"bir arada olmaktan nefret ettikleri ama yalnız kalmaktan da korktukları için insanlar telefon denilen bir alet kullanıyorlarmış." “ survivor” chuck palahniuk
çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını aramayı alışkanlık haline getirmiş milletler; evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar. mustafa kemal atatürk
hasan hüseyin (korkmazgil)'in bir şiiri var . temmuz bir oğlum olacak adı temmuz uykusuz korkusuz beter mi beter ben beynimi satarak yaşıyorum o benden de proleter karataşın göbeğinde aşk karataşın göbeğinde sevda bende bitmeyen kavga karataş çatladı çatlayacak onda yeniden…devamıhasan hüseyin (korkmazgil)'in bir şiiri var .
temmuz
bir oğlum olacak
adı temmuz
uykusuz korkusuz
beter mi beter
ben beynimi satarak yaşıyorum
o benden de proleter
karataşın göbeğinde aşk
karataşın göbeğinde sevda
bende bitmeyen kavga
karataş çatladı çatlayacak
onda yeniden başlayacak
bir oğlum olacak
adı temmuz
öfkede benden fırtına
sevgide deniz
“Ve Kuzu yedinci mühürü açınca göğü bir sessizlik bürüdü, bu yarım saat kadar sürdü. Ve yedi melek ellerindeki borazanı çalmaya hazırlandılar.” İncil’e ve Hristiyanlık inancına göre kıyametin kopması için ilk önce 7 mühür açılacak, açılan her bir mühür 7 borazanı…devamı“Ve Kuzu yedinci mühürü açınca göğü bir sessizlik bürüdü, bu yarım saat kadar sürdü. Ve yedi melek ellerindeki borazanı çalmaya hazırlandılar.” İncil’e ve Hristiyanlık inancına göre kıyametin kopması için ilk önce 7 mühür açılacak, açılan her bir mühür 7 borazanı çalmasını sağlayacak. 7 borazan ise 7 kaseyi harekete geçirecek. Sırayla açılan bu mühürlerin en sonuncusu yani yedincisi açıldığında ise büyük depremler olacak ve gökten kocaman taşlar yağacağı söyleniyor. Mühürleri açan kuzu ise saflığı ve temizliği ifade eder. İnanca göre kötülüğü ve dünyanın sonunu getirecek olan kuzudur. Kuzu aynı zamanda Hıristos’u yani Hz. İsa’yı temsil eder.
Ingmar Bergman’ın yönettiği 1957’de vizyona giren The Seventh Seal ise Orta Çağ’da halk arasında Kara Ölüm olarak adlandırılan vebanın kol gezdiği zamanlarda Haçlı Seferleri’nden dönen bir şövalye yanında yaveri/yamağı ile İsveç’e vardıktan sonra vebanın insanlarda nasıl izler bıraktığını görür. Şövalye isyan etmeye başlar. Şövalye Antonius Block’a göre Tanrı nasıl olur da böyle bir şeye izin verir. Ve Tanrı’nın varlığından şüphe duymaya başlar. Tam o esnada Ölüm ona ziyarete gelmiştir. Şövalye’nin Ölüm’e bir dakika dur demesine rağmen Ölüm ‘Hep öyle dersiniz. Ama ben süre tanımam.’ diye terslemiştir. Şövalye bu seferde Ölüm’e satranç oynamayı teklif eder. Ölüm şaşırtıcı derecede bunu kabul etmiştir. İnsan suretine bürünen Ölüm, insani duygular ile hareket ettiğini bu satranç oyunu ile göstermiştir. Kendini basite indirgeyip, gözünü hırs bürümesine izin vermiştir. Oyunu şövalye kazanırsa Tanrı’nın varlığına dair bilgi isteyecektir. Ölüm kazanırsa şövalyenin canını alacaktır.seventh seal birdunyafilm
Ölüm ile şövalye arasında oynanan satranç oyunu filmin bütün geneline yayılıyor. Şövalye Antonius yanına film boyunca arkadaşlar bulacaktır. Küçük bir akrobat grubu olan aile de şövalyeye kısa bir süreliğine eşlik eder. Şövalye onlar sayesinde güzel ve saf dünyanın hayalini kurmaya başlayacaktır.
Film toplumsal ve dinsel olmak üzere eleştiride bulunmaktadır. Haçlı Seferleri’ne çıkan bir şövalye ve yaveri savaşın gereksizliğinden bahsederler. Savaş onlar için zaman kaybından ve ölümden başka bir şey değildir. Bu yüzden The Seventh Seal anti- militarist bir görünüm çizmektedir.
