tüm insanlar tek bir anne dna atasına sahiptir. "mitokondriyal havva" 150.000-200.000 yıl önce afrika'da yaşamıştır. yalnız değildi, sadece anne-çocuk soyu hayatta kalan tek kişiydi. mitokondriyal havva mevzusu, “hepimiz tek kadından geliyoruz kanka” diye anlatılınca kulağa baya mistik geliyor ama olay…devamıtüm insanlar tek bir anne dna atasına sahiptir.
"mitokondriyal havva" 150.000-200.000 yıl önce afrika'da yaşamıştır.
yalnız değildi, sadece anne-çocuk soyu hayatta kalan tek kişiydi.
mitokondriyal havva mevzusu, “hepimiz tek kadından geliyoruz kanka” diye anlatılınca kulağa baya mistik geliyor ama olay aslında baya matematik + istatistik.
şimdi şöyle;
— evet, herkesin anneden gelen dna'sı tek bir kadına bağlanıyor
— hayır, bu kadın ilk insan değil
— hayır, o dönem tek kadın da değil
olay şu:
zamanında bir sürü kadın var. ama nesiller geçtikçe bazılarının soy zinciri kırılıyor. nasıl?
— sadece oğlu oluyor › anne hattı biter
— kızı oluyor ama onun kızı olmuyor › yine biter
— bir yerde zincir kopuyor yani
ama bir kadının hattı var ki…
hiç kesilmiyor. kız › kız › kız diye bugüne kadar geliyor.
biz de o zincirin içindeyiz.
yani mevzu “en özel kadın” değil,
en şanslı soy hattı.
bir nevi insanlık tarihi:
“survivor ama dna versiyonu”
en güçlü değil,
en uzun süre kesilmeyen kazanıyor.
bir de işin ironik kısmı:
aynı dönemde yaşayan diğer kadınların torunları bugün hâlâ aramızda olabilir… ama o “anne hattı” kısmı yok. yani genetik olarak varsın, ama o özel hat üzerinden değilsin.
bu kavram aslında şunu gösteriyor:
insanlık tarihi, “en güçlü olanın değil”,
en kesintisiz devam edebilen soyun hikayesidir.
yani evrimsel başarı = güç değil › süreklilik.
Spoiler içeriyor
ejder kalesi (1973) / enter the dragon Enter the Dragon bruce lee’nin en “ikonik” filmi. hem dövüş filmi, hem casusluk, hem de biraz turnuva hikâyesi. ama aslında hepsinin altında tek bir şey var: kontrol. lee karakteri bir görevle adaya gidiyor.…devamıejder kalesi (1973) / enter the dragon
Enter the Dragon
bruce lee’nin en “ikonik” filmi. hem dövüş filmi, hem casusluk, hem de biraz turnuva hikâyesi. ama aslında hepsinin altında tek bir şey var: kontrol.
lee karakteri bir görevle adaya gidiyor. han’ın düzenlediği turnuva var ama bu sadece vitrin. arka planda suç, uyuşturucu, güç dengesi. yani dövüş sahneleri sadece gösteri değil, bir şeylerin üstünü örten perde.
“düşünme… hisset.”
filmdeki en önemli şey bu zaten. bruce lee’nin felsefesi. dövüş teknikten çok zihin meselesi.
john saxon ve jim kelly ile üçlü yapı kuruluyor.
biri para için, biri onur için, biri görev için orada.
ama en net olan lee: ne yaptığını biliyor.
ayna odası sahnesi var. final.
han ile yüzleşme.
kırılan aynalar, çoğalan görüntüler…
düşman sadece dışarıda değil, içeride de.
“yanılsamayı kır.”
bu sahne sadece dövüş değil, direkt metafor.
dövüş sahneleri sade ama etkili.
abartı yok, hız var, netlik var.
bruce lee’nin her hareketi kontrollü.
nunchaku sahneleri, eğitim anları…
hepsi gösterişsiz ama akılda kalıcı.
film aynı zamanda doğu-batı karışımı.
hong kong sineması + hollywood birleşimi.
o yüzden bu kadar büyüdü zaten.
kısaca:
— turnuva filmi gibi başlar, casusluk filmine döner
— bruce lee → fiziksel güç + zihinsel kontrol
— aksiyon net, hızlı, süssüz
— final sahnesi → sinema tarihi
film şunu söylüyor:
güç kaslarda değil…
zihni kontrol edebilmekte.
