“İnsanı öfke değil, hüzün öldürür. Öfke bedenin içinden dışına doğru, hüzün dışından içine doğru hareket eder. Bundan dolayı hüzün öldürür, öfke öldürmez. Çünkü öfke taşar, hüzün ise içeride çöreklenip kalır.” İmam Maverdi
Devamı 12.Day tsai ming-liang, tayvan ikinci yeni dalgası'nın mühim isimlerinden olmasıyla birlikte kurduğu anlatı diliyle de filmlerin gösterme pratiklerine dair öncü söylemler üretmiş bir isimdir. sinemanın senaryo metinleri üzerinden anlam kazanması, bu senaryoların katmanlandırılıp detaylandırılması, oluşan eserin etkileyiciliği bakımından genel…devamıDevamı
12.Day
tsai ming-liang, tayvan ikinci yeni dalgası'nın mühim isimlerinden olmasıyla birlikte kurduğu anlatı diliyle de filmlerin gösterme pratiklerine dair öncü söylemler üretmiş bir isimdir. sinemanın senaryo metinleri üzerinden anlam kazanması, bu senaryoların katmanlandırılıp detaylandırılması, oluşan eserin etkileyiciliği bakımından genel izleyici üzerinde büyük duygulanımlar uyandırabilir fakat filmin tanık olunan, izlenilen yönü üzerine odaklanan yönetmen; bazı temel karakter hareketleri dışında diyalog dahi barındırmayan ince senaryo metinleriyle ''o an orada olma''nın sinemasını üretmiştir. ulus baker'in de belirttiği üzere bir filmi seyretmenin ötesinde görmenin esas olduğu anlayışı yönetmenin sinemasında ete kemiğe bürünürken, yine baker'in üzerinde durduğu ''bir film ne zaman anlatılabilir olmaktan çıkıp aktarılamaz hâle gelir ve dilsel sanallığından kurtulur, o zaman gerçekliğe daha çok yaklaşır'' düşüncesi; tsai'nin sinemaya bakışını özetler niteliktedir.
rizi (günler), vertov'un sine-göz'ünü tayvan'a çevirip kang (kang-sheng lee) ve non (anong houngheuangsy)'un birbirlerinin yalnızlıklarını deneyimledikleri bir zaman dilimine götürüyor izleyenlerini. titizlikle konumlandırılmış sabit planlarla çekim yapan kameranın şahitliğinde, karakterlerin hayatlarına diyalogsuz ve belirli bir mesafeden dahil olan izleyici tsai'nin yine eskimeyecek bir yapıtı armağanına tanıklık ediyor. salih alp gökçek
11. soul
çalıştığı okuldaki sınıfının duvarlarını süsleyen sanatçılar gibi ünlü bir caz piyanisti olmak isteyen, önüne gelen fırsatlarda bir türlü kendini göstermeyi beceremeyen bir öğretmenin dersinde film başlar. birbirinden isteksiz, gönülsüz öğrencilerinin karşısında kendini öğretmek için hırpalayan bu öğretmenin adı joe'dur. joe babasının küçük yaşlarda götürdüğü bir caz mekanında caza aşık olmuştur. hayallerinden uzak bir şekilde bir rutinin içerisindedir. bir gün şansının döndüğü bir anda başına talihsiz bir olay gelir ve kendini çok farklı bir alemde bulur. buraya bir çeşit ruhlar diyarı desek yanlış olmaz. soul yapı gereği ve ister istemez coco ve ınside out animasyonlarından küçük tüyolar almış olsa da yarattığı kendine has evrenin esnek yapısı filmin albenisini artıyor. en sonda ise verdiği mesajla takdirleri toplamayı başarıyor. hürrem erdoğan
2020 yılının en iyi 20 filmi 20.apples christos nikou'nun ilk uzun metrajı 2020 sinema yılını çeşnilendiren sürpriz filmlerden biri olarak karşımıza çıktı. yorgos lanthimos ile dogtooth (2009) filminde yardımcı yönetmen olarak da çalışmış olan yönetmen nikou, yunan yeni dalga sineması…devamı2020 yılının en iyi 20 filmi
20.apples