İçimdeki Tanrı’yı neden öldüremiyorum?
The Seventh Seal, Antonius Block’un kendi içinde yaşadığı keşmekeşi diyaloglar ile seyirciye çok iyi aktarmaktadır. Papaz ile arasındaki konuşmada Tanrı’nın varlığı ile alakalı arka arkaya sorduğu soruların hiç birine cevap alamamaktadır. Antonius başladığı yere geri dönmüştür. İçinde doğup dışarıya taşan isyan tekrar içinde sonlanmıştır. İç huzuru bulmaya çalışan bir canlı için bu en kötü kısır döngüdür.
seventh seal 12birdunyafilmBabası rahip olan Ingmar Bergman için ise bu durum çok zordur. Tanrı’nın meskeninde büyüyen bir çocuk nasıl olurda bunca yıldır Tanrı’yı istediği gibi ulaşamaz. The Seventh Seal bu yüzden bana sorarsanız Bergman için çok özeldir. Bergman’a göre The Seventh Seal: Yedinci Mühür, serbestçe kullanılmış ortaçağ malzemeleriyle sunulan modern bir şiirdir. Filmimde Şövalye, bugünün askerinin savaştan dönmesi gibi, Haçlı Seferi’nden dönüyor. Orta Çağda insanlar vebadan ölesiye korkarlardı. Bugün de atom bombası korkusuyla yaşıyorlar. Film, teması hayli basit bir alegoridir: İnsan, onun ebedi Tanrı arayışı ve tek mutlaklık olarak ölüm.
The Seventh Seal, içinde Tanrı’nın varlığına dair şüphe duyanları ve içindeki Tanrı’yı bulmaya çalışanlar için daha çözümcü olmaktan ziyade daha fazla düğüm atan bir film. Aranılan cevaplar bu filmde karşımıza çıkmayacak. Aynı zamanda Ingmar Bergman’ın en etkilendiğim ve en farklı bulduğum filmi olmuştur The Seventh Seal.
Top 20 movies of 2020 20. apples Christopher nikou's first feature appeared as one of the surprise films that seasoned the 2020 cinema year. Director nikou, who also worked as an assistant director in the movie dogtooth (2009) with yorgos…devamıTop 20 movies of 2020
20. apples
Christopher nikou's first feature appeared as one of the surprise films that seasoned the 2020 cinema year. Director nikou, who also worked as an assistant director in the movie dogtooth (2009) with yorgos lanthimos, follows the tradition of Greek New Wave Cinema (greek weird wave) and also makes a very striking and successful movie that will be enjoyed The movie, which includes system criticism and makes the audience think all the time, ends in a feelingful place with a very personal acceptance. While the layers of memory, traumas and accidents open, we find ourselves re-remembering the turning points in our own lives. mila (apples) is also an important experience cinema in different respects.
19. the vast of night
The vast of night, which is also the first movie of Andrew Patterson, takes you on an uncanny and mysterious journey from this field in a radio theater tension, as it started on a basketball court and referenced by the movie with its tremendous camera workmanship. This journey contains many references to the myths of the 50s, the entrance of the movie itself is We were able to watch this movie, which was made for amazon prime video. With the sound, editing and cinematography quality in this small town thriller, it gives us great hope for Patterson's future, this wonderful small budget movie released from American independent cinema, I hope it will give birth to a forgotten genre from its ashes.
18. lovers rock
Lovers rock, the second film of steve mcqueen's small axe series, where minority caribbean communities in England focus on identity struggles and lives, is one of the most brisk and best works of this year. Believe me, it is not easy to explain the movie that blends love and music in a small world. The film, which turns to a house The feeling almost fascinates people. The progress of dialogue moments outside of music, the tension that comes with music and dance, love, lust fluently and without any decline, is the real trademark of lovers rock.
17. tenet
Tenet is like a sum of nolan movies: there are inspirations from inception to twisting time and moving the story to a different temporal layer, from interstellar to reach its own beginning without realizing it on the path the protagonist came out, and dunkirk in the last episode to take on the atmosphere of a war movie by almost changing genres. However
16. the woman who ran
Hong sang-soo's last feature film in 2020, the woman who ran, brought with it the "best director" award at the Berlin film festival, which took place at the end of last February. Its screening in Turkey was held at the filmekimi, which merged with the premieres of the 39th Istanbul film festival due to the pandemic. It took its place among A movie.
Establishing the narrative on the road is one of the starting points that literature and cinema love to use and resort to a lot. Being on the road, looking for the new, desiring; facing the old or maybe just being on the road. The road is the opposite of the house. It is pregnant with adventure, familiar and unknown.
