İlk filme kıyasla bu filmde komedi ve dram unsurlarına daha fazla yer verilmiş. Hem güldüren hem de ağlatan sahneleriyle bende daha derin bir etki bıraktı. İlk filmle kalsa da olurdu benim için ama bir devam filmi olarak oldukça başarılı bir…devamıİlk filme kıyasla bu filmde komedi ve dram unsurlarına daha fazla yer verilmiş. Hem güldüren hem de ağlatan sahneleriyle bende daha derin bir etki bıraktı.
İlk filmle kalsa da olurdu benim için ama bir devam filmi olarak oldukça başarılı bir iş çıkarmışlar. Özellikle gardiyanların da geçmişlerini göstermeleri çok hoşuma gitti. Filmin en sonunda ters köşe bile yedim. Fpflfşdldşş
Dong-Seok Ma abimizin sempatikliğinden de bahsetmeden geçemeyeceğim. Adam her oynadığı role uyum sağlıyor ya. Bu filme de kattığı sıcaklık ve mizah güzeldi.
3. ve hatta 4. devam filminin de geleceğini duydum fakat biraz temkinliyim. Umarım filmi batırmazlar. Diyecek çok bir şey yok...
7,5/10
Başından sonuna kadar tüm hayatını görebilseydin, yine de bir şeyleri değiştirir miydin? İlk bakışta Dünya dışı varlıklarla iletişim kurma çabasını anlatan bir bilim kurgu filmi gibi gözüksede benim için asıl konu insanın zamanı algılama biçimi ve dilin yalnızca iletişim kurma…devamıBaşından sonuna kadar tüm hayatını görebilseydin, yine de bir şeyleri değiştirir miydin?
İlk bakışta Dünya dışı varlıklarla iletişim kurma çabasını anlatan bir bilim kurgu filmi gibi gözüksede benim için asıl konu insanın zamanı algılama biçimi ve dilin yalnızca iletişim kurma becerisi dışında düşünce üzerindeki etkisini de göstermektir.
Filmde geçen örneğe yakın bir örnek vereceğim. Sırf beni etkilediği için yazmak istedim. "(A kişisi ile B kişisi farklı dil konuşuyor) A kişisi B kişisine yerdeki fareyi göstererek soruyor ^Bu nedir?^ B kişisi bu sorunun üzerine ^fare^ diyor ve A kişisi o şeyin bir fare olduğunu öğreniyor. Halbuki B kişisinin dilinde fare=bilmiyorum demek."
Yani bir başkasıyla iletişim kurarken sadece dil yeterli olmayacaktır. Aynı zamanda onun gibi düşünebiliyor, dünyayı da onun gibi görebiliyor olmamız lazım.
Peki, siz her kötü sonuca ve acıya rağmen yine de yaşadığınız hayatı değiştirmeden yaşamak ister miydiniz?
8,5/10
Kısaca "Elleşmen guzum!"
Film; ölen örnek bir insanın, en son 19 yıl önce gerçekleşmiş olan bir olayın ardından, tanrılar katında yargılanmasını konu alır. Ölümden sonraki yaşamı ve ölen insanların geçmişleri üzerinden adaletin nasıl sağlandığını ele alırken insanın yaşamı boyunca yaptığı seçimleri, sorumluluklarını ve…devamıFilm; ölen örnek bir insanın, en son 19 yıl önce gerçekleşmiş olan bir olayın ardından, tanrılar katında yargılanmasını konu alır. Ölümden sonraki yaşamı ve ölen insanların geçmişleri üzerinden adaletin nasıl sağlandığını ele alırken insanın yaşamı boyunca yaptığı seçimleri, sorumluluklarını ve geçmişiyle yüzleşmesini de sorgular.
Bence filmde asıl sorgulanan şey, insanların yaptıkları kötülüklerden çok, bu kötülüklerin arkasında yatan nedenlerdir. Çünkü bir insanın davranışlarını yalnızca sonuçlarına bakarak değerlendirmek, onu anlamak için yetmez.
