Yine yeni ve yeniden herkes evlenmesin temalı bir kitap ile gelmiş bulunuyorum. Tolstoy kaleminden selamlar. Bir kaç gün öncesine kadar olan güzel ve huzurlu evlilik hayallerim ve aşka olan inancımı o kadar güzel bir şekilde alabora etti ki yazar anlatamam.…devamıYine yeni ve yeniden herkes evlenmesin temalı bir kitap ile gelmiş bulunuyorum.
Tolstoy kaleminden selamlar.
Bir kaç gün öncesine kadar olan güzel ve huzurlu evlilik hayallerim ve aşka olan inancımı o kadar güzel bir şekilde alabora etti ki yazar anlatamam.
Aşk kavramına bakışı, evlilik kavramına bakışı, çocuklar hakkında ki bakışı vs vs vs bu uzar gider. İnsanı cidden kurduğu hayallerden uzaklaştırıyor. Tolstoyun yansıttığı bazı düşüncelere katılmakla birlikte bazılarına ise hiç katılmıyorum. Zira kendisi kadınlardan köle erkeklerden ise köle sahibi diye bahsetmiş.
Konumuz ise şunlar üzerine dönüyor ve okuyoruz;
Bir tren yolculuğunda adı bilinmeyen bir karakterimiz var ve bu karakter ile ortamda bulunan insanlarla aşk, evlilik, kadın gibi gibi konular üzerinden tartışma yapıyorlar. Daha sonra Pozdnışev karakterinin hayatını dinliyoruz anlatıcı sayesinde. Aslında Tolstoyun zihninin derinliklerinde bulunan ve saydığım kavramlara bakışını görüyoruz.
Düşüncelerine katıldığım ve katılmadığım yerlerden söz etmiştim. Düşüncesine katıldığım nokta şu. Çocuk yapmanın kadın üzerinde veya ebevynler üzerinde ki etkisi. Bir erkek gözüyle düşünemem lakin bir kadın olarak bir çocuk dünyaya getirmek oldukça zor bir durumdur. Onu beslemek, büyütmek, derdini düşünmek, büyüdükçe onun dertlerinin artmasıyla beraber dertlenmek ve üzülmek. Sürekli aklın onda bir şekilde pimpiriklenmek, gözünden sakınmak, ayağına taş değse yüreğinde hissetmek. Ve yıllarca canından bir parça için bunları hissetmek ve beraberinde nice fedakârlıklar yapmak oldukça zor olmalı bir anne için.
Günümüzü, ülkenin halini, insanların hâlini düşündüğüm de bu ekstra zor bir hale geliyor.
Bunun dışında kalan yazarın düşünceleri ise saf bir şekilde cahilce, cühelaca düşünceler olması oldu.
Mesela sosyal etkinliklerin ahlaksızlığın artmasında etkisi olduğunu savunuyor. Müziğin karşıt cinsler arasında ahlaksızlığa yol açtığını savunuyor. Zinaya götüren yolda bu unsurları suçlu buluyor. Çocuk yapmayın, zor, şu bu, zart zurt demiş ama kendisinin de 13 çocuğu varmış. Yani yazar dediğimi yapın yaptığımı yapmayın demiş!.. ironik
Tren yolculugunun başında geçen kadınla ilgili konuşmaların sığlığı hala günümüz de kadına karşı bakış açısında da mevcut. Aradan yıllar yıllar geçmiş bu zıkkım durum hala duzelmemis.
Evlilik durumuna bakış açısına gelecek olursak...
Kitapta kadının hamileliklerden sonra yaşadığı buhranı ve bunlardan dolayı ettiği kavgaları falan okuduk.
Yapılması gereken bir evlilikte ortak paylaşımların düzenli bir şekilde dağıtılması. Dünyaya bir bebek getirme gayesine giriliyorsa o bebeğe "Ebeveynler" düzenli bakmak zorunda. Lakin çoğu toplumda ve bakış açısında çocuğu büyütme görevi sadece kadının omuzlarına yükleniyor. Bu zorluk beraberinde kavgalar, gürültüler getiriyor.
Sonsöz ile Tolstoy o düşüncelerin kendisine ait olduğunu zaten belirtmiş. Her yazar eserinde kendinden izler bırakır. Lakin Sonsöz ile Tolstoy bunu bir ileri noktaya taşımış ve o düşünceleri saçma gerekçelere dayandırarak bu birincisi bu ikincisi diye sıralamış.
Eserin başında da verdiği İncilden bir söz ile incilin yazdığı şeyleri öğüt olarak kabul etmiş ve yazılanları ahlak olarak dayatmış kendisine. Bununla kalmamış bizlere böyle bir eser bırakmış.
Eseri okurken çoğu paragrafta durup kendinizi sorguluyor, çoğu yerde hayır bu düşünce böyle değil diyorsunuz.
Karakterin ruhsal ve zihinsel çatışmalarını güzel yansıtmış. Şüphe tohumları içine ekildiğinde hissettiği duyguları kendim yaşıyor gibi hissettim.
Eseri yazış biçimi, edebi yönü falan güzeldi. Ama düşüncelerin çoğunda ayrım yaşadığım ve yaşadığımız için rahatsız eden bir yönü de mevcuttu.
Yobaz bir düşünce yapısını ataerkil bakış açısı ile okumak için güzel bir eser olduğunu söyleyebilirim.
Mesela o düşüncelere örnek bir kaç paragraf vereyim.
