Kore sinemasından Chang-dong Lee 'den ^Poetry^ ..^Shi^ Filmin senaryosu da kendisine ait. Platon'dan bu yana hafıza sanatı olarak adlandırılan şiirin filmimizin ana karakteri tül gibi *Mija * ismine münhasır iyi naif Mija' nın 60 larında unutmaya başladığı kelimelerle bağ kurma…devamıKore sinemasından Chang-dong Lee 'den ^Poetry^ ..^Shi^
Filmin senaryosu da kendisine ait.
Platon'dan bu yana hafıza sanatı olarak adlandırılan şiirin filmimizin ana karakteri tül gibi *Mija * ismine münhasır iyi naif Mija' nın 60 larında unutmaya başladığı kelimelerle bağ kurma isteğinin bir şiir atölyesindeki sürecinden daha da derinlerde bir yerlerde torununun okulunda genç bir kıza tecavüz olayına karışması ile bütünleşen dantel gibi işlenmiş öyküsü.
Şiir yazmak akıl mı yürek işi mi?
diye sorarken buldum kendimi filmin bir çok sahnesinde..
Şiir kursuna başladıktan sonra Mija hayata başka türlü bakması bir şeye bakarken görmenin yürekte hissettirdiklerinin yürekten akla sonra tekrar yüreğe beyne parmaklardan kaleme kağıda harflere kelimelere geçen döngüsünü yakaladım.
//--Zor olan şiir yazacak bir kalbe sahip olmak diyor. Mija film boyunca aslında böyle bir kalbe sahip olduğunu da öğreniyor. Filmin macerası bir kalbe kalp olduğunu, çok değerli ve zengin bir kalp olduğunu hatırlatmak. Bu Mija değil de biziz belki? Mija’nın uzun uzun bahçedeki çiçekleri seyretmesi, aynalı kavağın rüzgârla coşan sözüne kulak vermesi; derenin akışı, yağmurun yağışı,elma… elmanın tadı, evyedeki bulaşığın kiri pası … Duyularla keşfedilenin kalbe ulaşması için acı olmalı mı?…Acının Mija'nın hüzünle harmanlandığı o son sahnede Mija'nın dönüştüğü çocukluk genç kızlığa ilk geçişi belki de tüm bu acıyı hissedenler için aynı duygular değil mi?
"Acı yap beni; bademlerden say beni"… der Paul Valery Bu acı, suç ve onun kefareti öyle bir yük ki kurban kim olabilir sorusunu sorduruyor.
Ebeveynler çocukları için suçu parayla yıkama çaba ve telaşlarının içine düşen naif, kırılgan Mija ilham arayışını vicdan, adalet arayışına dönüştürürken.
Mija'nın anıları bir bir uyanıp dikilirken Mija için yaşadığı uyanış sadece Mija'da mı saklı kalabilir.
Her ne kadar film Mija'ya odaklansa bile olay örgüsünün içinde sadece telefonla görüşse de kızı birlikte yaşadığı ergen torunu şiir klübündeki öğretmeni ve arkadaşları bakıcısı olduğu yaşlı yatalak adam
..hepsi ile gerçek yüzleşmeyi yaşadığında tecavüze uğrayan kıza dönüşürken kelimelere duyduğu ihtiyaç ile kursun son günü hocasına bıraktığı bir demet çiçek ve
Mija’nın dizeleriyle…"Agnes’in Şarkısı"
Anne Hava nasıl oralarda?
Issız mı yine?Günbatımı hâlâ ateş kırmızısı mı?
Orman yolundaki kuşlar şarkı söylüyorlar mı?
Yollamaya cesaret edemediğim
Mektubu kabul eder misin?
Söylemeye cesaret edemediğim
İtiraflarımı dinler misin?Zaman geçecek mi?
Güller solacak mı?
Şimdi elveda deme vakti
Esip geçen yel gibi
Gölgeler gibi.
Tutulmamış sözlere,
Sonsuza mühürlenmiş aşklara,
Bileklerimi öpen çimenlere,
ve beni takip eden küçük adımlara/elveda deme vakti.
Karanlık çöküyor sanki.
Yeniden bir mum yanar mı?
Kimse ağlamasın diye...
ve seni ne çok sevdiğimi bil diye dua ediyorum.
Sıcak bir yaz gününün
ortasında uzun bir bekleyiş
Babamın yaşlı yüzüne benzeyen eski bir patika
Yalnızlık bile yabani bir çiçek gibi ürkek,
yüzünü çeviriyor.
Nasıl sevdim seni
sessiz şarkını duyunca
nasıl da titredi kalbim.
Dualarım seninle
Kara nehri geçmeden önce ruhum son nefesiyle parlak bir günün hayalini
görmeye başlıyorum
Tekrar uyandığımda,
ışıktan gözlerim kör
seni buluyorum...
yanı başımda duruyorsun.//
Mija yaşamaya yeniden başlar..
İyi seyirler.. 🙃