Bir soğuk Ankara sabahında okuluma giderken her zaman uğradığım bakkal amcaya uğradım. Çok yalnız bir adamdı. Lisemin ilk senesinde tesadüf eseri girip muhabbet etmiştim. Lise sona kadar da her sabah uğrayıp çay ve kahve içer muhabbet ederdik. İşte öyle bir…devamıBir soğuk Ankara sabahında okuluma giderken her zaman uğradığım bakkal amcaya uğradım. Çok yalnız bir adamdı.
Lisemin ilk senesinde tesadüf eseri girip muhabbet etmiştim. Lise sona kadar da her sabah uğrayıp çay ve kahve içer muhabbet ederdik. İşte öyle bir gündü.
Gazeteler hakkında konuşuyorduk. Kimi gazeteyi yerden yere vururken kimini de öve öve bitiremiyorduk. Tabi gazetecilik hakkında da birkaç atışmamız oluyordu.
O gün de bunlar üzerine tartışırken birden gazetenin birinin içinden bir kitap çıkarıp bana verdi. ‘’Al bakalım, düşüncelere ilk adımını at.’’ Dedi. Güldüm ve kitabı aldım. O gün otobüste eve gidene kadar onu okudum. Etrafımdaki insanlara aldırmaksızın hıçkıra hıçkıra ağladım. Az sayfalı bir kitaptı zaten. Eve gidene kadar bitti.
Eve vardığımda ise annem ve babam çok endişelendi. Ama başımdan geçen şeyleri anlattım. Daha doğrusu Barış’ın başından geçenleri anlattım. Babamla karşılıklı biraz daha ağladık. Bu ülkenin ya da tüm dünyanın eksiklerini ilk kez o zaman düşünmeye başladım. İlk defa düşüncelerim başkalarının dediklerine göre değil kendi düşüncelerime göre şekillenmeye başladı.
O gün benim düşüncelerimin doğuşu oldu. İlk adımlarımı attım. Düşündüm durdum, düşünmenin nasıl bir suç olduğunu.
O gece kitabı bir kez daha baştan sona okudum. Çocuk aklıyla iyice bilendim tüm hayata. Sabah olduğunda ise her zamanki uyuşukluğumla otobüse yetiştim. Tek bir fark vardı. İçimde yepyeni bir şeyler filizleniyordu ve bunu sağlayan bir kitap olmuştu.
Bakkal amcaya uğrayıp başımdan geçenleri anlattığımda gülümsedi. Ve benim ben olmamı sağlayan cümlelerden birini dile getirdi.
‘’Kömürdün, elmas oldun. Parlamaya devam et.’’
Kendimce yorumladım bu cümleyi uzun zaman. Her aklıma gelişinde farklı farklı anlamlar çıkardım. Ama o elmas bendim. O elmas düşünmeyi öğrenen ve savunan herkesti.
İşte o kitabın filmini açıp izledim. Ağladım saatlerce. Diyeceksiniz bu kız da ne çok ağlıyor. İzleyin, okuyun hak vereceksiniz.
Neyse gelgelelim beni parlatan o kitaba, o filme...
Annesinin hapis cezası yüzünden hapishanede büyümek zorunda kalan o güzel adıyla Barış, bütün mahkumların neşe kaynağıdır. Fakat biriyle o kadar yakındır ki bu bambaşka bir sevgidir. O kişi, siyasi mahkumlardan biri olan İnci’dir. Aralarındaki bağ o kadar derindir ki ilmek ilmek sevginin kazındığını hissedersiniz kalbinize.
Küçük Barış ile İnci arasında gelişen bu sevgi dolu dostluk, hapishane duvarlarını bile delen koskoca bir dünya yaratmalarını sağlayıp bize birkaç tane gülümseme katacaktır.
Öncelikle Tunç Başaran ve Feride Çiçekoğlu'nun önünde saygıyla eğiliyorum. Bize gerçekleri böylesine vurucu bir şekilde anlattıkları için.
Sonrasında ise Barış gibi özgür olmayı hak eden güzel çocukların; uçurtmalarının vurulmamasını, göklerde hep dalgalanmasını diliyorum.
‘’-Neden uçmuyor İnci?
-Uçar bir gün.’’
.
‘’Anneler çocuklarını kitler mi?’’