Şimdiki gençler galiba gizli kalması gerekeni açık ettikleri ve sevgililerin adlarını dillendirmekle kalmayıp aradaki macerayı da başkalarıyla paylaştıkları için aşkın gülümseyişlerini ve zenginliğini ıskalıyorlar. Çünkü sırlara hükmetmek ayrıcalık ve olgunluktur. aşk Allah'ın has odunudur.Yalnızca özel kalplerde yanar İskender pala
Yunus Emre ölüm döşeğindeyken şimdiye kadar kaç şiir yazdın diye sorana “sevgiliye gidecek hediyenin hesabı tutulmaz” dediğinde, etrafındaki dervişler cübbelerinin altında çektikleri tespihleri sessizce kırmışlar. Od /İskender pala Kalp soğuğu sevmezmiş. Soğuk, kalpte spazma sebep olurmuş. Siz siz olun soğuk…devamıYunus Emre ölüm döşeğindeyken şimdiye kadar kaç şiir yazdın diye sorana “sevgiliye gidecek hediyenin hesabı tutulmaz” dediğinde, etrafındaki dervişler cübbelerinin altında çektikleri tespihleri sessizce kırmışlar.
Od /İskender pala
Kalp soğuğu sevmezmiş. Soğuk, kalpte spazma sebep olurmuş. Siz siz olun soğuk insandan, soğuk sözlerden, soğuk şakalardan velhasıl her türlü soğukluktan uzak durun.
…Yunus! dedi, parmağını kalbimin üzerinde gezdirerek, “burası kalbinin en değerli yeridir. Burada siyah bir nokta vardır, Canın canı, sevenin canı buradadır. O nokta, yoğun bir damla kandan ibarettir. Adına ‘Süveyda’ yahut ‘Sevda’ derler. Siyaha çalan rengi yüzündendir bu isim.. Çünkü sevda, kara talih içinde, o kara kan damlasında büyür.. Bütün tecelli denizleri, aşk fırtınaları, işte o bir damla kanda dalgalanıp çırpınır. Aşırı sevgi bu damlayı tahrip edip dağıtırsa, parçaları bütün vücuda dağılır. Aşk işte bu dağılmanın adıdır.. Aşık ne yaptığını bilmez olur…
Spoiler içeriyor
“Tam seksen dört pare gemi ile. Hızır Reis'in adı artık herkesin dilinde Hayreddin Paşa veya Kaptan Paşa idi. Kaptanpaşa kadırgasının pruvasında da bunu teyit eden bir Osmanlı sancağı dalgalanıyordu. Bir alt gönderdeki yeşil Cezayir sancağımızın üzerinde ise bir nakış artmıştı.…devamı“Tam seksen dört pare gemi ile. Hızır Reis'in adı artık herkesin dilinde Hayreddin Paşa veya Kaptan Paşa idi. Kaptanpaşa kadırgasının pruvasında da bunu teyit eden bir Osmanlı sancağı dalgalanıyordu. Bir alt gönderdeki yeşil Cezayir sancağımızın üzerinde ise bir nakış artmıştı. Bu, Sultan Süleyman'ın adına izafeten Hz. Süleyman'ın mühründeki yıldız idi. İç içe geçmiş iki üçgenden ibaret olan bu altigen yıldız eskiden beri Müslümanlar tarafından kullanılan bir tılsım gibiydi. Hz. Süleyman Allah'tan cinlere ve rüzgâra hükmedebilme gücünü istediğinde, Allah ona yüzüncü adını öğretmiş. O da yüzük şeklinde bir mühür yaptırıp üzerine yüzüncü adın sembolü olarak bu mührü kazıtmış. Böylece cinlere ve rüzgâra karşı yüzüğünü tuttuğunda onları yönetebilir olmuş. Cinleri yöneterek Mescid-i Aksa'yı inşa ettirmiş; rüzgâra hükmederek de Melike Belkıs'ın tahtını getirtmiş. Hz. Süleyman bu yüzüğü yalnızca tuvalete giderken çıkarır ve eşine teslim eder, geri gelince hemen alırmış. Günlerden birinde cinlerin büyüklerinden bir dev Süleyman kılığına girip hile ile eşinden yüzüğü teslim almış. Sonra da cinlere ve rüzgâra hükmederek Süleyman Peygamber'in yerine geçmiş. Süleyman Peygamber de kendini ispat edemeyip sahtekârlıkla suçlanarak sarayından kovulmuş. Dev, bir daha bulunmasın diye yüzüğü derin denizlere atmış. Süleyman böyle imtihan olunacakmış. Aradan fakirlik ve çaresizlik içinde yıllar geçmiş. Bir sahil kasabasında bulunurken sıradan bir hizmetkâr gibi balıkçının tuttuğu balıkları taşımış. Balıkçı da hizmetine karşılık ona para yerine bir balık vermiş. Süleyman Peygamber akşam yemek için balığın karnını yarınca kendi yüzüğüybe karşılaşmış. Meğer denize atılan yüzüğü Allah'ın izni ile bir balık yutup sahibine getirmiş. Sonra Hz. Süleyman sarayına varıp o dev ile yüzleşmiş. Herkes, bir türlü işin içinden çıkamıyormuş. Nihayet, “Yüzük kimde ise Süleyman odur,” demişler. Hz. Süleyman da yüzüğü çıkarıp rüzgâra hükmederek devi oradan kovmuş. Hayreddin Reis sancağına bu mührü işleterek rüzgâra hükmedeceğine inanıyordu. Müslümanlar ondan önce de bu mühürdeki işaretin rüzgârı yönettiğine ve insanları kötü cinlerden koruyacağına inanırlarmış. Mimarların cami, tekke, mescit gibi dini mekânların kubbesindeki kilit taşını bu mühür şeklinde yontmaları bu yüzdenmiş. Hatta kapıların sövelerine karşılıklı bu yıldızı oydurup işleyenler bile olmuş; ta ki içeriye kötü niyetli cinler ve şeytanlar girmesin.”
