Spoiler içeriyor
Öncelikle bu kitabı okumamı sağlayan sahafçı abiye burdan teşekkürü bi borç bilirim. Aynı şekilde yazarlada tanıştığım için mutluyum. Mükemmel eserleri var ki bu eseri belkide kalfalık eseridir. İnsan (Adem) anlatısı üzerinden tanrısal platformlar çok güzel temsil edilmiş ve somutlaştırılmış. Hz.…devamıÖncelikle bu kitabı okumamı sağlayan sahafçı abiye burdan teşekkürü bi borç bilirim. Aynı şekilde yazarlada tanıştığım için mutluyum. Mükemmel eserleri var ki bu eseri belkide kalfalık eseridir. İnsan (Adem) anlatısı üzerinden tanrısal platformlar çok güzel temsil edilmiş ve somutlaştırılmış. Hz. Adem'le ilgili en iyi ve sağlam anlatım.
Adem ise asla yapayalnız biri değildir. Aksi halde peygamberliğinin ve insanları uyarmaya-aysınlatmaya yönelik olarak Allah tarafından seçilmesinin de bir anlamı olmazdı. Kuşkusuz ki Allah'ın insanı seçmesi, insanın kendi seçimleriyle de doğrudan ilgilidir. Çünkü Tanrı'nın seçimi, ilahi bir lütuf olmaktan çok insani kazanımlara dayanmaktadır. Dolayısıyla insanlar önsel bir ruhsal mertebenin zorunlu kıldığı yazgısal bir mahiyette yaratılmış değildirler. Gerçi temelde tüm kainatı kavrayan külli bir yazgısallık bireysel yaşamları da büyük ölçüde etkilemekte ve yönlendirmektedir. Ama insanın varlık trajedisi tam da burada kazanır belirginliğini: İnsanı insan kılan ve seçkinleştiren, o her şeye rağmen kendisini ortaya koyabilmesinde ve bizzat kendi yazgısallığını aşmada gösterebildiği beceri ve azmindedir. İnsanı biricikleştiren ve yaratılmışların seçkini kılan da işte bu yönüdür.
..
Sürü açısından kadın zevklenilen, çocuk doğuran ve erkeklere uygun görülmeyen kimi aşağılık işler ve hizmetlerle meşgul olan aşağı bir soydu. Ama Adem, yüreğindeki bu yeni duygunun ışığında artık sürünün bu yargısını da onaylamadığını kaygıyla sezinlemekteydi.
..
Çünkü yüreğimizin gizemli sesiyle gökyüzünün yüceliğini birleştiren, ifade edemediği bir mertebede durmalıydı hayatı bize bahşeden.
..
Bir ümmetin ise varlığı niceliğinde değil, niteliğindedir.
..
Kuşkusuz Adem'in cenneti mevhum bir zaman ve mekanda değil, Adem'in kendi tarih öncesinde ve bu dünyadadır.
..
Hatta bir hayvanın kurban kılınması bile değildi Tanrı'yı hoşnut kılan. Buradaki amaç Tanrı'yı değil, gözü dönmüş şu insanları yatıştırmak, hiç değilse bir insan yerine hayvanı koymaktı, bu kanlı girişim için.
Yazarı bir siyaset bilimi profesörü olan ve sahafçı abinin önerdiği kitap. Muhtemelen okul zamanında da okuyor olacağım ama şimdiden girişini yapayım dedim ve başlayacağım bugünden... Çok güzel ve kapsamlı bir kitaba benziyor, hadi Bismillah.
Spoiler içeriyor
Neden Nobel ödülü almadığını düşündüğüm kitap. Son derece rasyonalist çıkarımları var. Ve şu nokta eminim ki günümüzdeki bir çok komplocu, İlluminati yanlısı arkadaşları dumura uğratmıştır diye düşünüyorum: (Dünyayı yöneten 5 aile falan hikâye kardeşim tek gerçek var o da vahşi…devamıNeden Nobel ödülü almadığını düşündüğüm kitap. Son derece rasyonalist çıkarımları var. Ve şu nokta eminim ki günümüzdeki bir çok komplocu, İlluminati yanlısı arkadaşları dumura uğratmıştır diye düşünüyorum: (Dünyayı yöneten 5 aile falan hikâye kardeşim tek gerçek var o da vahşi kapitalizm-neoliberalizmle sömürüldüğümüz)
"Fakat Rotschildler için getto defteri kapanmıştı. Mayer Amschel ve oğulları kısa süre içinde Frankfurt, Londra, Paris, Napoli ve Viyana şubeleriyle 19.yüzyıl Avrupa'sının en büyük bankasının sahibi olmuşlardı."