christos nikou'nun ilk uzun metrajı 2020 sinema yılını çeşnilendiren sürpriz filmlerden biri olarak karşımıza çıktı. yorgos lanthimos ile dogtooth (2009) filminde yardımcı yönetmen olarak da çalışmış olan yönetmen nikou, yunan yeni dalga sineması (greek weird wave) geleneğini takip ediyor ve yine bu tarz “tuhaf” filmleri sevenlerin hoşuna gidecek oldukça çarpıcı ve başarılı bir filme imza atıyor. hayatımızı, alışkanlıklarımızı kökünden değiştiren 2020 senesine uyabilecek bir unutkanlık salgını ile başlayan film, aris karakterinin kaybettiği hafızasını geri alma uğraşını takip ediyor. nikou'nun, ana karakteri gibi olaylara sakin bakışı, geniş planlarla karakterinin yalnızlığını aktarışı, filmin özgün taraflarından sadece birkaçı. farklı noktalara evrilebilecek, devlet ve sistem eleştirisini de içeren, izleyeni sürekli düşünmeye iten film, oldukça kişisel bir kabullenişle, hisli bir yerde bitiyor. hafızanın, travmaların, kazaların katmanları açılırken kendi hayatımızdaki dönüm noktalarını yeniden hatırlarken buluyoruz kendimizi. mila (apples) farklı bakımlardan önemli bir deneyim sineması aynı zamanda. tuncay uravelli
19. the vast of night
andrew patterson'ın ilk filmi olma özelliğini de taşıyan the vast of night, bir basketbol sahasında başlayan ve muazzam kamera işçiliğiyle filmin de referans verdiği gibi adeta bir radyo tiyatrosu gerginliğinde sizi bu sahadan tekinsiz ve gizem dolu bir yolculuğa çıkarıyor. bu yolculuk 50'lerin mitlerine dair birçok referansı barındıyor, filmin bizatihi girişi dönemin kült tv işlerinden the twilight zone'a bir gönderme. patterson bu mitlerin ve referansların arasından, uyumlu ve harika performans çıkaran iki başrolle beraber sonu hariç orijinal ve 90 dakikalık her an diken üstünde bir deneyim yaratmayı başarıyor. the vast of night'ı maalesef ülkemizde sinemada izleyemedik, her şeyiyle sinema salonu için yapılmış bu filmi, amazon prime video sayesinde izleyebildik. bu küçük kasaba gerilimi içindeki ses, kurgu ve sinematografi kalitesi ile birlikte patterson'ın geleceği açısından bize büyük umutlar veriyor, amerikan bağımsız sinemasından çıkan bu küçük bütçeli harika film, umarım unutulan bir türü küllerinden tekrar doğurur. anıl boydağ
18. lovers rock
steve mcqueen'in, ingiltere'deki azınlık karayip topluluklarının kimlik mücadelelerine ve yaşamlarına eğildiği small axe serisinin ikinci filmi olan lovers rock, bu senenin en tempolu ve en iyi işlerinden. küçük bir dünyada aşk ve müziği harmanlayan filmi kelimeler izah edebilmek inanın kolay değil. ana karakterleri tanıdığımız kısa bir giriş bölümünün ardından bir ev partisine yönelen film, görünürde martha ve franklyn'in aşkına yönelse de, arka planda topluluğun yaşamına, kadın kimliğinin mücadelesine ve karayip kültürüne ve sınıfa dair bir anlatı. pek tabii ki filmdeki birincil önemde olan şey bu da değil, mcqueen'in salona yerleştirdiği kamerayla beraber aşk, müzik, heyecan ve burada tekrar yaratılan toplum hissi insanı adeta büyülüyor. müziğin dışındaki diyaloglu anların müzikle ve dansla gelen gerilimin, aşkın, şehvetin akıcı ve hiçbir şekilde düşüş yaşamadan ilerleyişi, lovers rock'ın asıl alametifarikası. anıl boydağ
17. tenet
