Gerçekten favorim.. Izlediğim ve hep izlemek istediğim nadir filmlerden.. Atmosferi, karanlık havası , karakterler , müzikler ve repliklerinin son derece güzel ve kaliteli olması gerçekten mükemmel birşey.. Özellikle Mad World şarkısı çok güzel..
Abi ders çalışmaya öyle çok alıştım ki boş zamanım olduğu zaman ben napiyodum boş zamanlarda diye sorgulamaya başladım... Yok yani olmuyor gerçekten hobilerim falan gitti herhalde yok yani şu sınav gelse de şu üniye bı gitsem.....
Yks bünyeye ağır hasar bırakıyor 2 Güncel durum; Ders çalışmayı bırakıp kendime zaman ayırayım dedim, öyle bakışıyoruz duvarlarla... Neler yapıyodum ben ya ders calismadigim zamanlarda
Fernando Pessoanın bu sözlerini Yüzyıllık Yalnızlığın doğasına benzetiyorum. ''Eğer her şey olan hayat bile sonunda geçip gidiyorsa, hayatın anlarından başka bir şey olmayan aşk ve acı ve de bütün öbür şeyler nasıl geçip gitmesin ki?'' Özellikle bu kısım sanki kitabın…devamıFernando Pessoanın bu sözlerini Yüzyıllık Yalnızlığın doğasına benzetiyorum.
''Eğer her şey olan hayat bile sonunda geçip gidiyorsa, hayatın anlarından başka bir şey olmayan aşk ve acı ve de bütün öbür şeyler nasıl geçip gitmesin ki?''
Özellikle bu kısım sanki kitabın özünü yakalamış kısaca özetlemiş...
Fernando Pessoa
Ophelia'ya Mektuplar
Yüzleri ve saçları yașlandıran Zaman șiddetli duyguları da yaşlandırır, ama daha çabuk. İnsanların çoğu budala olduğu için, bunu fark etmemeyi bașarırlar ve alışkanlıktan başka bir şeyin kalmadığı yerde hala sevdiklerini sanırlar. Eğer böyle olmasaydı, dünyada mutlu insan olmazdı. Üst düzeydeki yaratıklar, yine de böyle bir yanılma olasılığından yoksundurlar, çünkü onlar aşkın sürekli olduğuna inanamadıkları gibi așk bittiğinde yerine bıraktığı saygı ya da minnettarlığı da aşk sayıp aldanmazlar. Bu ișler insana acı verir, ama acı geçer. Eğer her şey olan hayat bile sonunda geçip gidiyorsa, hayatın anlarından başka bir şey olmayan aşk ve acı ve de bütün öbür şeyler nasıl geçip gitmesin ki?
Hayatın belirli bir evresinde bazı gerçeklerin veya göremediğiniz şeylerin konfor dünyanızda birikmesi ve en sonunda tüm o birikimin patlaması, kendinize ait koruma kalkanları ile çevrili dünyanızda bir yarık açması ve o yarıktan süzülen güneş ışığının yüzünüze çarpmasıyla birlikte zorunlu yoldan…devamıHayatın belirli bir evresinde bazı gerçeklerin veya göremediğiniz şeylerin konfor dünyanızda birikmesi ve en sonunda tüm o birikimin patlaması, kendinize ait koruma kalkanları ile çevrili dünyanızda bir yarık açması ve o yarıktan süzülen güneş ışığının yüzünüze çarpmasıyla birlikte zorunlu yoldan değişim yaşamak zorunda kaldınız mı? Oturup düşünüp bu böyle gitmiyor diyebilmenin farkındalığını zor yoldan elde etmek beraberinde sizden bir parça götürüyor, işte o parça çoğu kişinin hayatının bir evresinde kaybettiği bir parça olamaz mı? Yani belkide büyümek bu tarif ettiğim durum, hissiyat... Geçmişle aranızda bir uçurum ve siz ancak el sallayan konumunda olabiliyorsunuz... Hiçbir şeyin eskisi gibi olmaması ve bu durumun birebir gerçek hissiyatı ile tanışmak, bu durumu çok tiz duyulan bir buz kırılma sesine benzetiyorum, bu kırılma sesinin yavaşça yayılması ile birlikte geçmişinizin büyük bir parçasını veyahut içinizdeki bir parçayı da alıp götürüyor... Aslında ne diye debelenip duruyorum anlayamıyorum ancak anlatmak, söylemek istediğim şu ki çoğumuz sanırım öyle böyle yollardan o parçasını kaybediyor.Nasıl diyelim, büyümek midir bu? Birşeyler eksik gibi, eksik birşeyler mi var?
