Kitap okuyoruz diye burayı kız tavlama yeri sanan hanzolar uzak dursun! Kültür maskeli ucuz yürüyüşlerinize prim yok, zihniyet ve şahsiyet meselesidir bazı şeyler 📚🚫
Raskolnikov bu kadar vicdan azabı çekmemiştir. Masada 700 sayfalık Suç ve Ceza, yetmezmiş gibi yanına 500'er sayfalık üç tuğla kitap daha... Toplam dört devasa eserle zihinsel bir savaş veriyorum. Yetmedi, bir de kitaplar kadar uzun bir diziye başladım. Saat 00:30…devamıRaskolnikov bu kadar vicdan azabı çekmemiştir.
Masada 700 sayfalık Suç ve Ceza, yetmezmiş gibi yanına 500'er sayfalık üç tuğla kitap daha... Toplam dört devasa eserle zihinsel bir savaş veriyorum. Yetmedi, bir de kitaplar kadar uzun bir diziye başladım. Saat 00:30 olmuş, günlük okumamı tamamlayacağım diye stresten klavyeyi ısırıyorum. Bütün bu entelektüel gerilimin faturasını da ne yazık ki etrafımda dolanan sözde "filozoflara" kesiyorum, idare ediversinler artık! 😁📖✨
İnsanın en büyük yıkımı, bir başkasının yalanını yakaladığı an değil; o yalanı ortaya çıkardığında bile karşısındakinin bunu normalleştirebilecek kadar bencil olduğunu gördüğü andır
Güvenin Kırılması ve Hayatın Aynası Hayatta insanı en çok sarsan şey, belirsizlikler ya da zorluklar değil; uğruna emek verilen, korunan ve sağlam bir zemin üzerine kurulduğu sanılan "güven" duygusunun bir anda yerle bir olmasıdır. Güven, insan ilişkilerinin görünmeyen ama en…devamıGüvenin Kırılması ve Hayatın Aynası
Hayatta insanı en çok sarsan şey, belirsizlikler ya da zorluklar değil; uğruna emek verilen, korunan ve sağlam bir zemin üzerine kurulduğu sanılan "güven" duygusunun bir anda yerle bir olmasıdır. Güven, insan ilişkilerinin görünmeyen ama en temel harcıdır. Bir kez çatladığında veya tamamen yıkıldığında, ardında sadece bir enkaz değil, aynı zamanda hayata ve insanlara karşı bitmek bilmeyen bir şüphe bırakır.
Friedrich Nietzsche’nin insan doğası ve ilişkiler üzerine söylediği gibi: "Beni aldattığına değil, bundan sonra sana nasıl inanacağıma üzülüyorum." Asıl acı veren ya da insanı tüketen şey, hatanın kendisinden ziyade, o güne kadar inşa edilen inancın bir çırpıda boşa çıkmasıdır. Güven bir kez zedelendiğinde, insan artık her şeye bir şüphe perdesinin arkasından bakmaya başlar. "Ya yine aynı şeyi yaşarsam?" korkusu, kalbin kapılarını dış dünyaya kapatmasına ve en masum adımlarda bile diken üstünde durmasına neden olur.
Fakat madalyonun diğer yüzünde ise hayatın o sert ve yalın gerçeği durur: Kendi ayakları üstünde durmak, tek başına var olabilmek ve sırtını yalnızca kendi erdemine yaslamak. Bu dünyada dürüst kalmak, ilkeli yaşamak ve omurgalı bir duruş sergilemek hiçbir zaman kolay olmamıştır. Kolay olanı seçmek, yalan söylemek, başkalarının emeğini hiçe saymak her zaman daha az maliyetlidir; çünkü dürüstlük bir yük, ahlaksızlık ise hafif bir bahanedir.
Cemil Meriç’in belirttiği gibi, idrak etmek bir azaptır: "İnsan, idrak ettiği mahluktur; idrak ettikçe azap çeker." Çevresindeki onca çürümüşlüğe, güven sarsıcı ilişkilere ve riyakârlıklara şahit olan bir insan, etrafta dürüst kalabilmenin ne kadar kıymetli ama bir o kadar da yalnızlaştırıcı bir yol olduğunu anurla fark eder. İnsanların birbirini harcamaktan çekinmediği bir düzende, kendi ilkelerinden ödün vermeden yaşamak büyük bir karakter meselesidir.