tenet, nolan filmlerinin bir toplamı gibi: zamanı bükerek hikâyeyi farklı bir zamansal katmana taşımasında ınception'dan, protagonistin çıktığı yolda farkında olmadan kendi başlangıcına ulaşmasında ınterstellar'dan ve son bölümde neredeyse tür değiştirerek bir savaş filmi atmosferine bürünmesinde dunkirk'ten ilhamlar var. ancak tüm bunların yanında, tenet'te kendini anlaşılmazlığın şehvetine kaptırmış bir yönetmenin zaaflarını görmemek de mümkün değil. tıpkı tenet misyonunu yürüten casusların dünyayı kurtarırken yaşanılanları olağan akışına bırakmaları gibi, nolan da “anlaşılmaz yönetmen” mitinden dokunan dokunulmazlık zırhını üzerine geçirerek gerisini filmin geriye doğru akışına teslim ediyor. burak yılmaz
16. the woman who ran
hong sang-soo'nun 2020 yılı yapımı son uzun metraj filmi the woman who ran (kaçan kadın) geçtiğimiz şubat ayının sonunda gerçekleşen berlin film festivali'nde “en iyi yönetmen” (gümüş ayı) ödülünü de beraberinde getirmişti. türkiye'de gösterimi ise pandemi nedeniyle 39. istanbul film festivali galalarıyla birleşen filmekimi'nde yapıldı. cahiers du cinéma dergisinin listesi de dahil olmak üzere birçok listede geçtiğimiz yılın en iyi 10 filmi arasında yerini aldı. the woman who ran, sang-soo sinemasının alıştığımız ögelerinin yinelendiği, diyalogların sadeliğinde, sık zoomlarda, sabit kamera kullanımında, uzun masa konuşmalarında ve oyuncu tercihiyle yönetmenin kendini hatırlattığı, daha ilk bakışta dahi onun sineması olduğuna dair ipuçlarını toplayabildiğimiz bir film. aslı öztürk
15. the ınvisible man
saw ve ınsidious serilerinin yaratıcısı leigh whannell'ın yönettiği üçüncü uzun metraj film olan the ınvisible man, kariyerinin en iddialı işlerinden biri oluyor. film ilk bakışta hollywood'un son dönemde ortaya çıkan yeniden çevrim dalgasının bir devamı gibi görünse de whannel'in bu tanıdık hikâyeyi güncel temalara uygun bir şekilde günümüze uyarlaması sayesinde bu gruptan ayrılıyor. the ınvisible man, eşi adrian tarafından sürekli manipüle edilen ve hayatını istediği gibi yaşayamadığı için eşinden kaçan cecilia'yı merkezine alıyor. başrolde elizabeth moss'un harikalar yarattığı filmde, netflix'in “the haunting” serisinden tanıdığımız oliver jackson-cohen de bulunuyor. gerilim dolu açılış sekansıyla filmin tonunu belirleyen ve seyirciyi avcunun içine alan whannel, korku ve gerilim ögelerini etkileyici kullanımıyla dikkat çekiyor. bir önceki filmi upgrade'le ilginç bir bilimkurgu aksiyon karışımı yaratan yönetmen, korku türünde de başarılı olacağının sinyallerini veriyor böylelikle. sesil yersu uncu
14. promising young woman
the crown'ın camilla parker bowles'ı ve killing eve'in senaryo yazarı olan emerald fennell'ın ilk yönetmenlik denemesi promising young woman, komedi, dram ve gerilim temalarını yönetmenin taze fikirlerle bir araya getirmesi ve carey mulligan'ın başarılı performansı sayesinde yılın en dikkat çekici filmlerinden biri olmayı başarıyor. filmde geleceği parlak bir genç kadın olan cassie'nin, geçmişinde yaşadığı bir travma sonucunda hayatının altüst olması nedeniyle çıktığı intikam yolculuğuna eşlik ediyoruz. yaşadığı bu olayın acısını erkeklerden çıkarmaya çalışan cassie'nin hayatı, yolunun bazı eski “arkadaşlarıyla” kesişmesi nedeniyle tekrar değişime uğruyor. eigth grade'in yönetmeni bo burnham da başarılı bir performansla filmin yıldızı carey mulligan'a eşlik ediyor. mulligan filmde tam anlamıyla bir “me too” dönemi anti kahramanı yaratırken hem kariyerinin hem de yılın en etkileyici performanslarından birini ortaya çıkarıyor. britney spears'ın efsanevi şarkısı toxic'in kullanımı bile filmi yılın en akılda kalıcı işlerinden biri yapmaya yetiyor. sesil yersu uncu