Kitap okumayı da kahve içmeyi de bu seferlik düşünmediğim, uykunun eşiğindeyken abimin seslenişiyle bölünen bir andaydım. Sonra markete gidip kahve aldım, ardından da bu kitaba yöneldim. Şimdi ise kitabın son sayfasında “İyi geceler, bir daha karşılaşmayacağız hiç.” cümlesiyle karşılaşıyorum. Eh,…devamıKitap okumayı da kahve içmeyi de bu seferlik düşünmediğim, uykunun eşiğindeyken abimin seslenişiyle bölünen bir andaydım. Sonra markete gidip kahve aldım, ardından da bu kitaba yöneldim. Şimdi ise kitabın son sayfasında “İyi geceler, bir daha karşılaşmayacağız hiç.” cümlesiyle karşılaşıyorum. Eh, böylesine spontane gelişen bir anda rastlanan cümlelere anlamlar yüklememek zor. Hele de hafif uykuluyken kitap okumak… Onun tadı bambaşka. Ardından kendini hemen kitabı düşünürken, yatmadan önce hayaller kurarken buluyorsun.
Ufak Alıntılar;
*Mutluluk asla bana uğramayacak, biliyorum. Yine de kesin geleceğine, yarın olunca mutlaka geleceğine inanarak uyumak en iyisi."
"Kafamda dönüp duran tatsız, can sıkıcı, yerli yersiz düşünce selinin karşısında sadece uyuma arzusuyla dolu olma fikri ne kadar sade ve basit geliyor. Düşüncesi bile ferahlatıcı"
Yani üstteki kısa alıntı abi evet dedirtiyor direkt.
"Çocuklara ilk öğretilecek şey hayvanlarının sorumunu taşımalarıdır. İyi de, öğretecek olanlar bu sorumu başta üstlenmek, daha sonra da paylaşmak istemeyince?.. İstememeleri de, çoğu zaman (başta hayvanı kabul ettiklerine bakılırsa) ne ile karşılaşacaklarını, gerçekten, enine boyuna düşünememiş olmalarındandır. Yaşımız, bir hayvana…devamı"Çocuklara ilk öğretilecek şey hayvanlarının sorumunu taşımalarıdır. İyi de, öğretecek olanlar bu sorumu başta üstlenmek, daha sonra da paylaşmak istemeyince?.. İstememeleri de, çoğu zaman (başta hayvanı kabul ettiklerine bakılırsa) ne ile karşılaşacaklarını, gerçekten, enine boyuna düşünememiş olmalarındandır.
Yaşımız, bir hayvana (herhangi bir hayvana, yani, canlıya) duyduğumuz sevgi, ilgi, yakınlık, ne olursa olsun, ilk bileceğimiz, usumuza yerleştireceğimiz şudur:
Evimize bir oyuncak, "çevre düzenimiz"in bir parçası olacak bir şey, bir nesne değil, bir canlı alıyoruz. Yaşı küçük olanlar bunu hemen bilemez, anlayamaz; onlara bunu anlatacak, büyükleridir. Ama onlar, bunu bilmek, anlamak zorundadır.
Sevgi, sabır, bizim niteliklerimiz diye bellemişizdir. Onlarla övünürüz, çocuklarımıza öğretmeğe çalışırız. (Öğretemediğimiz zamanlar da -öğretemediğimiz halde onların bu "eksikliği'ne bozulur, bu nitelikleri gösteremedikleri için, şu ya da bu biçimde, çocuklarımızı kınar, cezalandırırız.) Sevgiyi, sabrı kendi özelliklerimiz sanmayalım.
