ALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️ •Güneş batıya doğru kayarken, doğu karşısında sessizce durur. •Geçen sabah senin üzüntülü olduğunu söylediler. Dokunsalar ağlayacakmışsın. Dokunmamışlar. Yine de ağlamışsın; dostun gözünden akan bir damla yaşın yeryüzündeki bütün gölleri tuz gölü yaptığını bilmez gibi. Gül ki, acılaşmasın…devamıALTINI ÇİZDİKLERİM ✍️
•Güneş batıya doğru kayarken, doğu karşısında sessizce durur.
•Geçen sabah senin üzüntülü olduğunu söylediler. Dokunsalar ağlayacakmışsın. Dokunmamışlar. Yine de ağlamışsın; dostun gözünden akan bir damla yaşın yeryüzündeki bütün gölleri tuz gölü yaptığını bilmez gibi. Gül ki, acılaşmasın göller. Göl ki, orada demirli kayığımız
•İnsanı mutlu eden şeyler aynı zamanda onun felaketinin de kaynağı olabiliyor.
•Bizi mutlu kılan şey şartlardan çok, ruhumuzdur.
•Bedelsiz alındığı düşünülen şeylerin bedeli daha ağırdır.
•Kulaklar işgal altında. Bu yüzden kelimeler yere dökülüyorlar. Ağızların kapıları kırık. Bu yüzden kelimeler ayağa düşüyorlar. Bu söz yığınlarını kim kaldıracak? Hiç kimse.
•Kulak kesilecek bir söz kalmadığını görüp Van Gogh gibi kulağımı kesiyorum..
•Halbuki sevgi, ayrık otları gibi rastgele büyümemeli kalbimizde.
•Çinliler, “Akıllı bir adam yalnız kendi tecrübelerinden, daha akıllı bir adam başkalarının da tecrübelerinden yararlanır,” demişler. Sen bu sözün neresindesin?
•Dostluk gündüz görünmez; o, ateşböceği gibi yalnız geceleyin parlar.
•Susmak ve konuşmak yerini bulduğunda ortaya çıkar melodi. Piyanonun tuşları, yan yana durdukları halde susmayı bildiklerinden dinletiyorlar kendilerini.
•Söylenen her söz binamıza yeni bir tuğla ekler. Bu yüzden ağzımızdan kaçmamalı kelimeler. Onlar bizim mahkûmlarımızdır, izin verdiğimizde çıkmalılar dışarıya. Publis Syrus ne kadar haklı: “Konuştuğuma çok kere pişman oldum. Fakat sustuğuma asla!”
•İnsan, yazdıklarına da pişman olabilir. Çoğu kez bu pişmanlık, konuşmadan duyulan pişmanlıktan daha ağırdır. “Ağzımdan kaçtı,” denilebilir de “Kalemimden kaçtı,” denilemez. Kalemden kaçılabilseydi, önce yazarı kaçardı ondan. Yazarı kaçardı, evet; “kalem sahibi” değil, “kalem esiri” olduğundan.
•Tabii olan her şey etkili ve kalıcıdır.
•Köpekbalığının kanı, yarasanın karanlığı sevmesinde ne var? Hüner, geceye rağmen güneşi , kana rağmen hayatı sevmekte. Oruçken su içmemekte ne var! Hüner, ölürken suyu reddedebilmekte. “İsâr” deniyor buna. Yani tercih. Yani sevmek, yani göstermek üstün olanı.
•İnsan yoktu ve sınır yoktu. İnsan geldi ve elindeki tebeşirlerle sınırlar çizmeye başladı. Daireler, dikdörtgenler, üçgenler çizdi. Etrafını çizdiği alanların kenarına, “Benim” tabelasını iliştirmeyi de ihmal etmedi. Bir yere ilk olarak gelmek, oraya sahip olmaya yetmiyordu. Bu yüzden ne tebeşiri elinden düşürdü ne de çizilen daireler birbiriyle kesişmediği sürece geometrinin mutluluğuna bir gölge düştü. Ama ne zaman iki çember birbiri içine geçti ve ne zaman iki “Benim” çakıştı, o zaman sınır taşları yerinden oynadı ve sökülerek mancınıklara dolduruldu.
•Bana bencilce hareket ettiğimi söyleme sakın. İnsanlara güvenimi kaybettim.
•Demek ki hayat buluyordu, başka hayatlarla bölüşülen hayatlar.
•Hırs, tırnakları çıkarır ama ayaklara da taş bağ. lar. Tırnakları çıkarır, çünkü daha yükseğe tırmanmalıdır. Ayaklara taş bağlar, çünkü ne zaman aşağı çekeceği belli olmaz.
•Sevgili Dost,
Şu günlerde herkes sesini duyurabilmek için hoparlörün sesini daha fazla açması gerektiğini düşünüyor. Bense sadece senin duyabileceğin bir sesle fısıldıyorum kulağına.
•Sözcükler, binlerce kelime bildikleri halde konuşamazlar.
•Çok şey bilip de susmanın ağırlığını taşır sözcükler.