en büyük benim (1972) yada öfkenin yumruğu / fist of fury bruce lee’nin “ben buradayım” dediği film. ama bunu lafla değil, direkt yumrukla söylüyor. klasik dövüş filmi gibi başlıyor: usta ölmüş, öğrenci geri dönmüş. ama olay çok hızlı kişisel bir…devamıen büyük benim (1972) yada öfkenin yumruğu / fist of fury
bruce lee’nin “ben buradayım” dediği film. ama bunu lafla değil, direkt yumrukla söylüyor. klasik dövüş filmi gibi başlıyor: usta ölmüş, öğrenci geri dönmüş. ama olay çok hızlı kişisel bir şeye dönüşüyor.
chen zhen karakteri sabırlı biri değil. zaten film de sabrı ödüllendirmiyor. japon dojo sahnesi var, herkesin bildiği o sahne. aşağılanma, hakaret, “hasta adam” muhabbeti… ve sonra bruce lee’nin bakışı değişiyor. orada film ton değiştiriyor. artık mesele dövüş değil, onur meselesi.
“biz hasta değiliz.”
bu replik aslında bütün filmi özetliyor. sonrası zaten geri dönüşsüz. karakter kontrol etmeye çalışıyor kendini ama edemiyor. her sahnede biraz daha sertleşiyor, biraz daha yalnızlaşıyor. klasik kahraman gibi değil; daha çok kendi öfkesiyle hareket eden biri.
dövüş sahneleri bugünün koreografisi gibi değil. daha ham, daha gerçek. bruce lee’nin hızını ve fiziksel kontrolünü direkt hissediyorsun. nunchaku sahnesi zaten ayrı bir olay. sadece dövüş değil, gösteri gibi ama abartı değil.
film aslında basit bir intikam hikâyesi ama alt metni baya net: aşağılanmaya karşı duruş. o yüzden sadece aksiyon değil, biraz da politik.
final sahnesi ise tam bruce lee kafası. kaçış yok, çözüm yok. adam zıplıyor ve film bitiyor. yarım kalmış gibi ama aslında tam olması gerektiği yerde kesiliyor.
kısaca:
bruce lee’nin en “öfke dolu” filmi. dövüşten çok duruş izliyorsun.
mesele kazanmak değil… geri adım atmamak.
Spoiler içeriyor
Mavi Gece (2015), basit bir komedi fikrinden çok daha fazlasını sunuyor; beden değişimi üzerinden insanın kimlik, önyargı ve empatiyle hesaplaşmasını anlatıyor. Emel, disiplinli ve kontrolcü doktor kimliğiyle yaşamın her alanını düzenlemeye çalışırken, Zekî’nin doğallığı ve spontane yaşam tarzı onun tüm…devamıMavi Gece (2015), basit bir komedi fikrinden çok daha fazlasını sunuyor; beden değişimi üzerinden insanın kimlik, önyargı ve empatiyle hesaplaşmasını anlatıyor. Emel, disiplinli ve kontrolcü doktor kimliğiyle yaşamın her alanını düzenlemeye çalışırken, Zekî’nin doğallığı ve spontane yaşam tarzı onun tüm planlarını altüst ediyor. Bir gecelik talihsiz olay, ikisini de kendi sınırlarıyla yüzleştiriyor; film burada hem komediyi hem dramı bir araya getiriyor. Repliklerde saklı felsefi dokunuşlar, “İnsan sadece bedeniyle yaşadığını sanır, aslında zihniyle sınanır” veya “Başkasının hayatını yaşamak kadar zor bir şey yoktur” gibi, karakterlerin içsel dönüşümünü güçlendiriyor. Ritmi zaman zaman sekteye uğrasa da, karakterlerin psikolojik sorgulaması ve mizah-dram dengesi, Mavi Gece’yi sadece güldüren değil düşündüren bir deneyim hâline getiriyor.
Zıtlık felsefesi "kibir, insanın kendini olduğundan büyük sanması değil; başkalarını küçük görmesidir.” `lev tolstoy` & “kendini haklı görmek, gerçeği aramayı bırakmaktır.” `john stuart mill` “kibirli insan, hatasını kabul etmek yerine gerçeği çarpıtır.” `baruch spinoza` & “en boş insan, kendini en…devamıZıtlık felsefesi
"kibir, insanın kendini olduğundan büyük sanması değil; başkalarını küçük görmesidir.”
`lev tolstoy`
&
“kendini haklı görmek, gerçeği aramayı bırakmaktır.”
