gün gece toprağın üzerine örtüleceği sırada Kronos ortaya çıktı ve elindeki orak ile babasını erkeklikten yoksun bıraktı. Böylelikle Kronos ikinci Tanrı kuşağını başlattı. Bu durumda Titan kardeşlerin kendi aralarında evlilikler yapmaktan başka çareleri yoktu. (ne yani ben babamla kardeş miyim?)
Böyle böyle mitoloji öykülerinin kahramanları doğdu anlayacağınız.
Kısaca önceki olayları anlattığıma göre şimdi tam olarak eserimize geçebiliriz.
Kronos ablası Rheia ile evlendi. Bu evlilikten altı tane çocukları olacaktı olmasına ama Kronos’un bir korkusu vardı. Ne kadar güçlü olursa olsun, kendisinin babasını devirdiği gibi çocuklarının da onu devirmesinden korkuyordu. (boynuz kulağı geçer hesabı) Zamanla güç sevdası büyüyen Kronos anlayacağınız üzere saltanatını kaybetmek istemiyordu. Asıl dehşet verici şeyi söylüyorum;Kronos saltanatını kaybetme düşüncesi ve stresi üzerine doğan her çocuğunu canlı canlı yemeye başladı. (ne desem bilmiyorum gerçekten)
Goya’nın resimde resmettiği şeyde budur. Güç sevdalısı, aynı zamanda saltanatını kaybetmemek uğruna stres ve korkuyla delirmiş olan bir kral.
Goya, Satürn’ü oğullarından birini yerken betimler. Resimde sağ kolu çoktan yenilmiş, sol kolu yenmekte olan, belinden sıkı sıkıya tutulmuş, deforme olmuş ayaklarıyla duran birini görmekteyiz. Aynı zamanda canlı birisini sıkı sıkıya tutan ve yeme işleminin ortalarında olan birisinide görmekteyiz. Bu kişi büyüyen gözleri, açık ağzı ve yıpranmış saçları sebebiyle bir tür delilik hali içindedir. Resmin tuvale aktarımında bir ayrıntının yok olduğu söylensede, genel olarak garip bir tablo diyebilirim.
Peki tüm bunlara rağmen Kronos saltanatını koruyabildi mi dediğinizi duyar gibiyim. O zaman hemen açıklıyorum. Bu olaylara karşı bir şeyler yapmak isteyen Rheia son çocuğunu kurtarmak için Toprak anadan yardım istedi. Hem kızı hemde gelini olan Rheia’nın yaşadığı zorlukları bilen Toprak Ana onu altıncı çocuğuna hamile kaldığı esnada Girit adasına gönderdi. Rheia Kronos’a ihanet etti ve ona çocuğu teslim etmek yerine kundağa sarılmış bir taş ile kandırdı. Ve tahmin edeceğiniz üzere Kronos’un korkusu gerçekleşti. Yıllarca babasından uzakta yaşayan bu çocuk ilerde savaşlar başlatacak ve babasını tahttan indirip Üçüncü Tanrılar Devrini başlatacaktı. (gün gelir devran döner be Kronos)
En önemli kışıma geldik diyebilir miyiz? O çocuk zamanla Baştanrı olacak olan ZEUS…
Şunu söylemeden geçemeyeceğim; bugün arkadaşımla konuşurken konu birden bu tabloya geldi. Nasıl konu birden buraya geldi hiçbir fikrim yok gerçekten. Tablonun resmettiği şeyi anlattığımda bana sanki ‘sen niye böyle şeyler araştırıyorsun?’ der gibi baktı. Tablonun resmini gösterdiğimde ise bana bir bakışı var anlatamam. Bir yandan da şey dedi “Niye çocuklarını yiyor ki gitsin başkasına versin.” Çok haklı bir isyan bence katılıyorum. Ama yani sonuçta Kronos’un çocuğu illa bir gün ortaya çıkardı.
✨Bu arada bu eseri yorumlamamı öneren @kalli ‘yede teşekkür ederim. Bu eseri yorumlamam gerçekten çok iyi bir zamana denk geldi. Haftaya Zeus’un hayatı ile tam olarak mitoloji evrenine giriş yapmayı düşünüyordum. Zeus’tan önceki mitoloji evrenini az çok bu eser sayesinde de görmüş olduk. Kendinize iyi bakın ve hoşçakalın✨
✨Saat 04.18 ve ben böyle bir gönderi paylaşıyorum. Umarım rüyanıza falan girmez.✨
GİAN LORENZO BERNİNİ- APOLLON VE DAPNHE HEYKELİ Apollon ve Dafni, İtalyan sanatçı Gian Lorenzo Bernini’nin yapmış olduğu gerçek boyutlu bir barok mermer heykelidir. Bu eser Antik Yunan’da mitolojik olan Apollon ve Dapnhe hikayesinin doruk noktaları tasvir edilmiştir. O zaman öyleyse…devamıGİAN LORENZO BERNİNİ- APOLLON VE DAPNHE HEYKELİ
Apollon ve Dafni, İtalyan sanatçı Gian Lorenzo Bernini’nin yapmış olduğu gerçek boyutlu bir barok mermer heykelidir. Bu eser Antik Yunan’da mitolojik olan Apollon ve Dapnhe hikayesinin doruk noktaları tasvir edilmiştir. O zaman öyleyse ben anlatmaya başlıyorum.