This is where the story of the fleeing woman begins. With the arrival of our main character gam-hee's friend who lives far from the city, the door to his house. As a matter of fact, with the progress of the movie, other friend visits take place just like this. His acquaintance once again crosses paths paths with three people who have It is that they did not leave. He is one of the forgotten friends who has not been talked about for a long time. He is a familiar stranger. He who does not miss pleasure but does not give pleasure. This is a feeling of foreignness that spreads the dialogues between them and friends with all his strength. It is mentioned about house rent, the quality of meat, the designer The fugitive woman does not react. Even in her first confrontation with her friend, who married her ex-girlfriend years later.
Marriage, on the other hand, turns into a reality that blurs as it repeats it. It comes to mind that it can be the fiction of the character. It seems to provide the causality necessary to start this journey. It creates a bond of trust between neither with his friends nor with the audience. We do not empathize. We do not hear the sentence "how good That's why we find it. Reminds the audience that they are spectators. If looking at the lives of others is a passion, the movie theater will be the strongest image of this.
15. the invisible man
The invisible man, the third feature film directed by leigh whannell, the creator of the saw and insidious series, becomes one of the most ambitious works of his career. Although the movie may seem like a continuation of Hollywood's recent remake wave at first glance, it leaves this group thanks to whannel's adaptation of this familiar story to the present Whannel draws attention with its impressive use of horror and thriller elements. The director, who created an interesting sci-fi action mix with his previous movie upgrade, thus signals that he will be successful in the horror genre.
14. promising young woman
Promising young woman, promising young woman, manages to be one of the most remarkable films of the year thanks to the director's camilla parker bowles and emerald fennell, who is the screenwriter of killing eve, comedy, drama and thriller themes together with fresh ideas and carey mulligan's successful performance. In the movie, we accompany ca While literally creating a 'me too' era antihero in the movie, it reveals one of the most impressive performances of both his career and the year. Even the use of Britney spears' legendary song toxic is enough to make the movie one of the most memorable works of the year.
13. dick johnson is dead
I think those who believe in the healing, healing power of cinema and especially appreciate it will establish a special bond with dick johnson is dead. because kirsten johnson, known for the cameraperson, repeatedly shot and portrays the death of his own father with various scenarios.…
1. nomadland “buradan uzağa işte, buradan uzağa, hep uzağa buradan, ancak böylelikle hedefime ulaşabilirim.” kafka'nın yola çıkış adlı öyküsünde, yola çıkmak üzere olan bir adam varış güzergâhını hizmetkârına böyle tarif ediyor. yaşamın kendisini yerle olan bağından kopararak bitimsiz bir yolda…devamı1. nomadland
“buradan uzağa işte, buradan uzağa, hep uzağa buradan, ancak böylelikle hedefime ulaşabilirim.” kafka'nın yola çıkış adlı öyküsünde, yola çıkmak üzere olan bir adam varış güzergâhını hizmetkârına böyle tarif ediyor. yaşamın kendisini yerle olan bağından kopararak bitimsiz bir yolda olma hâline, arayış duraklarına dönüştüren güçlü bir tasvir. geride bırakmanın tek yolunun durmadan ileri gitmek olduğunu kendine her gün hatırlatan uzun bir yolculuk bu. bu dünya “bir yerden diğerine sürüklenenlerin, ne kaldıkları ne de gittikleri yere yerleşebilenlerin dünyası” diyor nurdan gürbilek ikinci hayat kitabında, chloé zhao'nun, altkültürler üzerine çalışan amerikalı gazeteci jessica bruder'ın aynı isimli kitabından uyarladığı nomadland filmi işte böyle bir dünyaya aralıyor kapılarını. her seferinde yeni duraklarla genişleyen, kendisinden başka bir varış noktası olmayan bir yola çıkarak ikinci bir hayatı bir akış hâlinde mümkün kılmaya çalışanların hikâyesini anlatıyor.