"Bağlandığınız zincirin anahtarını ele geçiremiyorsanız zinciri suçlamaktan vazgeçin."
Elbette hepimiz için eşit, illa ki birileri altınların, birileri iyiliklerin sahibi olarak gidiyor gittiği yere. Filvaki insanda altın hırsı ile iyilik arzusu dengeli yaratılmıştır, yani kişioğlu madde ile mânâyı, müşahhas ile mücerredi eşit tuttuğu müddetçe insaniyetini korumaya devam ediyor. Bu dengeyi bozduğu vakit insanlığından çıkıyor ve mânâ lehine bozarsa melekliğe, madde lehine bozarsa iblisliğe meylediyor.
-Seni de seviyorum. +Beni sevdiğine dair kanıt göster? -Kanıt inancı öldürür. Eğer kanıt gösterirsem seni sevdiğimi bilirsin. Ben "seni sevdiğimi bilmeni" değil, "seni sevdiğime inanmanı" istiyorum. +Neden? -Çünkü bilmek beyinle, inanmak kalple yapılan iştir. 🎬 Sweet November/2001
Ateşten bir kalbim, buzdan bir ülkem, tuzdan bir evim, şekerden bir sevgilim vardı. Sonra ne mi oldu ? Sadece yağmur yağdı. Kimisi bilmem der, bilir; kimisi bilir bilmezlenir. Kimisi bilmediğini bilmez, bilirim der; kimisi bildiğini bilmiyor zanneder. Bilmemeyi bilmekle, bildiğini…devamıAteşten bir kalbim, buzdan bir ülkem, tuzdan bir evim, şekerden bir sevgilim vardı. Sonra ne mi oldu ? Sadece yağmur yağdı.
Kimisi bilmem der, bilir; kimisi bilir bilmezlenir. Kimisi bilmediğini bilmez, bilirim der; kimisi bildiğini bilmiyor zanneder. Bilmemeyi bilmekle, bildiğini bilmemek aynı değildir. Kurtulanlar, bilmediğini bilenlerle bildiğini bilmeyenlerdir. Onlar birbirini bilir, birbirinden bilir, birbiriyle bilir. Ben dahi bildim, çünkü aşk işinde âşıkın mâşuka vuslatı cümle âşıklara âşikâr olur.
İskender pala
Ey ''YAR'' Ne kadar uzaklaşırsan uzaklaş ; Yüreğimin dibine kadar yolun var...
Gerçekten de aşk; karşılıklı oturmak, yüz yüze veya aynı noktaya bakmak, şiir okumak, sevgiliden utanacak kadar terbiyeli davranmak, güzel şeylerden bahsedip gülmek ve asla iffet sınırının ötesine uzanmamaktır. Çünkü aşk; bakmakla güzelleşir, konuşmakla zenginleşir ama dokunmakla bozulur.🖤... "Güneş ve ay…devamıGerçekten de aşk; karşılıklı oturmak, yüz yüze veya aynı noktaya bakmak, şiir okumak, sevgiliden utanacak kadar terbiyeli davranmak, güzel şeylerden bahsedip gülmek ve asla iffet sınırının ötesine uzanmamaktır. Çünkü aşk; bakmakla güzelleşir, konuşmakla zenginleşir ama dokunmakla bozulur.🖤...
"Güneş ve ay nurunu aşkından alırken; güneşin ışığı aya vurur gibi âşıkı aydınlatırken… Gel ey Sevgili bir huzmecik bahş eyle âsî ve aciz üftadene, ve umut ver peykin olmaya teşne kem zerrene. Aşkları unutan bendene aşkını unutturma!..
Her şey sen olsun şu dünyada ve olmasın sen olmayan dünya da..'
Kimileri Gül dediler, ömür boyu güldüler; Kimileri de Gül dediler, Gül uğruna öldüler -
Ateşten bir kalbim, buzdan bir ülkem, tuzdan bir evim, şekerden bir sevgilim vardı. Sonra ne mi oldu ? Sadece yağmur yağdı. İskender Pala
Sevgi de, aşk da bir imtihandır ki, sıklıkla birbirinin yerine geçip kalpleri yanıltır. İskender pala Sevdiğimiz insandan bizi sevmesini beklemek yahut yalnız bizi sevenleri sevmek; nihayet kuru bir alışveriş, hatta belki kaba bir değiş tokuştur... O an anladım ki insanların…devamıSevgi de, aşk da bir imtihandır ki, sıklıkla birbirinin yerine geçip kalpleri yanıltır.
İskender pala
Sevdiğimiz insandan bizi sevmesini beklemek yahut yalnız bizi sevenleri sevmek; nihayet kuru bir alışveriş, hatta belki kaba bir değiş tokuştur...
O an anladım ki insanların birbirine gülmesi nefret, birbiriyle gülmesi sevgi demekti.