Birlikte yaşadığımız hayvanlarda, kısa süre sonra, sevgiyi de, sabrı da, bilmekle kalmadıklarını, bunları bize yönelttiklerini de pek güzel gösterirler. Her türün de, her bireyin de, "sevgi"sini göstermesi bir olmayacaktır. Tamam. Yakınlığı, alışmışlığı, yeme gelişi, elbette, "sevgi" diye nitelememek gerektiği de ileri sürülebilir. Ama yüksek memelilerde, özellikle binlerce yıldan beri insanla öğür olmuş kedide, köpekte sevgiyi görememek, hiçbir şeyi görememe durumunda olmakla bir".
Çoğu bağımlılığın kendine has bir kötülüğü vardır. Çünkü her şeyin aşırısı, değerini yitirmesine yol açar. Bunu en sade biçimde anlatan örneklerden biri, Subway Surfers adlı basit bir mobil oyundur. Oyunda, koşarken altınları toplaman gerekir; gözünü onlardan ayırmazsan kazanırsın, ama fazla…devamıÇoğu bağımlılığın kendine has bir kötülüğü vardır.
Çünkü her şeyin aşırısı, değerini yitirmesine yol açar.
Bunu en sade biçimde anlatan örneklerden biri, Subway Surfers adlı basit bir mobil oyundur.
Oyunda, koşarken altınları toplaman gerekir; gözünü onlardan ayırmazsan kazanırsın, ama fazla takılırsan kaybedersin.
Altınlara odaklandıkça görüşün daralır, engellere çarpar, tüm birikimini yitirirsin.
Hayat da böyle değil mi?
Madde bağımlılığı da aynı mekanizmayı kullanır: kişi kendini kaybettikçe maddeyi toplar, ama asıl oyunu yani gerçek hayatın kaybeder.
Bu aslında insan davranışının özünde yatan odak sapması paradoksudur.
Bir şeyi ne kadar çok arzularsan, o şey seni o kadar çabuk tüketir.
Arzu kendi nesnesini yer bitirir.
Madde bağımlılığı, bu paradoksun en somut hâlidir:
İnsan keyif ararken, sonunda keyif alma yetisini kaybeder.
Başlangıçta özgürleştiğini sanır, sonunda zincirini kendi eliyle örer.
Ama bağımlının düşüşünü hazırlayan asıl tuzak, madde değil, savunma mekanizmasıdır.
Bağımlı insan, içten içe hatalı olduğunu bilir.
Bu bilgiyle yaşamak ağır geldiğinde, zihni devreye girer ve gerçeği makyajlar:
“Zararlı değil.”
“Ben bağımlı değilim.”
“Herkes yapıyor.”
“İlham veriyor.”
Bu cümleler birer bahane değil, birer kendini koruma illüzyonudur.
İnsan, gerçekle yüzleşemediği yerde gerçeği yeniden yazar.
Ve her savunmada, biraz daha kendinden vazgeçer.
Madde yalnızca kimyasal bir tehdit değildir;
ailesel, toplumsal ve ruhsal bir çürüme katalizörüdür.
Bağımlı kişi, önce ailesinden, sonra arkadaşlarından, en sonunda kendinden kopar.
Maddeye yönelirken “anlam” arıyordu; ama madde sonunda onun dünya algısını yok eder.
“Bağımlı kişi dünyayı anlamak için maddeye yönelir, ama madde sonunda onun dünya algısını yok eder.”
İşte tam burada insanın trajedisi başlar:
Oyun başta bir kaçış gibidir, ama bir noktadan sonra kaçış bile anlamını yitirir.
Artık kişi kaçmaz çünkü nereye gideceğini unutmuştur.
Sadece koşar.
Tıpkı Subway Surfers’ta olduğu gibi: gözünü altınlardan ayırmadan, önündeki treni kaçırarak.
Ve geriye yalnızca bir sessizlik kalır.
Maddeye değil, kendini kandırmaya yenilmiş bir sessizlik.