Yani kitapta işin siyasi teorisine girmiyorlar ama çok güzel bir analizle çoğu ülkenin nasıl sömürüldüğünü inanılmaz iyi anlatıyor. Kitapta altını çizdiğim sayısız bir yerden biri daha:
"18.yüzyıla gelindiğinde Britanya'da ekonomik kurumlar zaten yeterli ölçüde kapsayıcı hale geldiğinden elitler iktidara sarılarak fazla bir şey elde edemeyecekleri gibi, daha fazla demokrasi talep edenlere yaygın biçimde baskı uygulayarak çok şey kaybedebilirlerdi."
"Aksine, çoğu Arjantinli ve Venezuelalı tüm diğer siyasetçilerin ve partilerin, uzun süredir yurttaşların taleplerini dile getirmeyi, yol eğitim gibi en temel kamu hizmetleri yerine getirmeyi ve onları yerel elitin sömürüsünden kurtarmayı başaramadıklarının farkındadır.
..
Peron, Chavez ve Latin Amerika'daki başka düzinelerce diktatör yalnızca oligarşinin tunç yasasının başka bir veçhesidir ve adından da anlaşıldığı gibi, bu yasanın kökleri elitin kontrolündeki rejimlere dayanmaktadır."
Her iktisat ve benzeri bölümde okuyan öğrencinin okuması gereken kitap.
(Hele eş-dost kapitalizmi yakıştırması vardı ki sosyalist geçinen dönek ülkelerin nasıl sömürdüğünü anlatıyor. Zaten kitabı okuyunca ne demek istediğimi çok net anlayacaksınız.)
Ek bi not: Bu arada kaynakçasıda oldukça sağlam.
Bu filmde 27 Ekim'de vizyona girecekmiş. Ama bu sefer ki korku ve yine uyarlama olan bir yapım. H. P. Lovecraft'ın 1933'teki The Thing on the Doorstep(Kapının Önündeki Şey) eserine dayanıyor. Umarım virüsün yeni varyantı büyüme göstermezde bu filmide sinemada izleyebilirim…devamıBu filmde 27 Ekim'de vizyona girecekmiş. Ama bu sefer ki korku ve yine uyarlama olan bir yapım. H. P. Lovecraft'ın 1933'teki The Thing on the Doorstep(Kapının Önündeki Şey) eserine dayanıyor. Umarım virüsün yeni varyantı büyüme göstermezde bu filmide sinemada izleyebilirim bir korku sineması hayranı olarak. Maalesef bulunduğum yerdeki sinemada olmadığından dolayı izleyemeyeceğim. Pc'den izleyeceğim artık...
Usta bu nasıl bir sondu? H. P. Lovecraft gerçekten biliyor bu korku işini. Çok baş döndürücü bir filmdi.. Fantastikliği bi tık abartmış olabilirler.
Spoiler içeriyor
Özgürlüklerden, tatillerden, duygulardan, aşklardan, dostluklardan, insanlık faziletinden, inancından, insani fedakarlıklardan ve benzeri değerlerden vazgeçti, onları bir kenara attı ve para kazanmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı. Öyle ki, kendisine, duygularına ve insanlığa sonsuz ihanetlerde bulundular. Böyle bir şahıs, paraya karşı bir…devamıÖzgürlüklerden, tatillerden, duygulardan, aşklardan, dostluklardan, insanlık faziletinden, inancından, insani fedakarlıklardan ve benzeri değerlerden vazgeçti, onları bir kenara attı ve para kazanmak için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadı. Öyle ki, kendisine, duygularına ve insanlığa sonsuz ihanetlerde bulundular. Böyle bir şahıs, paraya karşı bir düşmanlık ve aşağılık kompleksine bilinçsiz bir şekilde kapılırlar; bu duygular şuur altına yerleşir. Zihnin altına yerleşen bu duygular onu, böyle bir olguyu yok etmeye sürükler. Bu işinden de zevk alır. Para elde etmek gayesiyle, bütün manevi kabiliyet, imkan, sermaye ve insani değerlerin yok olmasından kaçınmaz. Kendisine, yani en az 30 yıldan beridi, içinde tutuklu bulunduğu kendi insani değerlerine karşı isyan eder. Bu psikolojik bir gelişmedir. Nitekim, faşizm ilmi ve felsefi olmaktan çok, duyguya dayanır. Teknokrat ve bürokrat sınıfın, duygu birikiminin neticesidir, faşizm. Elbette bu sınıf, diğer iki sınıftan (işçi ve kapitalist sınıftan), ilmi ve medenilik açısından daha ileridirler. Bu sınıfın aklı var ama, başkalarına kiraya vermiştir. Hatta proleter kesim kadar bile şahsiyet ve özgür bir kişilik sahibi değildir. Onun düşüncesi kendi iradesinin emrinde değil, kendi ruhunu başkalarının emrine vermiştir. Proleterya ise sadece bilek gücünü kiraya vermiş, düşünme gücünü değil. Bu kesim de düşünce gücüne sahiptir, bağımsız bir bedene değil. Esasen, ruhu proleterdir. İşçinin bedeni başkasının emrindedir ama, ruhu ve düşüncesi kendisine aittir; istediği gibi düşünüp, konuşabilir.
