Diğer versiyonlarla kıyaslayınca hikaye güzel farklı bir bakış açısıyla ele almaya çalışmışlar ama sadece çalışmışlar ortaya çıkan şey flash tv. En büyük sorun da karakterlerin hiçbir derinliğe sahip olmaması. Yani düşün, annen ölmüş! hem de bir canavar tarafından, evinin ortasında…devamıDiğer versiyonlarla kıyaslayınca hikaye güzel farklı bir bakış açısıyla ele almaya çalışmışlar ama sadece çalışmışlar ortaya çıkan şey flash tv. En büyük sorun da karakterlerin hiçbir derinliğe sahip olmaması. Yani düşün, annen ölmüş! hem de bir canavar tarafından, evinin ortasında parçalanmış. Ama senin verdiğin tepki ne? Kameraya bakıp yarı gülüp yarı ağlamak… Bu nasıl bir duygu geçişi?
İki dakika sonra “neyse ya” moduna girip canavarın kim olduğunu merak etmeye başlıyorsun. Böyle bir durumda insanın vereceği tepki bu mu gerçekten? Ne bir yas süreci var, ne bir şok hali, ne de gerçekçi bir tepki. En azından insani bir refleks bekliyorsun o da yok.
Kısacası, karakterin yaşadığı olayla verdiği tepki arasında hiçbir bağ yok. Zaman kaybı bunu izlemek yerine çok daha güzel filmleri izleyebilirsiniz.
Filmi izlemeye başlarken klasik bir felaket hikâyesi bekliyordum, sular yükselecek, kaçış başlayacak, kurtulanlar yeni bir hayata tutunacak diye düşünüyordum. Ama film hiç de öyle ilerlemedi. Büyük yıkımı göstermek yerine izleyiciyi bilinçli olarak dar alanlara hapseden bir anlatım tercih edilmiş. Su…devamıFilmi izlemeye başlarken klasik bir felaket hikâyesi bekliyordum, sular yükselecek, kaçış başlayacak, kurtulanlar yeni bir hayata tutunacak diye düşünüyordum. Ama film hiç de öyle ilerlemedi.
Büyük yıkımı göstermek yerine izleyiciyi bilinçli olarak dar alanlara hapseden bir anlatım tercih edilmiş. Su yükseldikçe umut azalıyor, hareket alanı daralıyor. İnce detaylar, küçük göndermeler ve minik ipuçlarıyla olay örgüsünü adım adım çözmeye çalışmak keyifli bir deneyim sunuyor. Tam çözüldü, artık kurtulacaklar dediğim anda, hikâye bir kez daha yön değiştiriyor.
Görsel efektler genel anlamda oldukça etkileyici, yalnızca birkaç sahnedeki belirgin green screen kullanımı atmosferi kısa süreliğine zedeliyor. Onun dışında ortaya konan iş, emek verildiğini fazlasıyla hissettiriyor.
Kısacası, adamlar yapmış; bize de izlemek düşer.
Öncelikle eleştirelerin dışında diziyi beğendim yakından takip ediyorum AMA Beni izlerken çıldırtan birkaç konuya değinmek istedim. Karadeniz’de beş yıl yaşamış biri olarak “Taşacak Bu Deniz” izlerken sık sık ben yanlış Karadeniz’de mi yaşamışım yoksa bu dizi Marvel evreninin Karadeniz versiyonu…devamıÖncelikle eleştirelerin dışında diziyi beğendim yakından takip ediyorum AMA
Beni izlerken çıldırtan birkaç konuya değinmek istedim.
Karadeniz’de beş yıl yaşamış biri olarak “Taşacak Bu Deniz” izlerken sık sık ben yanlış Karadeniz’de mi yaşamışım yoksa bu dizi Marvel evreninin Karadeniz versiyonu mu? diye içimden soruyorum.
Gerçek hayatta Karadenizli sabah ekmek almaya bile saçını fönleyip çıkar. Dizideki karakterlerin üstü başı ise sanki bit pazarından toplu alım yapılmış gibi. Maşallah kızların saçları bakımlı maşalı yapılı ama gencecik kızın üzerinde dedesinden kalma gömlek kazak falan var. Yaylada yaşıyor hayvan bakıyor diye bu insan şehir merkezine indiği zaman yaylada hayvan baktığı kıyafetleriyle inmez sevgili kostümden sorunlu sorumsuz arkadaşlarrr!!!!!
