İran sinemasının kesinlikle en underrated filmi! Rasulof amansız bir muhalif olarak İran’da hapis yatan ve film yapması yasaklanan sinemacılardan biri. İlginçtir, bu filmin “editörü” de Cafer abimizmiş (Panahi). Bu film 2009 sonlarında yapılıyor ve 2010 yılında Rasulof ve Pahani hapse…devamıİran sinemasının kesinlikle en underrated filmi!
Rasulof amansız bir muhalif olarak İran’da hapis yatan ve film yapması yasaklanan sinemacılardan biri. İlginçtir, bu filmin “editörü” de Cafer abimizmiş (Panahi). Bu film 2009 sonlarında yapılıyor ve 2010 yılında Rasulof ve Pahani hapse mahkum ediliyor! Peki niye? Bağıra bağıra rejim aleyhtarlığı yaptıkları için mi? Hayır, tam tersine o kadar ince, o kadar naif, barışçıl, zeki ve insancıl bir dille dokunduruyorlar ki, sanırım otoriteleri asıl delirten bu oluyor! Hani kör göze parmak bir film yapsalar belki de dikkatleri bu denli çekmeyecek…
Filmimiz, tuzluluk oranının doğal hayatı tehdit edecek derecede arttığı büyük bir göl/iç denizde başlıyor. Kahramanımız Rahmet amca (isim seçimi tesadüfi değil), kayığı ile göldeki adaları dolaşan, izole adalarda yaşayan umutsuz köylülerin dertlerini dinleyen ve göz yaşlarını toplayan bir ruh sağaltıcısı. Bembeyaz durgun suların ortasında, tuzdan kayalıklardan meydana gelen küçük adalarda hazin topluluklar bir sıkışmışlık içinde yaşıyor ve dış dünya ile görünür tek irtibatları Rahmet amca. Bu klostrofobik hayatları batıl inançların şekillendirdiği, baskıcı bir toplumsal düzen yönetiyor. İran kültürünün zenginliğini yansıtan kadim efsaneler, mitler ve masallar günlük yaşayışı fazlasıyla şekillendiriyor.
İranlıların hayal dünyalarının zenginliği, masallarının enginliği gerçekten akıl almaz! Şu filmi başka bir coğrafyada çekmek mümkün olur muydu acaba? Film boyunca Rahmet amca gözyaşı toplamak için 5-6 değişik adaya uğruyor ve ilk “bir gözyaşı şişesi ne işe yarar, göz yaşı niye toplanır” sorusuna akla hayale gelmez cevaplar bulabiliyorsunuz. Peki, böyle naif bir film, şiirsel bir senaryo niye İran rejimini kudurtmuş olabilir? Acaba değişik adalardaki farklı kültürlerin ortak noktasının toplumlar üzerinde baskı, özellikle kadınları sindirmek, insanları sürekli günahkar olduğuna, yanlış yaptığına, doğal/iklimsel felaketlerin bile kötülüklerinden kaynaklandığına inandırmak olabilir mi? Ve kurtuluşa ancak günahlardan arınarak, en sevdiklerini kurban ederek, otoriteye boyun eğerek ve çok değerli göz yaşlarını, sebebini bile sormadan bir aracıya bağışlayarak erebileceklerini empoze etmek?
Filmin görüntü yönetmeni İbrahim Gafuri isimli bir deha! Kardeşin, ne yaptın sen? Filmi izlerken gözlerime tuz kaçtı, o muhteşem dinginlikten, renklerden, kompozisyondan gözlerim yandı! Film, Türkiye sınırına da (Van/Hakkari) çok yakın olan Urumiye Gölünde çekilmiş ve insanın aklını başından alıyor. Küçük bir örnek vereyim, Rahmetullah’ın gittiği adalardan birinde suçlu bir ressam, denizi “mavi” renkte boyamadığı için cezalandırılmaktadır. Denizin mavi olduğunu itiraf etse kurtulacaktır. Ama o ısrarla denizi kırmızı, mor vb. resmetmektedir. Cezasını çekmek üzere tekneyle götürülürken, güneşin hareketine ve açısına göre suyun aldığı pembe, beyaz, mor, altın sarısı gibi renkler muhteşem bir sinema dili oluşturmuş, gercegin göreceligini ve çeşitliliğini haykırıyor!
Sinemanın görsel anlatı diliyle kadim bir halkın inanç ve trajik kaderlerinin olağanüstü kaynaştığı bu filmi ısrarla tavsiye ederim .. "