`john stuart mill`
“kibirli insan, hatasını kabul etmek yerine gerçeği çarpıtır.”
`baruch spinoza`
&
“en boş insan, kendini en dolu sanandır.”
`william shakespeare`
“kibir, aklın değil egonun konuşmasıdır.”
`arthur schopenhauer`
&
“insan kendine hayran oldukça, hakikatten uzaklaşır.”
`blaise pascal`
“kibirli kişi, eleştiriyi düşmanlık zanneder.”
`francis bacon`
&
“kendini kusursuz sanan, en büyük kusurun sahibidir.”
`immanuel kant`
“kibir, insanın kendini tanımamasının en açık kanıtıdır.”
`michel de montaigne`
&
“gerçeğe kapalı olanın tek açık kapısı egosudur.”
`friedrich nietzsche`
“tevazu, insanı yükseltir.”
hz. ali
&
“yükselmek için önce kendini göstermen gerekir.”
`niccolò machiavelli`
“kendini övme, bırak seni başkaları övsün.”
`konfüçyüs`
&
“kendini anlatmazsan, kimse seni anlatmaz.”
`oscar wilde`
“az konuşmak, çok bilmenin işaretidir.”
`sokrates`
&
“konuşmayanın ne bildiğini kimse merak etmez.”
`mark twain`
“tevazu, kalbi temizler.”
`imam gazali`
&
“dünya, temiz kalplilerden çok güçlü olanları ödüllendirir.”
`napoleon bonaparte`
“kendini bilmek en büyük erdemdir.”
`thales`
&
“kendini bilen değil, kendini kabul ettiren kazanır.”
`friedrich nietzsche`
“alçalan gönül, yükselir.”
`yunus emre`
&
“alçalan, çoğu zaman ezilir.”
`george orwell`
“hata kabul etmek büyüklüktür.”
`marcus aurelius`
&
“hata kabul eden, zayıf görünür.”
`julius caesar`
“kendini geri plana koymak erdemdir.”
`lao tzu`
&
“geri planda kalan, oyunun dışında kalır.”
`winston churchill`
“tevazu, insanı insan yapar.”
`mevlânâ celâleddîn-i rûmî`
&
“insanları yöneten şey çoğu zaman tevazu değil, güçtür.”
`thomas hobbes`
“tevazu, insanı saygı kazanır kılar.”
`imam gazali`
&
“saygıyı kazanan çoğu zaman güçlü olan, tevazu gösteren değil.”
`niccolò machiavelli`
“alçakgönüllülük, insanın değerini artırır.”
`mevlânâ celâleddîn-i rûmî`
&
“alçakgönüllü olmak, başkalarının üstüne basılmanı kolaylaştırır.”
`napoleon bonaparte`
“bilmediğini bilmek akıllılıktır.”
`sokrates`
&
“bilmediğini söyleyen, fırsatları kaçırır.”
`ayn rand`
“kendini geri çekmek, olgunluktur.”
`lao tzu`
&
“geri çekilen sahneden silinir, lider olamaz.”
`julius caesar`
“sessizlik bazen güçtür.”
`seneca`
&
“sessiz kalan, haksızlığa sessiz kalır ve ezilir.”
`winston churchill`
“tevazu, insanı yüceltir.”
hz. ali
&
“yücelmek için önce kendini göstermek gerekir.”
niccolò machiavelli
“kendini küçük gör ki öğrenebilesin.”
`marcus aurelius`
&
“kendini küçük gören, fırsatları kaçırır ve başkaları tarafından ezilir.”
`napoleon bonaparte`
“haklı olsan bile alçakgönüllü ol.”
`fudayl b. iyaz`
&
“haklıysan, hakkını savunmazsan seni kimse dikkate almaz.”
`julius caesar`
“lider, sessiz kalarak güç gösterir.”
`sun tzu`
&
“sessiz kalan, yönetemez; gücü konuşmakla kanıtlamalıdır.”
`napoleon bonaparte`
“adil lider, halkını dinler.”
`marcus aurelius`
&
“dinlemek zaman kaybıdır; güçlü lider karar verir.”
`niccolò machiavelli`
“bilgi paylaştıkça çoğalır.”
`albert einstein`
&
“bilgi saklayan, her zaman önde olur.”
`sun tzu`
“hata yapmak öğrenmenin bir parçasıdır.”
`john dewey`
&
“hata yapan, her zaman geride kalır.”
