"Beraber dolaşmak, bir insanı tanımanın en iyi yoludur." "En çok öğretmene dikkat etmemiz lazım. Bizde model hep öğretmenlerdir, anlattıklarıyla bir dünya kurarlar. Öğretmen iyiyse, toplumunu kurtarır." İlber Ortaylı’nın söyleşi tarzında okuduğum ikinci kitabı oldu. Diğer kitapta hissettiğim gibi bu kitabında…devamı"Beraber dolaşmak, bir insanı tanımanın en iyi yoludur."
"En çok öğretmene dikkat etmemiz lazım. Bizde model hep öğretmenlerdir, anlattıklarıyla bir dünya kurarlar. Öğretmen iyiyse, toplumunu kurtarır."
İlber Ortaylı’nın söyleşi tarzında okuduğum ikinci kitabı oldu. Diğer kitapta hissettiğim gibi bu kitabında da sanki yazar karşımda duruyorda karşılık sohbet ediyormuş gibi oldu. Kitap akıcı bir şekilde ilerliyor. İnsanı yormuyor. Her cümleden bir hatta birden çok anlam çıkarmamız gerektiğini düşünüyorum.
Kitap bir günde bitebilecek bir kitap ama bence öyle hızlıca okuyup geçmeyin. Önünüze bilgisayarınızı koyun ya da telefonunuzu alın söylediği şehirleri, yerleri, film isimlerini araştırın. Hatta bir yandan da tavsiye ettiği müzikleri açın arka planda çalsın. Ayrıca böyle bir söyleşi yaparak böyle güzel bir eseri karşımıza koyduğu için Yenal Bilgici’ ye de teşekkür etmesek olmaz.
Kitap her ne kadar tavsiyeler ile geçiyor gibi görünse de aslında bir yandan da İlber Ortaylı’nın hayatına tanıklık ediyoruz. Toplum, eğitim, edebiyat, sanat ve seyahat gibi konulardan bahsediliyor. Toplam da sekiz bölümden oluşuyor. Bu bölümlerde ise kimden neyi, nasıl öğrenmemiz gerektiği, bir insan kendini nasıl yetiştirir, nasıl çalışmamız, nasıl seyahat etmemiz, seyahat ederken neler yapmamız, nelere dikkat etmemiz, eğitimde hangi tercihleri yapmamız gerektiği, ne izlemeliyiz, ne dinlemeliyiz, ne okumalıyız ve insan yaşadığı şehirden nasıl yararlanır gibi soruların cevaplarını buluyoruz. Tabi bu cevaplar öyle alelade verilmiş cevaplar değil. O cevapların içinde daha nice soruların cevapları yatıyor. Mesela kültür olarak nasıl da geriye doğru gittiğimizi, yapılan yanlışları daha net görebiliyoruz. Karşımıza çıkan engeller ile nasıl baş edebileceğimizin tüyolarını veriyor. Her şeyi nasıl fırsata çevirebileceğimizi göstermeye çalışıyor.
Kitabı okurken hiç iyi hissedemedim dersem yerinde olur. Kitabın sonuna gelmeden hatta sonunu geçtim her bölümde her sayfada hayatı ne kadar boş ve tembel bir şekilde yaşadığım düşüncesi oldu. 24 yaşında olmama rağmen hayata çok geç kalmışım duygusuyla hırpalandım. Bundan sonra biraz daha dikkatli yaşayabilirim umarım…
Hayatta şans denilen bir şeyin olduğuna ve kendimin de elimi attığım her şeyde başarısız olduğum için şanssız olduğuma inanırım. Belki bahanelere sığınıyorumdur. Duygusallık yapıp her şeyi çok takıyor da olabilirim. Ya da her şeye kötü yanından baktığım için kendini gerçekleştiren kehanet oluyordur. Ama coğrafya da kaderdir diyorum. Ailenin eğitimi, sosyoekonomik durum, çevrenin etkisi insanın kaderini büyük ölçüde etkiler. Bir kere ekonomik dert varken insan başka şeyleri daha zor düşünüyor. Zaten kitapta “Tiyatro emek ister. Bu işlerle ilgilendiğinizi söylüyorsanız zaman ayıracaksınız, para ayıracaksınız, mesai yapacaksınız.” diyor. Dediklerini her insan özellikle bizim ülkede yapmak zor. Yapabilenlere ise ne mutlu…