8/10 (İkinci okuma) “Ne istediğimi bilmiyordum. Hayattan korkuyordum, ölmekte zorlanıyordum, yine de ölümden bir şeyler bekliyordum.” “Yine de içimde hayata dair hiçbir istek yoktu. Çünkü tatmin etmeyi mantıklı bulduğum hiçbir isteğim kalmamıştı. Bir şeyi istiyorsam, elde edip etmemenin zaten bir…devamı8/10
(İkinci okuma)
“Ne istediğimi bilmiyordum. Hayattan korkuyordum, ölmekte zorlanıyordum, yine de ölümden bir şeyler bekliyordum.”
“Yine de içimde hayata dair hiçbir istek yoktu. Çünkü tatmin etmeyi mantıklı bulduğum hiçbir isteğim kalmamıştı. Bir şeyi istiyorsam, elde edip etmemenin zaten bir önemi olmadığını biliyordum.”
“Gerçek şu ki, hayatın hiçbir anlamı yoktu.”
Lev Nikolayeviç Tolstoy’un hayatının çeşitli dönemlerinden (özellikle 26 yaşından başlayarak 50 yaş ve üzerindeki dönemlerinden) bahsettiği, ortalarında ve sonlarına doğru felsefik olarak ağır olmasa da anlatım olarak bir miktar karmaşıklık içeren muhteşem kitabı. Anlatımdaki karmaşıklığı da kitabı biraz da okuyucuya yönelik değil de, kendisini için yazdığını düşündürtüyor. Önce, gençliğinden itibaren tanrıya inanmayışını, sonrasında ise tüm hayatı anlamsız buluşunu, içine düştüğü büyük buhranı, sorgulamaları ve çaresizce aradığı kurtuluş yollarını anlatıyor. Sonunda kurtuluş yolu olarak inancı, toplumla iç içe olmayı, belki de aptal, cahil olarak nitelendirilen toplum kesiminin bilinçsizce tüm bu devasa sorunlara tek gerçek çözümü bulabildiğini keşfediyor. İnancı. Sevgiye inanç ya da dinlere inanç. Tolstoy için bu durum bir noktaya kadar farketmese de bir noktadan sonra kendisini yine çelişkilerin içerisinde buluyor. Fakat geçmişteki o inançsız, her şeyi sorgulayan ve çözüm bulamayan beterin beteri durumunu da asla unutmayarak bir tür iki yüzlülük içerisinde ve bunun da farkında olarak yaşama tutunuyor.
Eğer bir kez olsun yaratıcıyı, dinleri ya da hayatı sorguladıysanız bu kitabı kesinlikle okuyun. Eğer bir kereden fazla sorguladıysanız veya bu sorgulamaların içinde hayata dair umutsuzluğa kapıldıysanız yine okuyun. Çünkü yıllarca bu yolda büyük çaba gösteren, acılar çeken saygıdeğer ve samimi birinin tecrübelerini okuyacaksınız. Okuması, anlaması ve sindirmesi, kelimeleri ve cümleleri tam anlamıyla kavramak yorucu olabilir ama değecek. Evet kitap 80 sayfa ama anlattıkları ve size edebileceği yardım inanılmaz derecede.
Belki abarttığımı düşüneceksiniz. Eh, o halde ne diyelim, şanslı kesimdensiniz demektir.
6 Sene sonra bu kitabı iyi ki yeniden okumuşum diyorum. Çünkü bugünkü aklım ve aradan geçen zamanda yaşadıklarımla çıkardığım dersler bambaşka oldu. Ve bir noktada Tolstoy ile düşüncelerimiz kesişti bile! Bu benim için bir onay oldu ve müthiş derecede rahatladım. Onun senelerce arayışı ile benim görece daha kısa bir süreçte olsa da aklımdaki sürekli birbirini yenip şekillenen düşüncelerin kesiştiğini gördüğümde bir kesimi yererek haklı olduğumu sanmamdaki yanılgımın doğru olduğunu gördüm. Ve şuna kanaat getirdim: inanç, asırlık insanlık tarihi sürecinde cahil veya aptal olarak nitelendirilen kesimin hayatın anlamsızlığının yıkıcılığından kendilerini kurtarabilmek için geliştirdikleri bir kavram. farkında olmasalar bile kalplerinin en derinliklerinde bunu biliyor ve bir daha o bataklığa düşmemek için kendilerine bile dürüst olamıyorlar. Hatta o kadar olamıyorlar ki farkında bile değiller. Ama elbette zaman içerisinde inanç da başka kazançlar uğruna farklı yerlere çekilmiş. Burdan da şunu anlıyoruz. Aslında aptal olan onlar değiller. Onların yüzyıllar içerisinde oluşturdukları, hiçliğe karşı, hayatın anlamsızlığına karşı olan savunma mekanizmaları bir şaheser. Asıl biz bunca zaman bunu göremediğimiz için aptalız. Ve onların bunun farkında olmamaları da pek önemli değil çünkü kendilerini dehşet verici bir sorundan korumuş oluyorlar. Hiçlikten!