tek mekanlık bol diyaloglu tanrıya dava açan insnaların kötülük problemini, acının var oluşunu, yahudilerin tanrıyla yaptığı antlaşmayı sorgulamaları üzerine çok beğendiğim bir film oldu.
"Biz bir insandan nefret ettiğimizde, kendi içimizde yuvalanıp bu insanın görüntüsüyle karşımıza çıkan birinden nefret ederiz. Bizim kendi içimizde olmayan şey, bizi kızdırmaz. Dışımızda gördüğümüz şeyler, dedi Pistorius alçak sesle, “içimizdekilerin aynısıdır. İçimizdekinin dışında başka bir gerçek yoktur. İnsanların çoğunun…devamı"Biz bir insandan nefret ettiğimizde, kendi içimizde yuvalanıp bu insanın görüntüsüyle karşımıza çıkan birinden nefret ederiz. Bizim kendi içimizde olmayan şey, bizi kızdırmaz.
Dışımızda gördüğümüz şeyler, dedi Pistorius alçak sesle, “içimizdekilerin aynısıdır. İçimizdekinin dışında başka bir gerçek yoktur. İnsanların çoğunun gerçeğe bu kadar aykırı bir yaşam sürmesinin nedeni, kendileri dışındaki görüntüleri gerçek saymaları, içlerindeki dünyaya ise asla söz hakkı tanımamalarıdır. Evet, bu mutlu kılabilir insanı. Ama insan bir kez işin bilincine vardığında, çoğunluğun izlediği yolu seçmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Dostum Sinclair, çoğunluğun izlediği yol kolaydır, bizimkisi ise zor. Gidelim haydi!"
vicdan azabı, pişmanlık, hukuk ve din eleştirileri... akıcı bir kitaptı. bazen sıkılmadım diyemem ama o da benim suçum.. çok ara vererek okudum. bazı alıntılara yer vereyim: "Daha önce de kendini mükemmelleştirmeye,daha iyi bir insan olmaya çalıştın ama bir şey çıkmadı,"…devamıvicdan azabı, pişmanlık, hukuk ve din eleştirileri...
akıcı bir kitaptı. bazen sıkılmadım diyemem ama o da benim suçum.. çok ara vererek okudum.
bazı alıntılara yer vereyim:
"Daha önce de kendini mükemmelleştirmeye,daha iyi bir insan olmaya çalıştın ama bir şey çıkmadı," dedi ruhundaki ayartıcının sesi."Bir daha denesen ne olacak sanki?Hem bir tek sen değilsin ki,herkes böyle,hayat böyle," dedi aynı ses."
"İnsanın kendisi kötü iken, kötülüğü nasıl düzeltebilir?"
''Halk can çekişiyor. Alıştırmış kendini bu yaşama. Yadırgamıyor. Çocuklarının ölmesi, kadınların güçlerinin yetmeyeceği işleri yapmak zorunda bırakılmaları, herkesin, özellikle yaşlıların kötü beslenmeleri olağan geliyor onlara. Halk yavaş yavaş öylesine alışmış, benimsemiş ki bunu, yaşayışının korkunçluğunu göremiyor, yakınmıyor. Bu yüzden biz de bu durumun olağan olduğunu sanıyoruz.''
Bütün mesele, insanların, insana karşı sevgi gösterilmeyebilecek durumlar olduğunu düşünmeleridir. Oysaki böyle durumlar yoktur. Eşyalara karşı sevgisiz davranılabilir: Sevgisiz ağaç kesilebilir, tuğla yapılabilir, demir dövülebilir; ama tıpkı arılara karşı dikkatsiz davranılamayacağı gibi insanlara karşı da sevgisiz davranılamaz. Arıların böyle bir özelliği vardır. Onlara karşı dikkatsiz olursan, onlara da kendine de zarar verirsin. İnsanlara karşı da durum aynıdır. Başka türlü de olamaz zaten, çünkü insanlar arasındaki karşılıklı sevgi, insan hayatı nın temel yasasıdır. Aslında insan kendisini çalışmaya zorla yabildiği gibi sevmeye zorlayamaz ama bundan insanlara karşı, özellikle de onlardan bir şeyler beklerken, sevgisiz davranılabileceği sonucu çıkmaz. İnsanları sevmiyor musun, efendi efendi otur yerinde," diye düşünüyordu Nehlüdov, kendi kendisine soru sorarak. "Kendinle, istediğin şeylerle ilgilen, bırak insanlarla ilgilenmeyi. Nasıl canın yemek istedi ği zaman yediğin yemekten zarar değil yarar görürsen, yalnızca sevdiğin zaman insanlara zarar değil yarar sağlamış olursun.
saramago'nun kitabı "kopyalanmış adam'ı" pek akıcı bulmadığım gibi filmini de kafa karıştırıcı buldum. analizini izledikten sonra biraz daha oturdu. ama ben gıcık oluyorum galiba böyle filmlere. bu aralar okuduğum kitap ve filmlerde yazarın ve yönetmenin amaçlarını doğrudan ortaya döktüğü eserleri…devamısaramago'nun kitabı "kopyalanmış adam'ı" pek akıcı bulmadığım gibi filmini de kafa karıştırıcı buldum. analizini izledikten sonra biraz daha oturdu. ama ben gıcık oluyorum galiba böyle filmlere.
bu aralar okuduğum kitap ve filmlerde yazarın ve yönetmenin amaçlarını doğrudan ortaya döktüğü eserleri seviyorum sanırım.
şöyle ki : insanın düşmanı yine kendisidir diyerek bugün de hatırlayalım bu cümleyi.
Spoiler içeriyor
gördünüz mü yakanızdan tuttukları gibi attılar sizi. girmeyin insanların memleketine öyle izinsiz. araştırın, öğrenin, dil bilin azıcık. filmin 1975'te çekilmesi saygımı artırdı. filmi izlerken hep huzursuzdum ve çarpıcı sahneleri vardı.. ayrıyetten yürüyen merdiven sahnesi bi beni şey yaptı. ismini veremediğim…devamıgördünüz mü yakanızdan tuttukları gibi attılar sizi. girmeyin insanların memleketine öyle izinsiz. araştırın, öğrenin, dil bilin azıcık.
filmin 1975'te çekilmesi saygımı artırdı. filmi izlerken hep huzursuzdum ve çarpıcı sahneleri vardı..
ayrıyetten yürüyen merdiven sahnesi bi beni şey yaptı. ismini veremediğim bir duygu...
"Ayrılıkların, boşanmaların, aile içi şiddetin, kablolu kanal sayısındaki patlamanın, iletişim eksikliğinin, umursamazlığın, uyuşukluğun, depresyonun, intiharların, asabiyetin, panik atakların, obezitenin, gerginliğin, güvensizliğin, melankolinin, stres ve hareketsiz yaşam tarzının, mimar ve mühendislerin suçu olduğundan adım gibi eminim."