Hadi dediğiniz gibi olsun kabul edelim. Diyelim ki bunlar köyde yaşıyor ya o yüzden modadan anlamıyor çay topluyor hayvan bakıyor. Eh be kardeşim dronla birbirini gözetleyen, köyün en zenginlerinden olan bu insanlar, ellerindeki son model telefonlarda hiç mi modaya dair bir şey görmüyor. Veyahut adam jetle seyehat ediyor ama bir mağazaya girip niye yeni kıyafetler almıyor. Dizinin en garibanı yorgan satan sevcan. Ama Adil Koçari'nin kardeşinden daha modern 😂 Hele bir de etrafta sürekli tavşan kulaklı bornozla gezen bir Eleni var. Çok mu düşündünüz o bornoz şakalarını 🤦
Vallahi orada yaşadığım yıllarda bir kişiyi bile böyle görmedim. Trendyol indirim günlerinde böyle telefon başında bekleyen alışveriş çılgınları vardır ya benim tanıdığım karadeniz gençleri de öyledir.
Bir de şu suburma, fışki kelimeleri var. Dizide herkes bu kelimeleri öyle rahat kullanıyor ki sanırsın Karadeniz’de sabah kahvaltısından önce ağız yoklaması yapılıyor. Bugün kaç kez suburma dedin acep.
Ben yıllarca yaşadım, bir kez bile suburma kelimesini duymadım. Trabzonlu, Giresunlu arkadaşlarıma sordum, onlar da bunun ne demek olduğunu bilmiyorlarmış. Senaristler belli ki Google’a Karadeniz yöresel kelimeler yazıp çıkan ilk listeyi senaryoya yapıştırmış.
Suburma ne demek bilen varsa beni de aydınlatsın.
Ve burası biraz iç acıtıcı: Burak Yörük yine aynı rol yine zengin, yine şımarık, yine dramatik ama cool. Bu çocuğu kim “bu rolü sana emanet ettik, ömrünün sonuna kadar bunu oynayacaksın” diye mühürledi bilmiyorum ama biri artık şunu çözsün. Bir kere de balıkçı, çaycı, öğretmen oynasın da biz de “Aaa bu çocuk meğer farklı şeyler de yapabiliyormuş” diyelim.
Sonuç olarak dizi beni hem sinirlendiriyor hem güldürüyor hem de her şeye rağmen izlettiriyor. Gerçek Karadeniz’le uzaktan yakından alakası yok ama paradoks gibi ne kadar kızarsam o kadar açıp yeni bölümü izliyorum. Bu da sanırım dizinin en büyük başarısı… ya da benim en büyük zayıflığım. 😂 Diziye bir el atmak için ben de "Deli mi ne" gibi başvursam mı ney yapsam? 😊
Bu filmi birkaç arkadaşın gazına gelip 6-7 kişi izlemiştik. Ve izledikten sonra hepimizin midesi ağzına gelmişti. Bir hafta etkisinden çıkmayan oldu. O kadar mide bulandırıcı sahneler vardı ki o an izlerken tek düşündüğüm oyuncuların bunu nasıl kabul ettiği ve yönetmenin,…devamıBu filmi birkaç arkadaşın gazına gelip 6-7 kişi izlemiştik. Ve izledikten sonra hepimizin midesi ağzına gelmişti. Bir hafta etkisinden çıkmayan oldu. O kadar mide bulandırıcı sahneler vardı ki o an izlerken tek düşündüğüm oyuncuların bunu nasıl kabul ettiği ve yönetmenin, senaristin tımarhaneye yatırılması gerektiğiydi. Sinema tarihinde yer bulmaya çalışsa da bunu ne sanatsal bir başarıyla ne de anlatı gücüyle başaramamış. Film, rahatsız edici olmayı bilinçli bir tercih haline getirerek izleyiciyi sarsmak değil, şok etmeye uğraşmış resmen. Yönetmen, sözde toplumsal eleştirilerle kendini aklamaya çalışsa da, filmdeki şiddet ve sapkınlık dozu, her türlü mesajın üzerini örtüyor. Ortada sanat değil, rahatsız edici sahneler üzerinden ilgi çekme çabası var. Anlatılan hikâye, derinlikten uzak, ucuz bir provokasyon malzemesine dönüştürülmüş. Sinema, sınırları zorlayabilir ama bu filmde sınırlar sadece istismar ve mide bulandırmak için çabalanmış. Finalde izleyiciye kalansa yalnızca tiksinti ve pişmanlık. Bu film bir eleştiri değil; sinemanın ruhuna karşı işlenmiş kasıtlı bir provokasyondur. Mideniz ve psikolojiniz sağlamsa bile izlemenizi tavsiye edeceğim türden bir film değil.