Yaşadığımız olaylar, içinde bulunduğumuz koşullar, korkular ve sorumluluklar da kararlarımızı etkileyebilir. Ancak bu durum, yapılan her yanlışı haklı çıkardığımız anlamına da gelmez. Burada önemli olan, bir davranışı anlamakla onu mazur görmek arasındaki farkı ayırt edebilmektir. Ve tüm bunlar hayatımızın yargı sürecinde önemli bir yer alır.
7,5/10
Kısaca: Bırak geçmiş mazide kalsın.
Filmi bitirmek için izlemeye devam ettim. Metaforlar sandığımdan kötüydü anlamasam da bir şey kaybetmezdim gibi. Hikaye akışı durgun, sonu ise olağandı. 6/10 Kısaca "osbir keyfi"
Hayatın bir noktasında gelen "Acaba yaşadığım hayat, istediğim hayat mı?" sorusunun cevabı 'hayır'sa... Nasıl kabulleniriz ki hayatımıza son vermeyi? İlla bir başkasının ölümüyle mi anlamalıyız hayatın değerini? Sandığımız kadar değerli midir ki; belki evet belki de... 7,5/10
Son zamanlarda çıkan oyunların film halini yapmışlar. Bu biraz hoş ama özgünlük açısından sıfır. Oyunlardaki ana amaç bir anomali varsa bunu fark edip geri dönmek eğer bir anomali yoksa da ilerlemek. Bu sayede çıkışa varabilmek. Filmde ise bu "anomaliler" sadece…devamıSon zamanlarda çıkan oyunların film halini yapmışlar. Bu biraz hoş ama özgünlük açısından sıfır.
Oyunlardaki ana amaç bir anomali varsa bunu fark edip geri dönmek eğer bir anomali yoksa da ilerlemek. Bu sayede çıkışa varabilmek. Filmde ise bu "anomaliler" sadece fiziksel bozulmalarla kalmamış; karakterin gerçek hayatta görmezden geldiği insani sorunları da temsil etmiş.
Sadece ülkemizde değil tüm dünyada da yaygın olan bir konu: Duyarsızlık/Tepkisizlik
Çevremizde oluşan "anomalilere" (tecavüze, suça, cinayete vb.) toplumun tepki göstermeyişine, duyarsızlığına karşı robotlaşmış insanlara sert bir eleştiri getirmiş.
Psikolojik ve eleştirel yanı açısından iyi olsada bir çok yönden eksik kalmış bir film. Ters köşe yapılmaya çalışılmış olmamış. İzlerken sıkıcı gelmesi falan akıcı değildi yani. Zaman geçirmek için izlenir.
5,5-6/10
Spoiler kısmı
-Başlarda ana karakter iki adım atsa astımı tutuyordu. Sonradan noldu bilmiyorum sel bastı, fareler götürdü sanki mucize olmuş gibi astımı tutmadı.
-Sanırım düşük görsel efektler yüzünden filmin bir kısmını simsiyah yapmışlar :D
-Çocuğun olayını hem anladım hem anlamadım. Adamın oğlu ama anomali olarak sayılmıyor. Madem anomali olarak sayılmıyor neden gerçek değil. Psikolojikmen gerçek olduğu için mi anomali olarak sayılmadı? Biri beni aydınlatabilir mi :")
Bitirir bitirmez yazıyorum. Aşırı derecede rahatsız edici bir filmdi. Bu yüzden izlerken asla zevk almadım. Oyunculuklar beklediğimden kat kat iyi ama senaryo bir o kadar da aptalca yazılmış. Yine bir korku filmi klasiği: Mantıklı şeyler yapmak yerine kendi başlarına hareket…devamıBitirir bitirmez yazıyorum.
Aşırı derecede rahatsız edici bir filmdi. Bu yüzden izlerken asla zevk almadım. Oyunculuklar beklediğimden kat kat iyi ama senaryo bir o kadar da aptalca yazılmış. Yine bir korku filmi klasiği: Mantıklı şeyler yapmak yerine kendi başlarına hareket ediyorlar. Bu yönü aşırı sıkıcıydı. Kötü bir film değil ama beni biraz aştı o yüzden psikolojiniz sağlam değilse izlemeyin. Sağlamsa da izlemeyin çünkü bozmaya müsait. Yine de karar sizin tabi...
