II dünya savaşı izlerine dair 3 saat süren muhteşem bir sinema deneyimi filmin ilk açılış sahnesi ile son sahnesinde teyze ve yeğenin kollarını iki yana yukarı doğru açarak Mevlâna gibi dönüp tek başlarına olan dansı benim için insanları yok eden…devamıII dünya savaşı izlerine dair 3 saat süren muhteşem bir sinema deneyimi filmin ilk açılış sahnesi ile son sahnesinde teyze ve yeğenin kollarını iki yana yukarı doğru açarak Mevlâna gibi dönüp tek başlarına olan dansı benim için insanları yok eden bu savaşın izlerine varoluşun en naif göndermesi oldu diyebilirim.
Savaşın olduğu her alanda eli kana bulaşır insanın doğrudan ya da dolaylı , silinebilir mi bu izler..
Ya da silinmeli midir?
Yeğeni Kurt'u elinden tutup sanat galerilerini gezdiren teyzesi farklı duyumları ve faşist ortama karşın geliştirdiği hassasiyeti sebebi ile çırılçıplak piyano çalıp sonrada tabakları kendi başında parçalaması teyzeye konulan şizofreni teşhisi ile önce bir kliniğe sonrasında gaz odasına yollanması ile Kurt'a veda sahnesinde asla gözlerini kaçırmamasını elinin parmakları kadar bir alanın belki de Kurt için ne kadar önemli bir kurtuluş var oluş olabileceği film boyunca seslenir durur . Kurt'un ilişkide olduğu Prof. Seeband (Sebastian Koch) un kızı annesi diğer kurduğu ilişkilerde bu öğut( asla gözlerini kaçırma) bir yandan da Kurt'un iç dünyası ile bu ilişkiler arasında bir ara yüz oluşturmuş ayrıca..
Bu öğüt, Kurt'un bu ara yüz sayesinde görme bakma hissettiğini yaratma gücünde geçmişinde iz bırakan her insanı kendi ile yüzleştirebilecek bir esere ise nasıl vesile olduğunu da bizlere gösterecektir.
İçimizdeki çocuğu yaşatmak özgürlüktür.
Sezgilerimizi güçlendirir.
Faşizm o duyguları yaşatanlar ve kendisi için yok edicidir.
Görebilmek hissedebilmek için aynı duyguları yaşamak gerekir.
Oysa sahip olduğun sezgisel güç var olabilme varedebilmenin her türününü karşındaki insana gösterir.
Varolabildiğin sezgizel güç senin yegane silahındır onu hiç kimse yokedemez.
Sezgizel yaratıcı gücün, insanı iyileştirebilmenin ve onu yaşamla yüzleştirebilmenin ve en anlamlı özgür bir biçimde ifade edebilmenin yoludur.
Bu filmi çok sevdim ..öylesine etkilendim ki..
Naçizane şu dizeler dökülüverdi..🙂
Duvarda asılı bi resim gibi sessizligimi sev
gecelerde sıcaklık
özlem
Mavilerde. derinligin huzuru
suda ki gölgelerimizin kıvrımları
geçemeden aynalarda
yara almaz ruhlarımız ..
Filmi izledikten sonra merakla araştırdım..kim di bu sanatçı bu ressam ?
Bu film beni yeni bir ressam ile tanıştırmış meğerim..
Filme konu olan ressam ile ilgili okuduğum metnin bir bölümünü ekliyorum.
Alman modern sanatının en büyük sanatçılarından Gerhard Richter‘in yaşamından yola çıkarak yazılmış. Tıpkı Richter gibi Doğu Almanya’dan Batı Almanya’ya kaçan ve tüm sanatsal geçmişini geride bırakarak sanatsal üretimine özgürce ve sınırlar olmadan silbaştan başlayan Kurt, Düsseldorf Sanat Akademisi’nde kendini aramaya, kendini tanımaya çalışıyor. Filmin, her biri dönemin önemli sanatçılarını simgeleyen yan karakterleri – ama en çok da Joseph Beuys’u simgeleyen Prof. Van Verten (Oliver Masucci) -, geçmişin izlerini geride bırakmanın, onlardan beslenmeyi reddetmenin, hiçbir zaman söküp atamayacağı geçmişin yaralarından gözlerini kaçırmanın bir sanatçı için mümkün olmadığını hatırlatıyor. Kurt’ün, ürettiği etkileyici eserler aracılığıyla izleyicinin gözleri önünde Richter’e dönüşmesi, heleki benim gibi bir Richter hayranıysanız, tüyler ürpertici bir aydınlanma. Filmin orijinal adı olan Werk ohne Autor (tam çevirisiyle ‘yaratıcısı olmayan eser’), geçmişin izlerinin sanata dönüşümü, sanatçının bu dönüşümdeki rolü ve geçmişin yansımaları bir sanat eserine dönüştüğünde anlamlarının değişip değişmediği üzerine düşünmeye sevk ediyor
Filmi sonrasında izleyen ressam Richter bayağı bi kızmış bu benim otobiyografimi saptırmış gibisinden laflar etmiş..
Ben ressamın gerçek yaşamını epey bir araştırdım youtube da videolar var..merak edenler için..😉 son karar izleyicinin
İyi seyirler.. 🙃