Bu ve bunun gibi birçok söylevin yer aldığı bu muhteşem eser İran coğrafyasında İktisat Sosyolojisi olarak çevirilmiş. Sosyoekonomiye ve kapitalizme ilgi duyan herkesin bir bakmasını, okumasını tavsiye ederim. Yaşasın proleterya! Önceden Marx'a ilgi duymazdım hatta görüşlerini bile tasvip etmezdim. Hep mesafeli yaklaşırdım ama artık ne kadar isabetli tespitler yaptığını görüyorum, özellikle günümüze baktıkça. Henüz Kapital adlı eserini okumadım ama zaten ilerde ünide halk otobüsünde giderken okuyacağım Komünist Manifesto adlı eseri var pdf olarak indirdiğim(pdf değil satın aldığım kitabı okudum). Şeriatinin okuduğum ikinci eseriydi. Tam bir sosyolog ve düşünür. Ama bu kitabın yeri bende ayrı olarak kalacaktır. Klasik bir kapitalizm yorumu değil aksine cüretkâr ve aydın yorumu.(basımı tükenmiş bir eserdir muhtemelen ya sahafçılardan ya da nadir kitap gibi internet sitelerinden satın alabilirsiniz)
Vizyona giriş tarihi 9 Ekim'di ama 20 Ekim'e almışlar. Filmi olan kitapları okumayı sevdiğim gibi; kitabı olan filmleri de izlemeyi severim. Vizyona girdiği tarihte tek başıma veya arkadaşımla izlemeyi planladığım, düşündüğüm film. Bulunduğumuz konumda verilmiyor ama evde PC'den izleyeceğiz maalesef…devamıVizyona giriş tarihi 9 Ekim'di ama 20 Ekim'e almışlar. Filmi olan kitapları okumayı sevdiğim gibi; kitabı olan filmleri de izlemeyi severim. Vizyona girdiği tarihte tek başıma veya arkadaşımla izlemeyi planladığım, düşündüğüm film. Bulunduğumuz konumda verilmiyor ama evde PC'den izleyeceğiz maalesef artık.
Ali Şeriati'den zamanının üstünde bir kitap, manifesto. Çok kitabı var. Girişini bu kitapla yapayım dedim. Kendisi her ne kadar dillendirmesede bir ulemâdır, aydındır. Şirk dininin hedefi her zaman şu olmuştur: Metafizik inançlar aracılığı ile, Tanrı veya tanrılara inanç aracılığı ile,…devamıAli Şeriati'den zamanının üstünde bir kitap, manifesto. Çok kitabı var. Girişini bu kitapla yapayım dedim. Kendisi her ne kadar dillendirmesede bir ulemâdır, aydındır.
Şirk dininin hedefi her zaman şu olmuştur: Metafizik inançlar aracılığı ile, Tanrı veya tanrılara inanç aracılığı ile, ahiret hayatına inanç ve saptırılmış inanç aracılığı ile, mukaddesata inanç ve saptırılmış inanç aracılığı ile, gaybi güçlere inancın saptırılması ve bütün dini inançların saptırılması sayesinde, statükoyu meşru göstermek ve ona gerekçe hazırlamak. Böylece şirk dini, din adına şunu yapmak ister: Halk, olup bitenin, toplumsal durumun zorunlu olduğuna, bunun İlahi irade gereği olduğuna inanmalıdır. Bu yazgıdır, takdirdir!
Yine söylediğimiz gibi, şirk yalnız felsefi anlamında da değildir. Şirk, statüko dinidir. Tarih'te statüko dini ne idi? Toplumsal şirk. Toplumsal şirk ne demek oluyor? Yani ırk ayrımcılığı, zümre, soy ve sınıf ayrımcılığı. Her ailenin, her ırkın, her milletin bir putu vardı, kendisine özgü bir tanrısı vardı. Bu çeşitli tanrılara tapma, şu anlama geliyordu: Toplumların, sınıfların , zümrelerin ayrı ayrı hakları, hukuku olduğuna ve toplumda bu ayrımların doğal olduğuna inanılıyordu. Oysa Tevhid dini; Hak Peygamberler, Allah'ın ve halkın dininin peygamberleri vasıtası ile tebliğ ediliyordu ve şu inanç açıklanıyordu: Allah'dan başka hiçbir ma'bud, yaratıcı, Rabb yoktur. Rabb olan sadece yaratıcıdır, Hüdavendgar(hünkar, efendi, ulu) sadece O'dur.
