orhan pamuk'un "kafamda bir tuhaflık" ile başlayan epik hikaye anlatımının en güncel ürünü veba geceleri. ulysses'ten beri post modernizmin alan açtığı yeni anlatım tekniklerinin de hoş bir yansıması. pamuk gene bir şeyler anlatır gibi yaparken sert hicivleriyle okuyucuyu uyanık tutmasını…devamıorhan pamuk'un "kafamda bir tuhaflık" ile başlayan epik hikaye anlatımının en güncel ürünü veba geceleri. ulysses'ten beri post modernizmin alan açtığı yeni anlatım tekniklerinin de hoş bir yansıması.
pamuk gene bir şeyler anlatır gibi yaparken sert hicivleriyle okuyucuyu uyanık tutmasını başarıyor. örnek vermek gerekirse 5 sayfa aralıklarla abdülhamit için hakkında uzun uzun dualar okunan cennetmekan diye hitap edilirken, bir anda "kızıl sultan" a dönüşebiliyor. veba ise belki de sadece bir arkaplan, "veba geceleri" bir doğu-batı romanı aslında. bu yüzden tarihi roman muamelesi yapmak hem yazara haksızlık hem de biraz komik... açalım belki biraz.
roman, bir sherlock holmes hikayesi gibi açılıyor aslında, ne oluyor ne bitiyor bilmeden bir cinayeti öğreniyoruz. başlangıçta bu kurmaca evrenin tıpkı holmes romanları gibi ancak finale/katarsise hizmet eden bir dekor olduğunu düşünüyor insan. bütün minger'in bir oyun alanına dönüşeceğini bekliyorsunuz. halbuse minger, mingerya olurken ciddi bir sosyoloji laboratuvarı oluveriyor. pamuk, bu kurmaca evrenin epik bir hikayeye dönüşmesi için, kurmaca bir kimlikle sesleniyor okuyucuya. yer yer kitabın "tarih romanı" olduğunu söylüyor, aslında bir bakıma da doğru bu, mingerya, kendi ideallerini arayan tüm cumhuriyetlerin geniş çaplı bir alegorisi. kolağası kamil de bu cumhuriyetlerin kurucu lideri. dolayısıyla türkiye siyasi geçmişiyle uygun desenler görmemek elde değil; hatta yazar da bunu istiyor zaten, yoksa hikayenin bir ironisi kalmayacak.
kara kitap bu açıdan geçilmesi hala zor bir eser aslında. yapı sökümcü tekniği bize çağdaş bir mesnevi öyküsü anlatırken; celal karakteri üzerinden de gündelik siyaset/politika ve hatta kimlik anlayışına yönelik pek çok yan aforizma sunuyordu. veba geceleri'de tıpkı kara kitap gibi, kurmaca kimlikleriyle aynı epik hassasiyete sahip. bilinçli olarak karikatürize edilen sahneler, kurmaca tarihi dayanaklarla yalanlanabiliyor mesela. kamil ile zeynep'in hikayesine birinci ağızdan tanık olurken, yıllar sonra yazarın kendi çocukluğunda öğretilenleri de görebiliyoruz. bu açıdan mingeryavari cumhuriyetlerinin tarihine ciddi bir panoramik yolculuğa çıkartıyor okuyucu; hem politik hem de kültürel bir yüzleşme imkanı tanıyor.
beni en çok etkileyen sahneler, kolağasının ani ölümüyle gerçekleşen karşı devrimler oldu. orhan pamuk kitap boyunca doğu ve batının anlayış farklıklarını, ironilerini, tezatlarını ya da benzerliklerini işliyor. bir tarafta kaderci müslümanlar, bir tarafta "tanrıdan pek umut beklemeyen" hristiyan cemaati. bir tarafta yasakların uygulamabilmesi için illa günlük 50 60 ölümlerin gelmesi diğer tarafta müslümanı ve hristiyanıyla en ufak olayda limana toplanan kalabalıklar. gerçeliklik sanki bir ışık gibi ansızın çakıyor okuyucunun gözüne, sonrasında da hemen sönüveriyor.
betimlemelerin ustalığına, minger adasının güzelliğine bir şey diyemeyeceğim. aklıma nedense hep bozcaada ve bodrum geldi hikaye boyunca.