Annem klasik bir Anadolu kadını olunca, bu tarz dizilere istemeyerek de olsa maruz kalıyorsunuz. Ama izlerken öyle sahnelere maruz kaldım ki, bunu yapanlar biz ne yapıyoruz diye sorgulamadı mi kendini diye de düşündüm. Örneğin; sırf bakire olmadığı için gerdek gecesi…devamıAnnem klasik bir Anadolu kadını olunca, bu tarz dizilere istemeyerek de olsa maruz kalıyorsunuz.
Ama izlerken öyle sahnelere maruz kaldım ki, bunu yapanlar biz ne yapıyoruz diye sorgulamadı mi kendini diye de düşündüm. Örneğin; sırf bakire olmadığı için gerdek gecesi kocası tarafından evden kovulan bir kadının, dağın tepesinden atlayarak intihara kalkışması ve sonrasında onu reddeden adamın çocuğunu dünyaya getirmesi. Kocasını günlerce odada bekleyip onunla gerdeğe girme hayali kuran bir başka kadın.
Bir yandan erkeğin pavyona gidip “milli” olmasını meşrulaştıran bir anlayış, diğer yandan kadının cinsel geçmişine linçle yaklaşan bir toplumsal çelişki... Ne kadar trajikomik, değil mi?
Ama daha acı olanı, bir kadını bu kadar değersizleştiren bu senaryonun, iki kadın senaristin elinden çıkmış olması. Ne yazık ki bir kez daha gördük ki, cinsiyetin değil, zihniyetin önemi var.
Sinemada izleme şansım olmuştu kuzenlerim ve yengemle birlikte gitmiştik. Film boyunca ağlayan yengeme de buradan selam olsun. Türküler insanın ruhunu besler tıpkı Müslüm'ün ruhunu beslediği gibi. Hayat her zaman adil olmaz insana imkanları sen yaratmalısın Müslüm'ün de bu yolculuğu bir…devamıSinemada izleme şansım olmuştu kuzenlerim ve yengemle birlikte gitmiştik. Film boyunca ağlayan yengeme de buradan selam olsun. Türküler insanın ruhunu besler tıpkı Müslüm'ün ruhunu beslediği gibi. Hayat her zaman adil olmaz insana imkanları sen yaratmalısın Müslüm'ün de bu yolculuğu bir çok insana ilham olmuş ve bu yola gönül koyan birçok insan günlerce haftalarca Unkapanı plakçılar çarşısında yatıp kalkmış bir Müslüm olmaya çalışmıştır. Bir gün herkes, dönüşmekten en çok korktuğu insana dönüşür. Bu sözün en somut hali, Müslüm ve babasının hikâyesinde karşımıza çıkıyor. Müslüm’ün babası, alkolik ve ailesine şiddet uygulayan bir adamdır. Ne yazık ki Müslüm de yıllar sonra tıpkı babası gibi alkol bağımlısı olur ve güzeller güzeli eşine şiddet uygular.Ne kadar acı bir tablo sevdiğin kadar kırdığın, nefret ettiğin kadar benimsediğin bir döngü. Gerçekten iz bırakıyor.
