hayat, olduramadığımız durumlarla öldüremediğimiz duygular arasında yaşadığımız çarpışmaların, her yenilgiye rağmen vazgeçemediğimiz ayakta kalma çabalarının ardından elimize ne kalıyorsa odur.
halil cibran diyor ki; "başka bir insanın hakikati, onun sana açıkladığı şey değil, açıklayamadığı şeydedir. bu yüzden, onu anlamak istersen, söylediğine değil, söylemediğine kulak ver." insan, sustuğu şeyler kadardır ve insan insanı, anlatamadığı yerden anlayabiliyorsa yakındır.
"yaşam, kahraman rollerine ve benzeri şeylere yer veren bir kahramanlık destanı değil, insanların yiyip içmeler, kahve yudumlamalar, örgü örmeler, iskambil oynamalar ve radyo dinlemelerle yetinip hallerine şükrettikleri rahat bir orta sınıf evidir." bozkırkurdu/hermann hesse oturma odasının garantörlüğünde bir de bir…devamı"yaşam, kahraman rollerine ve benzeri şeylere yer veren bir kahramanlık destanı değil, insanların yiyip içmeler, kahve yudumlamalar, örgü örmeler, iskambil oynamalar ve radyo dinlemelerle yetinip hallerine şükrettikleri rahat bir orta sınıf evidir."
bozkırkurdu/hermann hesse
oturma odasının garantörlüğünde bir de bir yudum sıcak çayın gözlerinin önünde geçmiş bir akşamüstünden kalanlar. hayat yaşadığın an'dır. gerisi senin korkularındır.
“demek istediğim, bir süre biriyle birlikte oluyor, onunla yiyor, yatıyor, sevişiyor, konuşuyor, geziyor, hayatını paylaşıyordun. sonra bitiyordu. bir süre kimseyle birlikte olmuyordun, sonra bir başka kadın çıkıyordu karşına, bu sefer onunla yiyor, onunla sevişiyorduk ve her şey çok doğal görünüyordu;…devamı“demek istediğim, bir süre biriyle birlikte oluyor, onunla yiyor, yatıyor, sevişiyor, konuşuyor, geziyor, hayatını paylaşıyordun. sonra bitiyordu. bir süre kimseyle birlikte olmuyordun, sonra bir başka kadın çıkıyordu karşına, bu sefer onunla yiyor, onunla sevişiyorduk ve her şey çok doğal görünüyordu; siz hep onu, o da hep sizi beklemiş gibi. hep eksik hissettim kendimi yalnızken; iyi hissettiğim de oldu, ama hep eksik.“
(charles bukowski)