Şirk dinleri de Allah'ın yaratıcı olduğuna inanırlar. Ancak, İşYaratıcı Oluş'tan Rabb oluşa gelince putlar çoğalır. Hatta Nemrud, Firavun ve benzerleri gibi kişiler Yaratıcı okduklarını değil, Rabb olduklarını, halkın Efendisi olduklarını iddia ediyorlardı. "Hüdavendgâr" olduklarını, yani Sahip olduklarını, Malik olduklarını ileri sürmeleri, Yaratıcılık iddiası değildir. Fir'avun, "ene Rabbukum-el-a'la!" "ben sizin en yüce Rabbinizim!" diyordu, "ben sizin Yaratıcınızım" diyemiyordu. Hilkat konusunda bütün şirk dinleri bir Yaratıcı elin varlığını, bir ulu Rabbin varlığını kabul ederler. Hatta Yunan Mitolojisi'nde ve bütün şirk dinlerinde, Yaratıcı, en büyük Tanrı'nın sıfatıdır. Fakat iş "halkın efendisi" olmaya gelince, Yaratıcı Allah'ın yanında ilahlar düzülüp koşulmaktadır. Niçin? Çeşitli yöntemlerle halka musallat olabilmek, insanlık toplumunu parçalayabilmek, insanlığı ırklara ayırabilmek, insanlığın birliğini bozabilmek, bir milletin birliğini de ortadan kaldırıp toplumu birbirine karşıt zümre ve sınıflara, hakim ve mahkûm, varlıklı ve mahrûm gibi zümrelere bölebilmek için.
İslâm öyle bir dindir ki, orda insanın ödev ve sorumluluğu, aydının ve özgürlük isteyen insanın ödev ve sorumluluğu bu dinin peygamberlerinin görevi ile uyumludur, aynı yöndedir.
Barbie'nin nasıl yaratıldığının gerçek hayattaki hikâyesi. Ruth adlı bayanın acısından dolayı yarattığı gerçek hayattan çıkan Barbie ismi ve yaratımı, birçok bebeğin oyuncağı olmuş durumda nerden nereye... Sonu duygulandırdı gerçekten. Haricinde feminen düzende yaratılmış toplumda kadın ve erkeğin rolü nazariyeli, teorik…devamıBarbie'nin nasıl yaratıldığının gerçek hayattaki hikâyesi. Ruth adlı bayanın acısından dolayı yarattığı gerçek hayattan çıkan Barbie ismi ve yaratımı, birçok bebeğin oyuncağı olmuş durumda nerden nereye... Sonu duygulandırdı gerçekten. Haricinde feminen düzende yaratılmış toplumda kadın ve erkeğin rolü nazariyeli, teorik olarak pratiğe dökülmüş ama ataerkil bir gerçek dünyada, toplumda bunun pek mümkün olmayacağı hatta ütopik kaçtığı da bir gerçek.( Feminizm her ne kadar revçta da olsa) Keşke bütün kadınlar feminen, bütün erkekler de maskülen kalabilse. Zaten düşününce olması gereken bu. Ama pratikte öyle olmuyor. Elbette buradan cinsel yönelimi farklı olanlara, mesela transeksüel veya eşcinsellere söz söylediğim sanılmasın, aksine herkes özgürdür, hürdür bence ve herkes istediği gibi yaşama hakkına sahiptir, yaşamalıdır. Yani benim olmasını istediğim, hayal ettiğim dünyada kadınların büyük çoğunluğu feminen, erkeklerin büyük çoğunluğu da maskülen olmalı. (küçük kalan azınlığa zaten sözüm yok) Ama gerçek hayatta da böyle olmadığı bir gerçek. Görüyorsunuz Twitter'da şurda burda heteroseksüel olan çoğunluğun her iki cinsinde de aksi enerjiler revaçta, çoğunlukta. Gerçek hayat maalesef hayal ettiğimiz gibi değil. Ve şunu da aktarmalıyım. Filmdeki Ruth Handler kızının ve oğlunun isimlerini koymuş oyuncaklara sadece. Yani sanıldığının aksine vücut ölçülerini gerçek hayattan esinlenmemiş. O kapitalizm için bir tür araç olmuş. Ayrıca Rus kadınlarından da esinlendiği rivayetler arasında. Her neyse illuminatiye bağlamaya gerek yok. Yeni Dünya düzeni diyw bi şey yok, çağların yeni düzeni var. İlluminati yok yani örgüt isim olarak vardıysa da küresel boyutta işlemedi ve işlemiyor.(feminist olup erkekler ölsün diyen feminazilere hiç girmiyorum)
8/10
Not: filmde pek bi aksiyon yok ama vermek istediği mesaj güzel anlayabilene
(film hakkında YouTube'da Uzay Zuhal kanalındaki incelemeye bakmak için bkz: Barbie, Hakikat ve Feminizm inceleme)