`napoleon bonaparte`
`cesaret ve korku`
“cesur insan, korkusunu kabul eder.”
`nelson mandela`
&
“korkuyu göstermeyen kazanır, cesur görünmek yetmez.”
`julius caesar`
“korkuyu kabul etmek, bilgeliktir.”
`seneca`
&
“korkuyu kabul eden, saldırganlar tarafından ezilir.”
`napoleon bonaparte`
“para mutluluğu satın almaz.”
`aristoteles`
&
“mutluluk, paranın güveni ve özgürlüğüdür.”
`adam smith`
“cömertlik ruhu yüceltir.”
`plato`
&
“cömertlik, aç gözlülere fırsat verir.”
`niccolò machiavelli`
“gerçek aşk, fedakârlık ister.”
`khalil gibran`
&
“fedakârlık, çoğu zaman tek taraflıdır ve sevgiyi öldürür.”
`oscar wilde`
“aşk, kalbin rehberidir.”
`rumi`
&
“kalp, akılsızsa, aşk sadece yıkımdır.”
`friedrich nietzsche`
`bilgelik ve cehalet`
“bilge, sözünü ölçer.”
`confucius`
&
“sözünü ölçmeyen, ancak korkusuzsa güçlüdür.”
`julius caesar`
“cehalet, insanı aciz bırakır.”
`socrates`
&
“cehalet, bazıları için özgürlüktür.”
`jean-jacques rousseau`
“halkını dinleyen lider, gerçek güç kazanır.”
`marcus aurelius`
&
“halkı dinlemeyen, ama sonuç alabilen lider güçlüdür.”
`napoleon bonaparte`
“adalet, güçlülerin elinde bile önemlidir.”
`plato`
&
“güç, adaleti ezmenin yoludur.”
`niccolò machiavelli`
“korkuyu kabul etmek erdemdir.”
`seneca`
&
“korkuyu göstermeyen hayatta kalır.”
`sun tzu`
“cesur insan, başkalarının sözlerinden korkmaz.”
`nelson mandela`
&
“sözlerden korkmayan, bazen kendi sonunu hazırlar.”
`julius caesar`
“para mutluluğu satın almaz.”
`aristoteles`
&
“para olmadan mutluluk çok zor bulunur.”
`adam smith`
“cömertlik ruhu yüceltir.”
`plato`
&
“cömertlik, çoğu zaman aptallığı besler.”
`niccolò machiavelli`
“özgürlük, sorumlulukla gelir.”
`jean-jacques rousseau`
&
“sorumluluk, özgürlüğü sınırlar; sınır yoksa daha çok kazanırsın.”
`niccolò machiavelli`
“kendi kararlarını vermek özgürlüktür.”
`john locke`
&
“kararları başkalarına bırakmamak bazen tehlikelidir.”
`sun tzu`
“akıl, insanı hatalardan korur.”
aristoteles
&
“akıl, bazı zamanlarda cesareti öldürür.”
friedrich nietzsche
“bilgelik sessizlikle gelir.”
`lao tzu`
&
“sessizlik, fırsatları kaçırmana yol açar.”
`julius caesar`
“inanç, insanı güçlü kılar.”
`imam ali`
&
“inanç, bazen insanı kör eder.”
`voltaire`
“şüphe, aklı korur.”
`michel de montaigne`
&
“aşırı şüphe, eylemsizliğe yol açar.”
`napoleon bonaparte`
“başarısızlık, öğreticidir.”
`thomas edison`
`&`
“başarısızlık, kaybın ta kendisidir.”
`napoleon bonaparte`
“başarı, sabırla gelir.”
`confucius`
&
“sabır, bazen fırsatı kaçırmana neden olur.”
`julius caesar`
“zaman, en değerli hazinedir.”
`benjamin franklin`
&
“zaman, risk almadan hiçbir şeyi değiştirmez.”
`sun tzu`
“hayat kısa, değerini bil.”
`seneca`
&
“hayat kısa, güçlü olanın keyfi uzun sürer.”
`napoleon bonaparte`
“irade, başarıyı getirir.”
`aristoteles`
&
“disiplinsiz güç, hızlı ve kazançlıdır.”
napoleon bonaparte
“kendi kendini kontrol etmek erdemdir.”
`seneca`
&
“kontrol, bazen fırsatları kaçırmana yol açar.”
`sun tzu`
“özgüven, insana güç verir.”
`marcus aurelius`
&
“özgüven fazla olursa, kibir olur ve kaybettirir.”