Yazdıklarıma aldanmayın. Gerçekten çoğu korku filminden başarılı. Sadece beni çok rahatsız etti. :")
Kısaca "No,no,no,no,nooo..."
(Sanırım biraz rahatsız etti)
5,5-6/10
"Eskiden insan olup sineğe dönüşen bir adamdım. Şimdi ise insan olduğunu düşleyen bir sineğim." Jeff Goldblum'un canlandırdığı Seth Brundle, bilimsel bir deha olarak başlar; ancak deney sırasında yaşanan bir talihsizlik sonucu DNA'sı bir sinekle birleşince hem fiziksel hem de zihinsel…devamı"Eskiden insan olup sineğe dönüşen bir adamdım. Şimdi ise insan olduğunu düşleyen bir sineğim."
Jeff Goldblum'un canlandırdığı Seth Brundle, bilimsel bir deha olarak başlar; ancak deney sırasında yaşanan bir talihsizlik sonucu DNA'sı bir sinekle birleşince hem fiziksel hem de zihinsel olarak dönüşmeye başlar. Ayrıca 1958 yapımlı kült filmin yeniden çekimi olan bir "body horror" filmidir.
Başta "Sineğe dönüşen bir insan mı?" gibi bir düşünceye sahip olsamda film; ilerleyen dakikalarda aslında insanın kendisine olan yabancılaşmasını ve kaçınılmaz değişimini kabullenmesiyle farklı bir boyut açıyor.
1986 yapımı olmasına rağmen makyaj ve efektler baya etkileyiciydi. Hatta makyaj filminin rahatsız ediciliği açısından büyük bir katkı sağlamış. Ama tüm bunlara rağmen filmin sonlarına doğru oldukça hüzünlendiğiniz ve bir sinekle empati yaptığınız sahneler ortaya çıkıyor.
Brundle'nin dönüşümünü izlerken aklıma ilk gelen yapım "Yasak Bölge 9" oldu. Acaba bu filmden mi esinlenmişler diye bir baktım ama öyle olmamış. Eğer iki filmden birini beğendiyseniz diğerini de izlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.
8,5/10
Kısaca
-Çılgın bilim adamlarıyla sevişmeyin.
- ...Bir de Hakan vardı, hatırlar mısın? Ayakkabıcının oğlu. -Hatırlamaz olur muyum. Tıpta okuyordu. Doktor bile olmuştur şimdi. -O da öldü. ... -Vay be, kader işte. Seçimlerimizle çaresizliklerimizin birbirine karıştığı nokta: Kader! Bu filmde aşkın romantize edilmiş hâli yok; insanın…devamı- ...Bir de Hakan vardı, hatırlar mısın? Ayakkabıcının oğlu.
-Hatırlamaz olur muyum. Tıpta okuyordu. Doktor bile olmuştur şimdi.
-O da öldü.
...
-Vay be, kader işte.
Seçimlerimizle çaresizliklerimizin birbirine karıştığı nokta: Kader!
Bu filmde aşkın romantize edilmiş hâli yok; insanın bağımlılıklarının, takıntılarının ve kendi kendini tüketişinin en çıplak hâli var.
Oyunculuklar o kadar doğaldı ki herhangi bir yan karakter bile filmin içinde sırıtmıyordu. Zaten bir film izliyormuş gibi değilde karakterlerin hayatlarına pencereden bakıyormuşsunuz gibi geçiyor. İzlerken "Noluyo ya?" hissine kapıldığım çok oldu ama bitirdikten sonra üzerimde tanımlayamadığım bir boşluk hissi kaldı. Sanırım içimde, hayatta birilerinin başına böyle şeylerin geliyor olmasının yarattığı gerçekliğin acısı kalmıştı.
Geçenlerde Hülya Koçyiğit'in Vildan Atasever ile yaptığı kısa bir programı izlemiştim. Sevgili Vildan hanım şöyle bir cümle kuruyordu: "Oyuncu olmak istiyorum. Birilerinin yazdığı, hayal ettiği karakteri canlandırmak istiyorum." Kendisi gerçekten de benim çok kıymet verdiğim bir oyuncu. Bu filmde de zaten "En İyi Kadın Oyuncu" ödülüne layık görülmüş. Kendisini daha bir çok güzel projelerde görmek dileğiyle...