13. dick johnson ıs dead
sinemanın iyileştirici, sağaltıcı gücüne inanıp bunu özellikle takdir edenlerin, dick johnson ıs dead ile özel bir bağ kuracaklarını düşünüyorum. çünkü cameraperson ile tanınan kirsten johnson'ın, kendi babasının ölümünü çeşitli senaryolarla tekrar tekrar çekip canlandırdığı belgeselinde bu gücün hem kamera arkasına, hem de seyircisine etkisi görülebiliyor. bunu yaparken tüm kamera arkası bileşenleri sahneye dahil etmesi, sinematik büyüyü bozmak bir yana daha da güçlendiriyor. yönetmen, demans nedeniyle durumu kötüleşmekte olan babasını ölümüne hazırlamak amacıyla yola çıkmış. ancak daha çok geride kalanlar için bir hazırlık gibi bu. evet hepimiz kendi cenazemizde arkamızdan söylenecekleri duymak isteriz, ama sevdiklerimizi kaybettikten sonra söyleyeceklerimizi, yüzlerine de söylemiş olma şansı aynı derecede önemli. her anını ölümle, yaş aldıkça gelen hastalıklar, kayıplar ve vedalaşmalarla donatıp da ajite edilmemiş, hatta mizahi tonu çok iyi ayarlanmış renkli bir anlatı çıkmış ortaya. dramatize etmeden de seyircisinin kalbine bu kadar dokunabilmek ve çok kişisel bir noktadan çıkıp böylesine evrensel olabilmek de büyük bir başarı. ilkyaz altuğ
12. days
“Olmuyor deme! Yollar aç de. Yapamıyorum deme! Güç Kuvvet iste. İlla istiyorum deme! Hayırlısını ver de. Ruhum daralıyor deme! Kalbime genişlik ver de. Ümidim kalmadı deme! Güzel günlere kapı aç de.” (Allah'a Güven) İmam gazzali
IMDB puanına göre, Dünya'nın en iyi 25 dizisi: 1 Breaking Bad 2 Band of Brothers 3 Chernobyl 4 The Wire 5 Avatar: The Last Airbender 6 Game of Thrones 7 The Sopranos 8 Attack on Titan 9 Rick and Morty…devamıIMDB puanına göre, Dünya'nın en iyi 25 dizisi:
1 Breaking Bad
2 Band of Brothers
3 Chernobyl
4 The Wire
5 Avatar: The Last Airbender
6 Game of Thrones
7 The Sopranos
8 Attack on Titan
9 Rick and Morty
10 The Twilight Zone
11 Sherlock
12 Bleach: Thousand-Year Blood War
13 Fullmetal Alchemist: Brotherhood
14 Better Call Saul
15 The Office
16 Arcane
17 Firefly
18 Hunter x Hunter
19 Batman: Animated Series
20 Only Fools and Horses
21 Friends
22 Prison Break
23 How ı meet your mother
24 Doctor Who
25 True Detective
" özgürlüğün, insanın canının istediğini yapması demek olduğuna asla inanmadım, özgürlük daha çok yapmak istemediğini yapmamaktır. - jean-jacques rousseau, yalnız gezenin düşleri
yönetmeni 2015 te leonardo dicaprio’nun başrolde oynadığı the revenant filminin yöneten (bkz: alejandro gonzalez ınarritu) dur. film özelinde yönetmenin konuları ele alışı ve film atmosferi olarak (bkz: zeki demirkubuz) sinemasını anımsatıyor, sanat filmi olarak tanıtılsada mükemmel bir anlatımı konusu kurgusu…devamıyönetmeni 2015 te leonardo dicaprio’nun başrolde oynadığı the revenant filminin yöneten (bkz: alejandro gonzalez ınarritu) dur. film özelinde yönetmenin konuları ele alışı ve film atmosferi olarak (bkz: zeki demirkubuz) sinemasını anımsatıyor, sanat filmi olarak tanıtılsada mükemmel bir anlatımı konusu kurgusu oyunculukları olan her yaştan herkese bir şeyler katabilecek eğlenceli bir yapım ..
kesinlikle izleyin