`friedrich nietzsche`
“kibir, hataları gizler.”
`voltaire`
&
“kibirli olmayan, bazen gözden kaybolur.”
`julius caesar`
“adalet, toplumun temelidir.”
`plato`
&
“toplumun kuralları güçlülerin çıkarına hizmet eder.”
`niccolò machiavelli`
“herkes eşit olmalı.”
`jean-jacques rousseau`
&
“eşitlik, çoğu zaman başarısızlığa yol açar.”
`napoleon bonaparte`
“gerçek, her zaman ortaya çıkar.”
`galileo galilei`
&
“gerçek, çoğu zaman güç tarafından bastırılır.”
`niccolò machiavelli`
“bilim, insanı özgürleştirir.”
`albert einstein`
&
“bilim, yanlış kullanılırsa kontrolü kaybettirir.”
`julius caesar`
“hedefler, yön gösterir.”
`confucius`
&
“hedefleri yüksek tutmak, çoğu zaman hayal kırıklığıdır.”
`napoleon bonaparte`
“azim, her engeli aşar.”
`thomas edison`
&
“azim, bazen zaman kaybıdır; fırsatlar kaybolur.”
`sun tzu`
“`yüzüklerin efendisi`” üçlemesinin devam filmi duyuruldu. -— filmin ismi “yüzüklerin efendisi: geçmişin gölgeleri” olacak. — `frodo`'nun ayrılışının üzerinden geçen 14 yılın ardından; `sam`, `merry` ve `pippin`'in ilk maceralarının izini sürmek üzere eski yollara dönmesini konu alıyor. bokunu çıkarmak diyince hollywood.
Yıkım Ekibi (2026) / The Wrecking Crew Film baştan tonunu belli ediyor: ciddiye alınmak istemiyor. Aksiyon var ama ağırlığı yok, komedi var ama salmıyor. Hikâye basit: iki zıt karakter bir araya geliyor, istemeden ortak oluyorlar, sonra işler büyüyor. Jason Momoa…devamıYıkım Ekibi (2026) / The Wrecking Crew
Film baştan tonunu belli ediyor: ciddiye alınmak istemiyor. Aksiyon var ama ağırlığı yok, komedi var ama salmıyor.
Hikâye basit: iki zıt karakter bir araya geliyor, istemeden ortak oluyorlar, sonra işler büyüyor.
Jason Momoa → kaba kuvvet, rahat, umursamaz
Dave Bautista → daha kontrollü, daha ciddi ama o da absürt durumların içinde
İkisi yan yana gelince film çalışıyor. Çünkü biri kaos, diğeri düzen. Ve ikisi de o düzeni koruyamıyor.
“Plan varsa, zaten yanlış gidiyoruzdur.”
Filmde olaydan çok durum komedisi var. Yanlış anlaşılmalar, saçma planlar, kontrolden çıkan sahneler.
Aksiyon sahneleri büyük ama gerçekçi değil; daha çok tempo için. Hikâye derin değil ama derin olmaya çalışmıyor.
Fast & Furious’un dalga geçen bir versiyonu
Buddy cop türü ama gevşek
Aksiyon ve komedi dengesi
Karakterler:
#Momoa → “Ben hallederim” deyip işleri batıran tip
#Bautista → “Plan yapalım” deyip daha beter yapan tip
İkisi de doğru değil, bu yüzden eğlenceli.
Film izlerken analiz yapılacak bir şey yok. Otur, aç, akışına bırak. Çok şey vaat etmiyor ama verdiğini geri almıyor.
Kısa yorum:
- Kafa yormaz
- Tempo düşmez
-Karakterler derin değil ama uyumlu
-Aksiyon ve eğlence bir arada
Film sana şunu bırakıyor: her işi planlamak zorunda değilsin, bazen kaos daha iyi çalışır.
Spoiler içeriyor
kızıl serçe (2018) / red sparrow soğuk savaş yok ama ruhu hâlâ ortada. modern casusluk filmi gibi başlıyor ama aslında casusluktan çok kontrol, beden ve manipülasyon üzerine kurulu. dominika (jennifer lawrence) bir balerin. sahneyle açılıyor film. disiplin, estetik, kontrol. sonra…devamıkızıl serçe (2018) / red sparrow
soğuk savaş yok ama ruhu hâlâ ortada. modern casusluk filmi gibi başlıyor ama aslında casusluktan çok kontrol, beden ve manipülasyon üzerine kurulu.
dominika (jennifer lawrence) bir balerin. sahneyle açılıyor film. disiplin, estetik, kontrol. sonra tek bir sakatlıkla her şey bitiyor. sistem seni yükselttiği gibi bir anda kenara atıyor.
işte film burada başlıyor.
devlet ona seçenek sunmuyor.
ya yok olacaksın ya da dönüşeceksin.
sparrow okulu dediği yer, filmin en rahatsız edici kısmı.
burada ajan yetiştirilmiyor sadece — insanlar kırılıyor.
beden bir silaha dönüştürülüyor.