Apollon, güneş Tanrısı ve okçuluk Tanrısıdır. Çok iyi bir okçu olan Apollon kendisiyle övünmeye seven biridir. Bir gün karşılaştığı Afrodit’in oğlu genç Eros ile karşılaşır ve onun okçuluk kabiliyeti hakkında alaycı sözler söyler. (aferin çok iyi bir karar gerçekten!)
Tabii ki bu sözler karşısında Eros yerinde durur mu, Apollondan öç almak için yakındaki bir yamaca uçar ve herkesten üstün olduğunu düşünerek iki ok atar.
Biri saplandığı kişiye tutku ve sonsuz aşk veren bir altın ok iken, diğer ok tamamen aşktan uzaklaştıran bir ok idi.
Altın ok Apollon’un kalbine saplanır ve Dapnhe’ye umutsuzca aşık olur. Ne yazık ki tahmin edeceğiniz üzere bir diğer ok ise Dapnhe’nin kalbine saplanır. Dapnhe, Apollondan sürekli kaçar ve onun aşkını reddeder.
Dapnhe; avcılığa düşkün olduğu için ormanlarda vakit geçiren, doğayla iç içe olmayı seven, çekici ve aynı zamanda oldukça güzel olan bir su perisidir. Erkekler ne kadar ona aşık olup peşinden koşsalarda Dapnhe tüm bu aşıkları reddeder. Dapnhe evlilik fikrini reddeden özgür ruhlu bir peridir.
Bazı kaynaklarda Apollon’un önceden Dapnhe’ye karşı hisleri olduğu için kalbine saplanan ok ile birlikte Dapnhe’ye böylesine aşık olduğu da yazar.
Bir gün Dapnhe yine kaçarken Apollon’a yakalanır. İkisi ormanda koşarken Apollon onu her ne kadar ona zarar vermeyeceğine karşı ikna edip, onu durdurmaya çalışsada, ne yazık ki başaramaz. Evlilik fikrinden büsbütün hoşlanmayan Dapnhe’nin kalbine saplanan ok, Apollondan dahada tiksinmesine neden olan bir etkendi.
Dapnhe koştukça koşuyordu ama bu durum nereye kadar sürecekti? Yavaş yavaş yorulmaya başladı Dapnhe ama bu durum Apollon’un onun peşinden ayrılmasına yetmedi. Çünkü Apollon Eros’un oku yüzünden tamamen arzu ve aşkla hareket ediyordu.
Daphne sona yaklaşırken yakında Apollon’un ona yetişeceğini biliyordu ve yardım için bağırdı. Hikayenin bazı versiyonları onun Yunan Yer Tanrıçası Gaia’ya (Toprak Ana olarakta bilinir) seslendiğini söylerken bazıları onun nehrin kıyısına koştuğunu ve tanrısına, yani babasına seslendiğini söyler.
Dapnhe Apollondan kurtulmak için her türlü güce yalvarmaya başladı. Nitekim güzelliğinden vazgeçmeye bile razıydı.
Yavaş yavaş vücuduna bir halsizlik yayılmaya başladı, göğsü pürüzsüz bir kabukla bağlanırken, ince kolları dallar ve saçları yapraklara dönüştü; Ayakları artık sert köklere sıkı sıkıya bağlıydı, yüzü yeşil bir ağacın tacı haline gelmişti. Ve tüm bunlara rağmen Dapnheden geriye kalan tek şey eşsiz güzelliğiydi.
Dapnhe Apollondan kaçmayı başarmıştı ama bunun sonucunda bir defne ağacına dönüşmüştü.
Peki tüm bunların sonucunda Apollon ne yaptı diye merak ediyorsunuzdur. (ben olsam merak ederdim herhalde diyerekten) Eros’un büyüsünden kurtulan Apollon ısrarcı tavrı yüzünden kendini suçlu hisseder. Ağacın parlak yapraklarından bir dal koparır ve defnenin sonsuza kadar onun sembolü olacağını, aynı zamanda onun için her zaman diğer bitkilerden farklı olacağına dair yemin eder.
