silahla tehdit edildiğinde “demirden korksaydık trene binmezdik “diyerek silahın üstüne yürüyen bi milletin ferdi olarak izlemesi ve anlamlandırması zor bir film.
escape from new york (1981) / new york’tan kaçış amerika’nın geleceğinde, new york artık şehir değil, dev bir hapishanedir. suç oranlarının kontrolden çıkmasının ardından manhattan adası tamamen duvarlarla çevrilmiş ve içerideki herkes kendi kaderine terk edilmiştir. bir gün başkanın uçağı…devamıescape from new york (1981) / new york’tan kaçış
amerika’nın geleceğinde, new york artık şehir değil, dev bir hapishanedir.
suç oranlarının kontrolden çıkmasının ardından manhattan adası tamamen duvarlarla çevrilmiş ve içerideki herkes kendi kaderine terk edilmiştir. bir gün başkanın uçağı şehrin içine düşer. başkanın yanında, dünya barışını sağlayabilecek gizli bilgiler bulunmaktadır.
hükümetin elindeki tek seçenek ise eski özel kuvvetler askeri ve suçlu snake plissken’dir.
kurt russell’ın canlandırdığı snake, klasik aksiyon kahramanlarından farklıdır. dünyayı kurtarmak gibi bir derdi yoktur. kahraman olmak istemez, devlete güvenmez ve mümkün olduğunca az konuşur. tek amacı bu cehennemden çıkıp özgürlüğüne kavuşmaktır.
john carpenter’ın yönettiği film, düşük bütçesine rağmen karanlık atmosferi, distopik dünyası ve unutulmaz ana karakteriyle bilimkurgu aksiyon sinemasının kült yapımlarından biri hâline geldi.
snake plissken karakteri; daha sonra birçok anti-kahraman aksiyon karakterine ilham veren, soğuk, umursamaz ve karizmatik bir figürdür.
escape from l.a., mad max, the running man ve 1997: escape from new york tarzı distopik aksiyonları sevenler için mutlaka izlenmesi gereken bir klasik.
kurt russell’ın göz bandı, john carpenter’ın karanlık atmosferi ve “başkanı kurtar ama devlete güvenme” fikri.
80’ler sinemasının en karizmatik distopyalarından biri.
escape from l.a. (1996) / los angeles’tan kaçış snake plissken geri dönüyor. ilk filmde new york’u dev bir hapishaneye çeviren john carpenter, bu kez gözünü los angeles’a dikiyor. büyük bir deprem sonrası ana karadan kopan şehir, yeniden suçluların ve sürgünlerin…devamıescape from l.a. (1996) / los angeles’tan kaçış
snake plissken geri dönüyor.
ilk filmde new york’u dev bir hapishaneye çeviren john carpenter, bu kez gözünü los angeles’a dikiyor. büyük bir deprem sonrası ana karadan kopan şehir, yeniden suçluların ve sürgünlerin gönderildiği dev bir hapishaneye dönüştürülmüş durumda.
yıllar sonra snake plissken yine hükümetin istemediği bir görev için zorla sahaya sürülüyor. bu kez başkanın kızı, dünyanın en tehlikeli silahını çalarak los angeles’a kaçıyor. snake’in görevi ise hem onu bulmak hem de çalınan silahı geri getirmek.
kurt russell, snake plissken karakterinin umursamaz, alaycı ve karizmatik tavrını bu filmde de koruyor. ancak ilk filmin karanlık ve ciddi atmosferinin yerini daha absürt, çizgi romanvari ve eğlenceli bir ton alıyor.
film; sörf çeteleri, devasa hapishane şehir, çılgın bilim insanları ve absürt aksiyon sahneleriyle ilk filmin distopik dünyasını daha da uç noktalara taşıyor.
ilk film kadar kült bir statüye ulaşamasa da, escape from l.a. john carpenter’ın kendine has kara mizahını ve sistem eleştirisini daha açık biçimde kullandığı eğlenceli bir devam filmi.
snake plissken geri dönüyor; bu kez new york’tan değil, depremle kıtadan kopmuş los angeles’tan kaçmaya çalışıyor.
Bu filmi izlemediysen çok şey kaçırmışsındır !!