“zayıflık bir seçimdir.”
dominika burada klasik ajan olmuyor.
silah kullanmıyor, kovalamaca yapmıyor.
insanları okuyor. zaaflarını buluyor. oradan giriyor.
film ağır ilerliyor. aksiyon az.
ama gerilim sürekli altta.
çünkü herkes bir şey saklıyor.
joel edgerton’ın karakteriyle olan ilişki de net değil.
aşk mı, oyun mu, görev mi — hiçbir zaman tam emin olamıyorsun.
en iyi tarafı şu:
dominika hiçbir zaman tamamen “iyi” olmuyor.
ama kötü de değil.
hep gri.
“herkes bir şey ister… mesele onu ne kadar istediği.”
finalde aslında kim kimi kullandı sorusu kalıyor.
ve cevap net değil.
Bir şeyi özel kılan kusurlarıdır.
-şans diye bir şey yoktur …
Babam 43 yaşında içkiden ölünce hiç bir şeyim kalmadı ama şimdi bu oteli içindekileriye satın alabilirim sence bu şans mı?
İnsanlar yapboz gibidir , kaybolan parçasını verdin mi vazgeçilmez olursun
Jennifer lawrence ‘nin tüm güzelliğini sergilediği kızıl serçe kayıtlara geçmiştir.
Spoiler içeriyor
Red Sonja Klasik barbar hikâyesi gibi başlıyor ama ton biraz daha modern. Daha kirli, daha sert, ama aynı zamanda biraz daha karakter odaklı. Film açılışı direkt travma. Küçük bir kız, yakılan bir hayat, kaçış. Sonra zaman atlar ve o kız…devamıRed Sonja
Klasik barbar hikâyesi gibi başlıyor ama ton biraz daha modern.
Daha kirli, daha sert, ama aynı zamanda biraz daha karakter odaklı.
Film açılışı direkt travma.
Küçük bir kız, yakılan bir hayat, kaçış.
Sonra zaman atlar ve o kız artık bir savaşçı.
Sonja (Matilda Lutz) burada klasik “yenilmez kahraman” değil.
Daha çok hayatta kalmayı öğrenmiş biri.
Sert ama kırılmış.
Hikâyenin ortasında yakalanma kısmı var.
Zincirleniyor. Dövüştürülüyor.
Gladyatör arenası vibe’ı.
“Özgürlük verilmez… alınır.”
Burada film tempo kazanıyor.
Arena sahneleri, yaratık dövüşleri, kirli yakın planlar.
- Sonja yalnız, güvensiz ama savaşmayı bilen
—Dragan (Robert Sheehan) klasik tiran ama biraz daha teatral
Annisia (Wallis Day) sadece kötü değil, iç çatışması olan antagonist
Kötüler sadece “kötü” değil.
Ama derinlikleri çok fazla açılmıyor, daha çok işlevsel.
Bu film aslında üç parçaya ayrılıyor:
1. Travma ve doğuş
2. Kölelik ve hayatta kalma
3. İsyan ve karşılık verme
Ama en güçlü kısmı ortası.
Arena sahneleri ve hayatta kalma hissi.
Atmosfer çok iyidi.
- Çamur, kan, metal
-CGI var ama her şey dijital hissettirmiyor
- Karanlık ama tamamen ağır değil
Eski 80’ler barbar filmlerine selam var
ama tamamen o vibe değil.
Bu film “epik başyapıt” değil.
Ama tamamen boş da değil.
Daha çok:
izlemesi rahat, karanlık tonlu,
biraz sert, biraz da klasik aksiyon.
-- Karakter var ama çok derin değil
- Aksiyon var ama Fury Road gibi uçuk değil
-
Dünya var ama çok geniş hissettirmiyor
Ama en önemlisi:
Sonja karakteri “ikon” olmaya çalışıyor
ama henüz tam efsaneleşmiş değil.
Bir barbar Conan. Değil Roma havasını da değil.10 /6