Hatta Apollon ağacı sahiplenerek galibiyet ve erdemin simgesi haline getirir. Hatta ve hatta Antik Yunan ve Romada kazananlara ve şairlere defne yapraklarından çelenkler verilirmiş. Defne yapraklarının her mevsim yeşil olmasından dolayı ölümsüzlüğü de simgelermiş.
Yine ve yine aklımda ismiyle hafıza kazınan bir eser. İlk duyduğumda da ilgimi çekmişti, şimdi yine yazarken ilk defa duyuyormuşum gibi hissettirdi. Kendinize iyi bakın hoşçakalın✨
✨Ayrıca @carpediem’e vakit ayırıp hesabın profil resmini tasarladığı için çok teşekkür ederim tekrardan✨
LEONARDO DA VİNCİ - SON AKŞAM YEMEĞİ Her ne kadar hikayesinden ziyade içinde barındırdığı sırlardan dolayı daha çok konuşulsada, ben ilk olarak tabloda anlatılan asıl şeyi ve sonrasında içindeki birkaç sırrı anlatacağım. O zaman çok uzatmadan sizi eserle baş başa…devamıLEONARDO DA VİNCİ - SON AKŞAM YEMEĞİ
Her ne kadar hikayesinden ziyade içinde barındırdığı sırlardan dolayı daha çok konuşulsada, ben ilk olarak tabloda anlatılan asıl şeyi ve sonrasında içindeki birkaç sırrı anlatacağım. O zaman çok uzatmadan sizi eserle baş başa bırakıyorum.
Santa Maria Delle Graize Manastırı’nın yemekhane duvarını kaplayan Son Akşam Yemeği, bir tablo değil tempera tekniğinin kullanıldığı büyük bir duvar resimidir.
Resimde İsa’nın çarmıha gerilmesi ile sonuçlanan gelişmeler öncesinde, İsa ve havarileri birlikte yemek yemektedir. Eğer resime bakarsanız resimde havarilerin yüzünde oluşan şaşkınlık ve merak dolu ifadeyi fark edersiniz. Bunun sebebi ise İsa’nın hemen öncesinde havarilerinden birisinin kendisine ihanet edeceğini söylemiş olmasıdır. Tabii ki bu duruma şaşıran havariler bunu tepkilerinde belli etmiş ve ona ihanet eden kişinin kendileri olup olmadığını birbirlerine sormaktadırlar. Yaşanın bu olay anını resimde görmekteyiz.
Şimdi gelelim asıl çok konuşulan resimdeki sırlara… Tabii ki tahmin edeceğiniz üzere resimdeki bütün sırları yazmam mümkün değil. O yüzden olabildiğince en çok göze çarpan bir kaç sırrı yazacağım.
Ortada yer alan İsa’nın iki yanındaki havariler üçlü gruplara ayrılır. İsa’ya ihanet ettiği inanılan Yahuda’nın dirseğini masaya koyması onun diğerlerinden daha alçakta durmasını sağlamıştır. Aynı zamanda elinde tuttuğu kesede; Romanlılardan aldığı sikkeleri simgelemek için kullanılmıştır
Her grupta havarilerin verdiği tepkilerin özel bir anlamı olduğu düşünülmektedir. Aynı şekilde yaşanan bu kaotik durumda tam merkezde konumlanan İsa’nın elini iki yana açması, üzgün ve çaresiz gözükmesi duyguyu yansıtan bir başka detaydır.
Aynı zamanda resimde bulunan perspektifler, açılar, içerisinde barındırdığı duygular ve o anı olduğu gibi resmetmesi, resimi diğer son akşam yemeği resimlerinden ayıran bir diğer önemli detaylardan diyebiliriz.
Her resimden gözünüzü aldıktan sonra tekrar baktığınızda gözünüz İsa figürüne kayıyor ve bu da Leonardo Da Vinci’nin mükemmel oluşturduğu perspektiften kaynaklanıyor. (denendi onaylandı diyebilirim çünkü araştırırken fark ettim, istemsiz oluyor.)
“İsa ekmeği eline alıp böldükten sonra ‘Alın yiyin, bu benim bedenimdir.’ der havarilerine. Daha sonra şaraptan içer ve sonra şöyle der ‘Alın bu benim kanımdır.’”
Daha uzun uzun yazmak isterdim ama ne yazık ki çok önemli detayları birkaç satırla anlatabileceğimi düşünmüyorum. Aynı şekilde önemli detayları anlatmaya çalışırken resimden soğutmak da istemiyorum. Bu yüzden burada gönderiyi tamamlıyorum. Kendinize iyi bakın, hoşçakalın✨