'İfşa Günü' adıyla gösterime giren son Steven Spielberg filmi 'Disclosure Day' ABD sinemalarından 2 gün önce bizde vizyona girmiş bulunuyor. 'Close Encounters of the Third Kind'ın yarım asır sonraki 'manevi' devam filmi, üstadın evrende yalnız olmadığımız üzerine teorilerini beyazperdeye taşıdığı…devamı'İfşa Günü' adıyla gösterime giren son Steven Spielberg filmi 'Disclosure Day' ABD sinemalarından 2 gün önce bizde vizyona girmiş bulunuyor. 'Close Encounters of the Third Kind'ın yarım asır sonraki 'manevi' devam filmi, üstadın evrende yalnız olmadığımız üzerine teorilerini beyazperdeye taşıdığı son yapıtı.
İfşa Günü / Disclosure Day’ vahşi bir MMA karşılaşmasıyla açılıyor. Ringdeki kanlı maçı izleyen kendinden geçmiş ahali üstün durumdaki dövüşçüye ‘kafasını kopar’ talimatını verirken kendinden geçmiş durumdadır. Steven Spielberg’in filmde bir karakterine söylettiği gibi ‘insanın bu sonsuz ve sırları bilinmez kâinatın yok edici virüsü olduğu’ teşhisine çok da uyan bir açılış sahnesidir bu.
Kamera gösteriyi izleyenlere doğru kaydığında Dr. Daniel Kellner’in (Josh O’Connor) endişeli bakışıyla karşılaşırız. Gizli bilgiler içeren doküman ve disklerin bulunduğu sırt çantasına sıkı sıkıya sarılmış olan siber güvenlik uzmanı, kız arkadaşı Jane’i (Eve Hewson) tekrar görmek istiyorsa elindeki arşivi, elemanı olduğu özel Wardex firmasının adamlarına teslim etmesi gerektiği tehdidi altındadır. Daniel ile Jane özel bir cihaz yardımıyla bu belayı atlatıp geçici olarak bir manastıra kapak atsalarda, soluk soluğa bir kaçma kovalama süreci hikâye boyunca sürecektir.
15 dakikalık bu giriş bölümünün ardından filmin diğer ana karakteri Margaret Fairchild (Emily Blunt) ile tanışırız. Erkek arkadaşı Jackson (Wyatt Russell) ile aynı daireyi paylaşan, çalıştığı yerel televizyonun haber spikerliğine atlama çabasındaki şen şakrak hava sunucusu, pencereden odanın içine giren kırmızılı siyahlı bir kuş ile teması sonrasında, Rusça ve Kore dilinde bülbül gibi şakımaya başlayarak önce partnerini daha sonra iş arkadaşlarını şaşkına çevirecektir. Asıl hadise ise genç kadının hava sunumunu yaparken tuhaf, anlaşılmaz sesler çıkarmasıyla tetiklenir. Daniel ile Margaret’in yollarının kesişmesiyle de ‘Alacakaranlık Kuşağı / Twilight Zone’ benzeri bir iklime savruluveririz.
Spielberg’in uzaylılara ilişkin teorilerine ilk kez bundan tam 49 yıl önce vizyona giren ‘Üçüncü Türden Yakınlaşmalar / Close Encounters of the Third Kind’ filminde tanık olmuştuk. Uzaylılar tarafından kaçırılan çocuk ya da yetişkinlerin UFO’larla dünyamıza geri dönüşleri ve bilge uzaylılarla müzik dili vasıtasıyla iletişimin kurulduğu müthiş final bölümü ve barışçıl mesajıyla önemli bir klasiktir bu. Spielberg 1982’de yine aynı temaya dönüş yapmış, uçuş aracı arızalandığı için dünyamızda mahsur kalan ‘E.T.’nin, insanların acımasız merak ve deney uygulamalarından, Dünya’ya ve evrene çok daha merhametli bakan çocuklar tarafından kurtarılışı unutulmaz bir masala dönüşmüştü.
Artık 80’li yaşlarını sürmeye başlayan usta sinemacı yaklaşık yarım asır sonra ABD’li yetkililerin uzaylılarla ilgili çalışmalarının izini sürmeye devam ediyor. Hem de tam 79 yıl öncesine, İkinci Dünya Savaşı sonrası ‘Roswell’ olayına kadar uzanarak teorisini geliştiriyor. Bu uzun süreçte yolu dünyaya düşmüş uzaylıların insanlar tarafından ele geçirilip eziyetli, ölümcül deneylere tabi tutulduklarını hayal ediyor. Kellner’ın gizli arşivinde 1973 yılından sabık ABD başkanı Richard Nixon’lu bir kurgu video dahi bulunmaktadır.
Ancak Spielberg safkan bir tez filmi değil, Hitchcock’dan miras komplo ve gerilimin, James Bond filmleri ya da ‘Görevimiz Tehlike / Mission Impossible’ tarzı baş döndürücü aksiyonların formülünü başarıyla uygulamak suretiyle izleyiciyi kocaman bir 2 saat koltuğuna mıhlayan büyük bütçeli bir yaz serüveni çektiğini hiç unutmuyor. Kâinatta yalnız olmadığımız hususundaki açıklamaların dinsel inanışları zedeleyeceğine ve dünyada bir kaos oluşturacağına dair kaygı duyanları içine İncil’den ayetler sosu karışmış bir tür ‘Gizli Dosyalar / X-Files’ hikâyesi ile tatmine çalışıyor. Devlet yetkilileri ve özel şirketlerle işbirliği halindeki Savunma Bakanlığı gibi kurumları biraz daha geri planda tutarak Wardex’i günah keçisi haline getiriyor. Bu tür aksiyonlardan gına geldi diyen ben gibileri ise de son yarım saatlik bölümle avunun içine almasını biliyor.
Son tahlilde, filmin ‘Üçüncü Türden Yakınlaşmalar’ın bir tür ‘manevi’ devamı olduğu görüşüne katılıyorum. Uzaylı medeni varlıklar bir kez daha çocuklarla, üstelik bence evrenin en masum yaratıkları olan sevimli hayvan dostlarımız olarak teması kuruyorlar. Böylece, henüz saf ve bozulmamış çocuk ruhlar bir kez daha Spielberg’in biricik karakterleri haline dönüşürken, Grimm kardeşlerin ünlü ‘Hansel ve Gretel’ masalı Spielberg’in görkemli yorumuyla belleklere kazınıyor. Uzaylılar bu defa müziğin can kardeşi matematiksel düzen üzerinden iletişimi gerçekleştiriyor. Yine son bölümde yer alan ve uzaylılara reva görülenler ise Nürnberg mahkeme salonunda perdeye düşen seyri acı verici Auschwitz görüntülerinden aşağı kalmıyor.
Spielberg ‘sizden daha fazlasını bilmiyorum ama evrende ve Dünya’da şu an yalnız olmadığımıza dair çok güçlü şüphelerim var ve bu düşünceyle yola çıktım’ dediği son opusunda, hikâyenin kötü adamı Wardex’in patronu Scanlon’a Colin Firth, isyankâr ‘Biyolojik Varlıklar Direktörü’ Hugo’ya Colman Domingo gibi sinema evreninin seçkin oyuncuları hayat vermiş. Üçüncü Dünya Savaşı’nın eşiğinde kaotik günlerden geçen gezegenimize uzaylı bilge varlıkların barış çağrısını dinlemeyi öğütleyen Spielberg’in belki de veda filmi olan ‘İfşa Günü’ artılarıyla eksileriyle izlenmeyi hak ediyor.