****Leslie Bibb **** İntihar edenlerin (ölenler) dünyasında uyanan kahramanımız distopik kara kasvetli bir bilardo cafede çalışmaya başlar zorunlu olarak , intiharına sebeb olan eski sevgilisinin de bu dünyaya (yada öbür dünyaya) geldiğini öğrenir ve onu bulmak için yola koyulur birde…devamı****Leslie Bibb **** İntihar edenlerin (ölenler) dünyasında uyanan kahramanımız distopik kara kasvetli bir bilardo cafede çalışmaya başlar zorunlu olarak , intiharına sebeb olan eski sevgilisinin de bu dünyaya (yada öbür dünyaya) geldiğini öğrenir ve onu bulmak için yola koyulur birde arkadaşı vardır yolları bildiğini idda eden maceralar mucizeler yollar ve umut … yeterr da izleyin . Çok. Çokkk çokk güzelll
“intihar ettikten sonra bile hayatın devam ettiği bir evrende geçen, absürt ama garip şekilde iç ısıtan bir aşk hikayesi.”
klasik romantik film değil. hatta romantik komedi hiç değil. daha çok “hayatın dibi diye düşündüğün yerin bile bir altı varmış” dedirten, kara mizahın içine sarılmış bir yol filmi.
baş karakter zia, sevgilisi tarafından terk edilince bileklerini kesip intihar ediyor. ama olay burada bitmiyor; aksine başlıyor. gözünü açtığı yer, yaşayan dünyaya benzeyen ama daha soluk, daha umutsuz, daha “anlamsız” bir versiyon. renkler bile isteksiz gibi. kimse mutlu değil, kimse tam ölü de değil. tam arada kalmış bir varoluş.
bu evrende intihar edenlerin gittiği yerin bile sıkıcı olması fikri başlı başına tokat gibi:
“kaçış yok. yanlış kapıyı seçtin, yine buradasın.”
zia’nın hikayesi ise burada devreye giriyor:
eski sevgilisinin de intihar ettiğini öğrenince onu bulmak için yola çıkıyor. yanında tuhaf karakterler:
* sürekli “mucize yok” diyen ama içten içe umut arayan rus kökenli eugene
* kendini yanlışlıkla ölü sanan, hafif manyak ama sempatik mikal
film burada klasik bir “yol hikayesi + aşk arayışı” formuna giriyor ama tonu hiç değişmiyor: hep melankolik, hep hafif ironik, hep “bir şey eksik” hissiyle.
en güzel tarafı şu:
film intiharı romantize etmiyor. tam tersine, “oraya da gitsen bir şey değişmeyecek” diyor.
umutsuzluğun bile bir rutine dönüştüğü bir dünya kuruyor.
aşk kısmı da klasik değil:
büyük jestler, dramatik sahneler yok. daha çok iki kırık insanın birbirine tutunma çabası.
“tam iyileşmeden sevebilir misin?” sorusu.
görsel olarak sade, hatta kasıtlı olarak sıkıcı. çünkü dünya da öyle:
— güneş var ama ısıtmıyor
— insanlar var ama bağ kurmuyor
— hayat var ama yaşanmıyor
soundtrack ayrı bir olay:
özellikle Gogol Bordello dokunuşları filmin ruhunu taşıyor. hafif çingene punk, hafif kaos, tam film gibi.
Benim anlamadığım ;
— intihar sonrası dünya = daha kötü bir dünya
— aşk = kurtuluş değil ama dayanma sebebi
— umut = en beklenmedik yerde çıkan küçük bir arıza
final hissi:
film sana şunu bırakıyor:
“belki de sorun hayatın kendisi değil, senin ona bakışındı.”
ve en kritik nokta:
ölerek kaçamıyorsan, belki de yaşamayı öğrenmek zorundasın.
kapanış..
intihar temalı olup da bu kadar “yaşamayı hatırlatan” nadir filmlerden.
depresif değil, dürüst.
romantik değil, gerçek.
"dünyalılardan tiskiniyorum" komutan logar'ın kendisinin iki alt versiyon prototipi olan dedesinin iç anadolu'da tecavüze uğramasından bahsettikten sonra kullandığı cümle.