Marilyn Monroe... Büyük bir aktör ama içerisinde küçük, masum bir kızı barındıran, tüm zamanların en ikon kadını. Kendisine ve hayat hikayesine hayranım. En çok da güzelliğine... Benim için dünyanın en güzel kadını. Bu hayranlığımdan dolayı açıp izledim bu filmi ve…devamıMarilyn Monroe... Büyük bir aktör ama içerisinde küçük, masum bir kızı barındıran, tüm zamanların en ikon kadını. Kendisine ve hayat hikayesine hayranım. En çok da güzelliğine... Benim için dünyanın en güzel kadını. Bu hayranlığımdan dolayı açıp izledim bu filmi ve hayranlığım katlandı. Film inanılmaz başarılı. "Iyiki izledim" faslını bırakıp niye bu zamana kadar izlemedim diye kendime sövdüm bir güzel.
Marilyn Monroe hakkında yapılan en iyi film net budur. Michelle Williams Marilyn Monroe rolünü oynamamış resmen Marilyn Monroe olmuş. Oyuncu büyük, oynadığı kişi büyük ve tam da birbirlerini tamamlamışlar. Sanki ekranda gerçekten Marilyn Monroe varmış gibi duygulandım. Nasıl övsem bilemiyorum oyuncuları. Zirveydi bu oyunculuk. Büyük hayranlık duydum Michelle Williams'a. Oyunculuğun nirvanasında kadın. Oyuncuların çoğu zaten bildiğimiz ingiliz oyuncular ve çoğu ciddi başarılıydı. Filmi bu oyunculuklar taşımış ve film de oyunculuklarla doğru orantılı zaten.
Dönem filmi olduğu için ayrı bayıldığım bu filmde her şey kaymak gibi ilerledi. Ben tek bir saniyesinde bile sıkılmadım. Ingiliz yapımı filmler ve dizilerde bu hep oluyor. Kaliteyi ve görsel şöleni çok beğendim. Siyah beyaz filmleriyle bildiğim o dönemi böyle renkli bir şekilde izlemek çok garip ve zevkliydi. Marilyn ve Colin sahnelerinde çokça duygulandım ve bu film sayesinde Marilyn iç dünyası hakkında bir fikir sahibi olabildim. Bana göre tüm sahnelerde içindeki çocuksu, saf karakterini; gözler önünde olmayı, dikkat çekmeyi seven sanatçı karakterini; deli dolu gençliğini ve sevilmeyi, anne baba, sevgili, dost sevgisine muhtaç dört Marilyn görüyoruz. Ona biçilen şehvet uyandırıcı, aptal sarışın, ilgi manyağı ve obje kalıpları ardında bambaşka biri. Bunu sözleri ile dile getirmese bile birçok kişi tarafından fark edilen vukuatları var. Insanlar onu bu tarz kalıplara sokunca karşıda soğuk, duyguları önemsemeyen, itici bir karakter varmış gibi görüyor. Tanrıça olmak istemiyor Marilyn. İkon olma gibi bir niyeti yok. Bu tür oyunculukla gelen sahte şeyler onu sadece uyuşturuyor ve onda bir bağımlılık etkisi bırakmış. O sadece insanların kendisini seviyormuş rolüne bürünüp kendini inandırmaya çalışıyor. Eee bu hepimizin yaptığı şey değil mi? Gerçekten sevilmeyen birisi olduğunuzu düşünün, dünyadaki tüm zevklere sahip de olsanız içinizde kocaman bir boşluk olmaz mı? Her ne kadar sert, güçlü, büyük ve kendi başına yetinirim diyen biri olsanız bile er ya da geç sevgiye susarsınız ve insanlara kendinizi kabul ettirmeye çalışırsınız. Onlardan biriymiş gibi davranıp onların sizi gerçekten sevip, saymasını beklersiniz. Tüm insanların çabası da bu değil mi? En nihayetinde o tüm çabalarımızın içindeki gayelerde hep bu yatar. Kim olduğunuz umrumda değil. Biz insanlar, en büyük adamlar dahi, sevgi isteyen varlıklarız. Herkesin içinde sevgi isteyen küçük bir çocuk yatar. Hepimiz insan evlatlarıyız, sevgisizlik bizi türlü rollere sokar bazen şaşırtır da. Bazen de o sevgisizlik bizi dramatik varlıklara dönüştürür, yardım çığlıkları atarken kimimiz bizi role bürünüyor sanar. Tıpkı Marilyn gibi. İçindeki bu eksiklik, her ne kadar herkes tarafından hayran olunası bir insan olsa da, Marilyn gibi insanlar da dünyada bir konum arar, sevgi ister. İşte film boyunca hissettirdiği ve kendisi hakkında okuduğum izlediğim şeyler bana bunu gösterdi. Ah Marilyn, burda olsan sana ne kadar hayran olduğumu değil de seni ne kadar sevdiğimi söyleseydim. Keşke hiçbir insanda sevgi ukde kalmasa. Herkes, her çocuk sevgiyi tadabilse. Belki o tüm muammalar çözülür...
Ertelemeden izleyin.