hayatımda izlediğim en orjinal türk filmlerindenbiri, yeşilçam'ın tarihini, gelişimini, sorunlarını ve çöküşünü saatler boyu konuşsanız bundan daha etkili ve vurucu bir biçimde anlatamazdınız herhalde.
Adını füruğ ferruhzad’ın dizelerinden alan Rüzgar Bizi Sürükleyecek filmi; eski bir gelenek olan, yas törenlerini görüntülemek üzere yola düşen Behzad’ın hikayesi üzerine kuruludur. Filmin açılış sekansında Abbas Kiyarüstemi’nin diğer filmlerinden de aşina olduğumuz uzun, tozlu, kurak yollarda buluruz kendimizi. Dağlarla…devamıAdını füruğ ferruhzad’ın dizelerinden alan Rüzgar Bizi Sürükleyecek filmi; eski bir gelenek olan, yas törenlerini görüntülemek üzere yola düşen Behzad’ın hikayesi üzerine kuruludur. Filmin açılış sekansında Abbas Kiyarüstemi’nin diğer filmlerinden de aşina olduğumuz uzun, tozlu, kurak yollarda buluruz kendimizi. Dağlarla çevrili olan bir köye gelen Behzad ve ekibi, ‘yas töreni ‘ görebilmek adına yaşlı ve hasta bir kadının öleceği günü bekler. Bu bekleyişle beraber sıradan insanların hayatları, kadın- erkek ilişkileri ve yaşama dair pek çok hikâye diyaloglar aracılığıyla filmde yer bulur.
Son kısımlarda Behzad ve yaşlı bir doktor arasında geçen diyalog, filmin ana hattını oluşturur. Ömer Hayyam’ın rubailerinin yer aldığı bu sahnelerde; gerçekliğin yaşadığımız anda olduğu ve öte dünyanın anlamsızlığı üzerine; felsefik ve ironik bir dil kullanılmıştır.
Behzad: Yaşlılık başa bela
Doktor: evet, yaşlılık başa bela ama ondan da kötüsü ölümdür.
Behzat: Ölüm mü?
Doktor: Evet. Ölüm hepsinden daha kötü. İnsan gözlerini bu güzel dünyaya bu güzel tabiata Allah’ın verdiği sayısız nimete kapatıp gidiyor. Ve bir daha geri dönmüyor.
Behzad: Fakat öbür dünyanın bu dünyadan daha güzel olduğunu söylüyorlar.
Doktor: Öbür dünyaya gidip gelen var mı ki güzel olup olmadığını söylesin.
“Derler ki cennet, huri kızlarla hoştur.
Ben derim ki üzüm suyu hoştur.
Peşin olanı al. Çek elini veresiyeden
Çünkü davulun sesi uzaktan hoştur”
Tekrar tekrar okuduğum en sevdiklerimden. Filmi de en az kitabı kadar güzeldi. “Daha çok anlat” dedim. “Hoşuna gidiyor mu?” “Çok." Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum. “Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?” “Gider gibi…devamıTekrar tekrar okuduğum en sevdiklerimden.
Filmi de en az kitabı kadar güzeldi.
“Daha çok anlat” dedim.
“Hoşuna gidiyor mu?”
“Çok."
Elimden gelse seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum.
“Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?”
“Gider gibi yaparız.”
Yıl 1910'dur. Halley kuyruklu yıldızın dünyaya çarpacağı söylentisi yayılmıştır İstanbul'da ve tabi dünyada. Eserin baş kahramanı İrfan, batılı eğitim görmüş, insanların batıl inançları ile dalga geçmeyi çok seven bir şahsiyettir. Yaşadığı kötü bir olaydan sonra, kadınlardan nefret eder. kadınların cahil…devamıYıl 1910'dur. Halley kuyruklu yıldızın dünyaya çarpacağı söylentisi yayılmıştır İstanbul'da ve tabi dünyada. Eserin baş kahramanı İrfan, batılı eğitim görmüş, insanların batıl inançları ile dalga geçmeyi çok seven bir şahsiyettir. Yaşadığı kötü bir olaydan sonra, kadınlardan nefret eder. kadınların cahil ve bilgili, kültürlü olamayacağına inanır. Kadınlar hakkında atıp tutmakta tereddüt etmez ta ki gizemli bir kadından kendisine gelen mektuplara kadar.
İzlemelere doyamadığım Yavuz Turgul filmi. 1980 dönemini, müzikal ve kültürel yozlaşmayi çok güzel kaleme alınmış. ...... “çiçekler ölmüş hepsi eskiden bir yer ayarlardın güneşi iyiyse yerini de sevdiyse ne biçim açardı şimdi güneş aynı, ışık aynı, yer aynı suni gübre…devamıİzlemelere doyamadığım Yavuz Turgul filmi. 1980 dönemini, müzikal ve kültürel yozlaşmayi çok güzel kaleme alınmış.
......
“çiçekler ölmüş
hepsi
eskiden bir yer ayarlardın güneşi iyiyse yerini de sevdiyse ne biçim açardı
şimdi güneş aynı, ışık aynı, yer aynı
suni gübre istiyorlar
bir iki gram potas koyunca bir coşuyor namussuzlar ama sonra
ölüyorlar
allahaısmarladık madam
eşyalarımı satın borcumu karşılar sanırım
plaklarımı da satın alıcı çıkarsa tabi
yoksa atın gitsin”
Büyük buhran, sanayileşme, kapitalizm... California'da yaşayan işçi sınıfının hayata tutunuşu, topraklarından göçü, bankaların birer canavarmişcasina herkesi yutuşu. Filmide kitabı kadar güzeldir.
Bulgaristan'da faşizme karşı direnen RMS partizanlarından kod adı Ognyana olan mitka Grıbçeva'nın kendi anlatımıyla kaleme aldığı eser. Sınıf kini, çelik irade ve tabiri caizse mutlak bı inat ile bir kadının neler yapabileceğine şahit oluyoruz.
Yokluk, soğuk, sefalet ve devletin öteki yüzü. En aklımda kalanı küçük çocuğun abisi ölmek üzereyken, öğretmenden ilaç yerine kardeşinin hiç yiyemedigi portakalı istemesiydi.