"Neden kumar oynamak yasak da, kadınların fahişeler gibi, şehvet uyandıran elbiseler giymeleri yasak değil? Onlar bin kat tehlikeli!"
Ahlaksızlık yapmayın zart zurt diyecek kadar iraden varda kendini tutacak kadar mı iraden yok yazarcım?
Ahlaksızlık yapmayın falan demiş ama adam kendisi kendini tutamamış zaten. Ona da bir paragraf bırakalım hemen.
"Ahlaksızlık irinine battıkça batıyordum, bir yandan da saflığıyla bana layık bir kız arıyordum. Kızların çoğunu benim için yeterince saf olmadıklarından eliyordum." Diyecek kadar yüce bir varlıksın yani he? Kıyafetlerinden ötürü kadınlara fahişe diyen sen veya senin gibi düşünen erkekler bu durumda şu bakış açısı ile ne oluyor? Ağzımı bozmak istemiyorum. Cevabı herkes biliyordur.
"Cinsel ihtiras ne kadar süslenip püslense de kötülüktür, bizde olduğu gibi teşvik edilmesi değil, mücadele edilmesi gereken korkunç bir kötülüktür."
İşte on üç çocuk yapmış demiştim ya xjsnxjsj
Şimdi bilindiği halde önü kesilmeyen o duruma gelelim.
"Aslında aşk denince cinsel değil, manevi aşk kastedilir. Eğer manevi aşk, manevi beraberlik söz konusu ise, bu manevi beraberliğin sözlerle, konuşmalarla, sohbetlerle ifade edilmesi gerekir.
Böyle bir şey yoktu. Yalnız kaldığımız zamanlar konuş mak müthiş zor oluyordu. Yararsız, sonuçsuz bir çabaydı konuşmak. Ne söyleyeceğini düşünüp söylüyorsun, sonra yine susuyorsun, söyleyecek bir şey bulman gerekiyor. Konuşacak bir konu yoktu. Bizi bekleyen yaşamla, düzenle, planlarla ilgili söylenebilecek her şey söylenmişti, daha ne söylenecekti? Hayvan olsaydık konuşmamız gerekmediğini bilirdik; oysa tam tersine konuşmak gerekiyordu, ama konuşacak bir şey yoktu, çünkü konuşarak halledilecek bir şey değildi bizi ilgilendiren." Demiş yazar.
Bunun farkında olunuyorsa yapılması gereken hamle boşanmaktır. Evliliği düzeltir umuduyla ardı ardına doğurtmak değil. Keza kalkıp dışını beğendiğin bir insanla evlenmekte yanlış. Sohbet edemedigin bir insanla nasıl evlenilir? Saçma konular hakkında bile konuşamadığın biriyle nasıl bir yuva kurulur?
Kaldı ki aşk zamanla evrilir. Bazen sevgiye dönüşür, bazen alışkanlığa. Bir Jean Louis beyin fedakarlık ile ilgili evlilikte ki bakışına bakıyorum bir Tolstoya... Yani kelimelerin kifayetsiz olduğu noktadayım.
"Cinselliğin doyurulmasıyla aşk tükenmişti ve birbirimizin karşısında aslında gerçek duygularımızla, gerçek ilişkimizle kalmıştık, yani biri diğeri vasıtasıyla olabildiğince fazla doyum sağlamak isteyen, birbirine tamamen yabancı iki bencildik. Aramızda geçen olayı kavga diye adlandırıyorduk, ama kavga değildi bu, cinselliğin sona ermesinden dolayı ortaya çıkan birbirimize karşı gerçek ilişkimizdi sadece."
Aşkı cinselliğe indirgediği çok fazla yer vardı. Ve aşırı rahatsız edici bir durum.
"Kadın bu hakkın eksikliğini gidermek için erkeğin cinsel duygularını etkiliyor, cinselliği kullanarak onu öyle bir eline geçiriyor ki, erkek sadece görünüşte seçen oluyor, gerçekte ise kadın seçiyor."
Ne anlatıyorsun sen be abicim?
"Görünüşü heyecan uyandırıyordu. Erkeklerin arasından geçtiğinde bakışları üzerine çekiyordu. Uzun süre ahırda bırakılmış, dizginsiz, besili bir kısrağı andırıyordu. Bizim kadınlarımızın yüzde doksan dokuzunun aksine dizgini yoktu. Bunu ben de hissediyor ve korkuyordum."
Özgüven eksikliğini buram buram hissettirmiş burda yazar. Kıskançlık eşittir özgüvensizliktir diyorlar.
"Kimi der ki kadın ayalimdir, boynumda taşıdığım vebalimdir." Bakış açısı ile kadına bakan bir Nazım var bizim ülkede.
Zıt bir bakış açısı ile de bu eseri temin ederek Tolstoyu okumanızı öneririm.
Benimle eseri tartışan @drkran'a kıymetli yorumları için teşekkür ederim.
@aleran çiçeğim hem eseri önerdiğin için hem de kitabı okuma sürecimde sonat parçasını önerdiğin için teşekkür ederim.✨
📌İyi de sevgi olmadan insan nasıl yaşayabilir?
📌Aşk, ruhların birliği demek değil mi?
📌Dikenlerini canımın en çok acıyacağını bildiği yerlere batırıyor.
📌O zaman, beş ekimde onu bıçakla öldürdüğümü sanıyorlar. Ben onu o zaman değil, çok daha önce öldürdüm. Tıpkı şimdi herkesin, herkesi öldürdüğü gibi...