Spoiler içeriyor
Filmin ilk bölümleri açıkçası oldukça sıkıcı ilerliyor. Bir uygulamadaki sohbet odasında, her akşam bir araya gelip goy goy yapanların sohbetlerini izliyoruz. O akşam aralarından birinin eksik olması ve sonrasında yayına rastgele alınan “Erkan” isimli bir adamla değişmeye başlıyor. Başta Erkan'ın…devamıFilmin ilk bölümleri açıkçası oldukça sıkıcı ilerliyor. Bir uygulamadaki sohbet odasında, her akşam bir araya gelip goy goy yapanların sohbetlerini izliyoruz. O akşam aralarından birinin eksik olması ve sonrasında yayına rastgele alınan “Erkan” isimli bir adamla değişmeye başlıyor. Başta Erkan'ın dediklerini ciddiye almıyor dalga geçiyorlar sonra sohbet odasındaki herkesin kişisel hayatına dair bilgiler vermeye başlayınca iş ciddiye biniyor ve köpürüp Erkan'a tehditler savuruyorlar. Ama Erkan'ın bu hareketi de onların sosyal medyada kurmak istedikleri sahte hayatlar yerine oldukları gibi davranmalarına ön ayak oluyor. Hepsinin hayatından kesitler verilip Erkan Can'ın canlandırdığı karakterle ilgili hiç bir bilgi verilmemesi beni meraka soktu o karakterin de geçmişini bilmek isterdim. Ortam yavaş yavaş paranoyaya, gerilime ve huzursuzluğa dönüşüyor. “Kimin eli kimin cebinde belli değil” dedirten bir hava hâkim. Film içinde acaba Erkan kim derdi ne kimden neyin intikamını istiyor bu adam evliyse eşi nerde neden eşi onu ikna etmiyor derken hooop ters köşe. Çerezlik güzel izlenir.
Bu filmi çok sevdiğim bir hocamın önerisi ile izlemiştim. Steven Spielberg’in Schindler’in Listesi, Holokost’u etkileyici bir görsel dil ve güçlü sembollerle anlatan çarpıcı bir yapımdır. Filmin büyük kısmı siyah-beyaz çekilmiş, yani bu tarz renklerde film izlemeyi sevmiyorsanız uyarmış olayım. Filmde…devamıBu filmi çok sevdiğim bir hocamın önerisi ile izlemiştim. Steven Spielberg’in Schindler’in Listesi, Holokost’u etkileyici bir görsel dil ve güçlü sembollerle anlatan çarpıcı bir yapımdır. Filmin büyük kısmı siyah-beyaz çekilmiş, yani bu tarz renklerde film izlemeyi sevmiyorsanız uyarmış olayım. Filmde sadece kırmızı montlu bir kızın renkli gösterilmesi, sinema tarihine geçen unutulmaz bir tercihtir. Bu küçük kız, masumiyetin, kayıtsızlığın ve yok oluşun simgesidir. Schindler, onu kalabalığın içinde fark eder ama müdahale edemez; bu, onun vicdanında bir iz bırakır. Daha sonra kızın cesedini gördüğümüzde, seyirciye de bu acı gerçek yüzleştirilir. Spielberg burada “bir kişiyi görmek” fikriyle, istatistiklerin arkasındaki gerçek hayatları hatırlatır. Kırmızı mont, sadece bir çocuk değil, soykırımda yok olan binlerce masumun sesi olan güzel bir metafordur. Bu sahne, Schindler’in karakter dönüşümünü tetikleyen duygusal kırılma noktasıdır. Görsel sadeliğin içindeki bu renk, sinemanın sembol gücünü zirveye taşır. Film, tarihi anlatmanın ötesine geçerek seyircinin vicdanına dokunan bir ders verir. İzlerken derin duygulara sürüklüyor tarih filmleri izlemeyi seviyorsanız gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.
Orçun Behram’ın “Bina” filmi, distopik atmosferiyle ilginç bir yapım. Tek bir apartmanda geçen hikâye, totaliter rejim eleştirisini metaforlarla verirken, izleyiciyi boğucu bir klostrofobi hissiyle baş başa bırakıyor. Görsellik ve ışık kullanımı oldukça başarılı; kasvetli tonda anlatılan hikâye, karanlık politik göndermelerle…devamıOrçun Behram’ın “Bina” filmi, distopik atmosferiyle ilginç bir yapım. Tek bir apartmanda geçen hikâye, totaliter rejim eleştirisini metaforlarla verirken, izleyiciyi boğucu bir klostrofobi hissiyle baş başa bırakıyor. Görsellik ve ışık kullanımı oldukça başarılı; kasvetli tonda anlatılan hikâye, karanlık politik göndermelerle birleşiyor. Ancak senaryo zaman zaman durağanlaşıyor ve bazı semboller gereğinden fazla belirsiz kalabiliyor. Bazı sahnelerde bunun filmle bağlantısı ne, neden böyle bir sahne çekilmiş dediğim anlar çok oldu. Sahneler çok yavaş ilerliyor, hele ki bir koridorda yürüme sahnesi var aç o sahneyi markete git gel filme bak karekter hala o koridorda yürüyor olacaktır. Yine de “Bina”, atmosfer sineması sevenler için karanlık ve düşündürücü bir film. Çok monoton geçiyor.