Sonuç olarak; güven kırılgan bir cam gibidir. Kırıldığında yapıştırılsa bile izi kalır. Ancak asıl mesele, o kırıkların arasında kaybolmak değil, insanın kendi içindeki pusulayı kaybetmeden, şüphenin gölgesinde bile olsa kendi doğrusuyla yürümeye devam edebilmesidir. Çünkü en güvenli liman, insanın kendi vicdanından ve dürüstlüğünden başka bir yer değildir. 20.09.2026
Saat 01:52
Spoiler içeriyor
**Suç ve Ceza Günlükleri: Sayfa 317’den Ara Bir Düşünce** Raskolnikov, teorisinin kurbanı olduğunda ve baltayı vurduğunda her şeyi hesaplamıştı sanıyordu; üstün insan olacaktı, yararlı bir amaç için o "koca karıyı" ortadan kaldıracaktı. Ama hesaba katmadığı tek şey vardı: Baltadan sonrası.…devamı**Suç ve Ceza Günlükleri: Sayfa 317’den Ara Bir Düşünce**
Raskolnikov, teorisinin kurbanı olduğunda ve baltayı vurduğunda her şeyi hesaplamıştı sanıyordu; üstün insan olacaktı, yararlı bir amaç için o "koca karıyı" ortadan kaldıracaktı. Ama hesaba katmadığı tek şey vardı: Baltadan sonrası.
Şu an kitabın 317. sayfasındayım ve Raskolnikov’un teslim olamadığı ama kendini de asla affedemediği o arafta, kendi iç sesimle baş başa kaldım. Kitap bana şunu sorgulatıyor: Günümüzde hangi insan bunu yapıyor kendine? Binlerce örnek var; başkalarının canını yakıp ardından kendini haklı çıkarmak için binlerce bahane üreten, hayatına güllük gülistanlık devam edenler... Bir de hayatını sırf kendini aklamaya ya da suçlamaya adayanlar.
Peki vicdan herkeste gerçekten aynı şekilde işliyor mu? Ve en önemlisi; bir insan günlerce, aylarca kendi içinde kendini suçluyorsa, bu çektiği içsel azap gerçekten yaptığının bedelini ödediği anlamına mı geliyor?
Raskolnikov odasında vicdanından kavrulurken, ne öldürülenler geri geliyor ne de bu içsel mahkeme dış dünyadaki bir adaleti sağlıyor. Belki de asıl ceza, suçun kendisinden ziyade, insanın kendi dehşetiyle baş başa kaldığı o sessiz ve çaresiz yalnızlıkta saklı. Kitabın sonuna doğru bu vicdan davası nereye evrilecek bilmiyorum ama Raskolnikov’un taşıdığı bu ağır yük, şimdiden insanın ruh karanlığına atılmış en keskin imza.
Dürtü başka, seçim başka. İnsanın doğasında öfke de var. Kıskançlık da var. Cinsel arzu da var. Ama ahlak tam olarak burada başlıyor: İçinden gelen her şeyi yapmak zorunda değilsin. Dostoyevski'nin diliyle söylersek insanı ilginç yapan şey, yalnızca ne arzuladığı değil,…devamıDürtü başka, seçim başka.
İnsanın doğasında öfke de var. Kıskançlık da var. Cinsel arzu da var. Ama ahlak tam olarak burada başlıyor: İçinden gelen her şeyi yapmak zorunda değilsin.
Dostoyevski'nin diliyle söylersek insanı ilginç yapan şey, yalnızca ne arzuladığı değil, arzusu karşısında neyi seçtiğidir.
Tolstoy'un dünyasında da mesele büyük ölçüde buraya gelir: İnsan kendi tutkularının efendisi mi, kölesi mi?
Bu yüzden ikisinin de “erkek aldatır, doğasında var, kadın da bunu kabullenmeli” diyeceğini düşünmek bence doğru değildir.