hem toronto film festivali hem de venedik film festivali'nde büyük ödüle ulaşan ilk film olma başarısını gösteren nomadland, frances mcdormand'ın kariyer zirvesine ulaşarak olağanüstü oyunculuğuyla hayat verdiği fern isimli bir kadının ekonomik krizin sebep olduğu işsizlik ve eşini kaybetmenin verdiği duygusal yıkımla baş edebilmek için karavanıyla amerika'nın batısına doğru yolculuğuna odaklanırken bir yol filminden fazlasına, çok katmanlı bir yersiz-yurtsuzluk dramasına dönüşüyor. 2008 yılındaki küresel krizin amerikan ekonomisinde bıraktığı tahribatın bir yansıması olarak fern'ün çalıştığı alçıtaşı fabrikasının kapanması ve akabinde yaşadığı yerden uzakta, karavanını evi belleyen bir prekarya olarak istikrarsız işlerde çalışmaya başlaması filmin hikâyesine güçlü bir politik arka plan tedarik etse de ismiyle müsemma nomadland filmi, göçebelerin diyarına etnografik bir bakış atarken aktüel-politik bir hat takip etmek yerine fern'ün kendini tanımladığı sözcüklerle, berduş yakıştırmasına karşılık gelen evsizlerin (homeless) değil, evi olmayanların (houseless), yani evlerini geride bırakanların yaşamla ve birbirleriyle kurdukları esnek ama bir o kadar da içten ilişkilenmeleri ön plana çıkarıyor.
amazon şirketindeki paketleme işinden de ayrıldıktan sonra karavanıyla yola revan olan fern'ü harekete geçiren asıl sebebin içinde bir çöl gibi büyüyen eşinin kaybıyla alakalı olduğunu sonradan öğreniyoruz. eşine karşı duyduğu ebedi sevgiyi, hiç çıkarmadığı yüzüğünde simgeleşen sadakatini ve pişmanlıklarını yanına alarak sürekli yolda olmanın, durmaksızın ileriye gitmenin iyileştirici gücüne kendini teslim ediyor fern. nihayet, uçsuz bucaksız düzlükler onu modern göçebelerin komün hâlinde yaşadığı bir karavan kampına çıkarıyor. buradaki insanlar da fern gibi maddi ya da manevi kayıplarla sınanmış, endüstriyelleşmenin yabancılaştırıcı doğasından koparak modern bir keşiş gibi kendine yeten bir gündelik yaşam ekonomisine yelken açmış insanlar. yönetmen chloé zhao, büyük beğeni toplayan the rider (2017) filminde de başvurduğu oyunculuk geçmişi olmayan insanlardan oluşan cast tercihini burada bir kez daha kullanarak, yeni filminde göçebe yaşam kültürünün ikonik bir figürü olan bob wells ve kampın diğer göçebe sakinlerine yer veriyor. zaman zaman belgesel estetiğinde çekilen kamp sahneleri akış hâlinde bir yaşamın mümkünlük sınırlarında dolanırken fern'ün göçebelerle yan yana geldiği her bir karşılaşma yaşama istencinin ve devam etme arzusunun karşılıklı öğrenmeye dönüştüğü bir bilgelik okulu işlevi görüyor. dayanışma duygusundan başka hiçbir şeyin kök salmadığı, gelenler ve gidenlerin döngüsünden oluşan bir toplamda, bir asamblaj gibi geçici bir araya gelişler ve kopuşlardan oluşan bir yersiz-yurtsuzluk evreninin içinde buluyor kendini fern. zhao'nun kadrajına yeni insanlar girip çıkıyor; fern'ü bazen biriyle sigarasını paylaşırken, bazen başka birinin sohbetine ortak olurken, bazense ötekinin işlerine yardım ederken buluyoruz. ancak çerçevenin dışına çıkanlar fern'ün hayatından da çıkıyor, hiçbiriyle yerleşik bir ilişki kurmadığına tanık oluyoruz. hatta karavan tesisinde tanışıp sonradan bir fast-food şirketinde çalışma arkadaşı da olan bir göçebenin davetlisi olarak gittiği çiftlik evinde, yatılı kalma teklifine karşın günün sonunda evden usulca ayrılıyor ve başka bir zamanda ve mekânda, yeniden başka insanlarla bir araya gelip dağılmak üzere karavanıyla tekrar yollara düşüyor. evinden bir kere koptuktan sonra hem mekânlara hem insanlara yerleşebilmesinin mümkün olmadığının bilincine vararak, yolda olmanın tüm kırılganlıklarına kendini açarak, vedaları ve başlangıçları yaşamın biricik gerçekliği kabul ederek yaşamayı öğreniyor. eşini kaybetmenin acısını sığdıramadığı evinden uzakta, eşinin hatırasını hep içinde taşıyarak yaşama itkisinin imkânlarını, ne olursa olsun son bir veda olmadığını, yolun sonunda mutlaka buluşulacağını öğreniyor fern.
chloé zhao'nun aramızdan ayrılmak zorunda kalanlara adadığı nomadland filmi, italyan besteci ludovico einaudi'nin büyüleyici piyano vuruşları eşliğinde şiirsel bir yolculuğa dönüşüyor.