"İşte böyle ağbiler, okula gideceğim, ölmüşsün diyorlar. Askere alacakları zaman yaşıyorsun diyorlar. Mirasımı almak isterim, ölmüşsün derler. Babamın vergi borcunu alacakları zaman yaşıyorsun derler. Yaşıyorsam nüfuskağıdımı verin derim, yok, sen yaşamıyorsun derler. Tımarhaneye atacakları zaman yaşıyorsun derler." Hepimiz birer Yaşar…devamı"İşte böyle ağbiler, okula gideceğim, ölmüşsün diyorlar. Askere alacakları zaman yaşıyorsun diyorlar. Mirasımı almak isterim, ölmüşsün derler. Babamın vergi borcunu alacakları zaman yaşıyorsun derler. Yaşıyorsam nüfuskağıdımı verin derim, yok, sen yaşamıyorsun derler. Tımarhaneye atacakları zaman yaşıyorsun derler."
Hepimiz birer Yaşar Yaşamaz'ız şu dünyada
Kitabı büyük ihtimalle daha önceden duymuşsunuzdur. Ben adını ilk duyduğumda çok ilgimi çekmişti. O yüzden eklemiştim listeme. Ama kitabı okumamdaki en büyük neden yazarı. Aziz Nesin'i çok severim. Fikirlerine çok saygı duyduğum ve katıldığım bi yazar. Şu ana kadar hiçbir kitabını okumamıştım ama gerek YouTube'dan olsun gerek internetten okuduğum yazılar olsun takdir ettiğim bir yazardır. Aziz Nesin'i biraz olsun tanıyorsanız "bazı şeyleri" nasıl eleştirdiğini biliyorsunuzdur. Fakat Aziz Nesin Türk insanı tarafından pek sevilmez. Bunun birkaç sebebi var tabi. İlkin doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmiş derler. Doğru tabi. Bizim insanımız niye sevsin bu adamı de mi? Doğruları söyleyen insan sevilir mi? Diğer bi sebepse Aziz Nesin'in ateist olması. Aziz Nesin'le herhangi bi konu hakkında tartışan birine bakın. Lafı eninde sonunda dine getirir.
Bu kitap da Aziz Nesin'in bol bol siyasi eleştirilerde bulunduğu bir kitap. 70ler Türkiye'sini anlatıyor olabilir ama okurken "ee ben de bi Yaşar Yaşamaz'ım" diyebilirsiniz. Çünkü kitapta değinilen ve hala güncel olan sorunlar var.
Öncelikle biraz kitabın konusundan bahsedeyim. Yaşar nüfusta ölü gözüktüğü için nüfuskağıdı çıkaramaz. Nüfusta ölü gözükmesinin sebebi de rastgele bir memurun rastgele yaptığı bi hata. Ama devlet hiç hata yapar mı? Yapmaz tabi. Koskaca devlet bu, ne diyorsa o. Eee devlet sizi ölü görüyorsa da yaşamanın bi anlamı kalmaz. Ne işe girebilirsiniz, ne de evlenebilirsiniz. Ama konu vergiye, askerliğe gelince ölü de olsa farketmez. Ne de olsa Türkiye burası.
Yaşar'ın da başına bu yüzden bin bir türlü olay gelir. Bunlar biraz abartılı ve mizahi bir dille anlatılsa da dediğim gibi çoğu gerçek şeyler. Kitap Yaşar'ın hapishaneye düşmesiyle başlar.Yaşar her gece koğuş arkadaşları ve bize başına gelenleri anlatır. Hükümlüler her akşam yatmadan önce Yaşar'ın hikayesini dinler ve öyle yatarlar. Ben de kitabı her gün yatmadan önce okuduğum için bi an gerçekten kendimi 2. kısmın birinci koğuşunda hissettim. Normalde 2 günde okunup bitirilebilecek bir kitap. Çünkü dili çok akıcı ve sade. Ayrıca kitapta yöre ağzı kullanılmasına rağmen beni hiç rahatsız etmedi. Sadece birkaç kelime neden bu kadar yanlış yazılmış diye düşündüm. Onu da kitabın sonunda anladım. Aziz Nesin'in kendine özgü yazım biçimleri varmış.
Fakat ben bu kitabı bir buçuk haftada falan bitirdim. Çünkü hem çok yoğun bir dönemde olduğum için kitaba çok vakit ayıramadım. Hem de ben bu kitabı pdf okudum. Açıkçası Aziz Nesin'in kitapları bana biraz pahalı geliyor. O yüzden okumayı sürekli erteliyordum. Bari pdf okuyum dedim. Pdf okuyunca da ister istemez ekrana çok fazla bakamıyorsunuz. Her neyse ben kitabı sebeplerimden dolayı yavaş okumuş olabilirim ama size de öyle yapmanızı tavsiye ederim. Yatmadan önce Yaşar'ın hikayesini dinlemek çok güzel oluyor.
Ortalarına doğru kitap biraz kendini tekrarlıyor gibi geldi bana. Yaşar iş arar, bulamaz. Devlet dairesine gider, birini arar bulamaz. Onu başka bir odaya gönderirler, ordan da başka bir odaya. Kitabı okurken en merak ettiğim yerlerden biri de burasıydı. 50 yıl öncesinde devlet daireleri gerçekten böyle miydi? Yani elbette kitapta olduğu gibi bu kadar abartılı değildir ama. Bir işlem için günlerce hatta aylarca mı uğraşmak gerekiyordu? Bunu gerçekten bilmediğimden soruyorum. Çünkü okuduğum zaman bu kısımlar bana bayağ ilginç gelmişti. Dediğim gibi buralar kitapta biraz sıkıcı yerlerdi. Sürekli aynı şeyler olunca biran önce bitsin istiyor insan.
Ama kitap genel olarak çok güzel bir kitaptı. Herkese tavsiye ederim.
SPOİLER
Son olarak bence kitaptaki en güzel şey olan "Karakaplı Nizami Bey"den bahsetmek istiyorum. Yaşar koğuş arkadaşlarına başına gelenleri anlattığı zaman herkes ona "Neden Karakaplı Nizami Bey'e gitmedin? O senin her derdini çözerdi" diyorlar. Tabi böyle olunca ben de Yaşar gibi çok merak ettim. Bu Nizami Bey kimdir diye. Yaşar'da derdine derman bulmak için cezaevinde Nizami Bey'i arayıp durur. Hatta Beyler Beyliği'ndeki bi adamı Nizami Bey sandığı için ona bütün parasını harcar. Fakat Nizami Bey bi insan değildir. Açıkçası ben kitabın ortalarında merakıma yenilip kim bu Nizami Bey diyip internetten bakmıştım. Ekşi Sözlük'te çok beğendiğim yazıyı alıntı yapmak istiyorum.
"Eskiden kanunlara 'kara kitap' denirmiş. nizami de usulüne uygun(uydurma) anlamında. Birleştirince ne çıkıyor? Kanunları usulüne uydurma. Hani derler ya: ^işi bilcen işe gitmicen^. Hah işte! Aynen öyle.
Son sözü de kitabın karakterlerinden heykelci abime bırakayım:
-Kara kaplı nizami bey her yerde vardır yeter ki sen onun dilinden anla."
İşte böyle Karakaplı Nizami Bey'ler her yerdedir. Hatta bizim Yaşar'da kitabın sonunda bi Karakaplı Nizami Bey olur. Yani bizim bu sümsük Yaşar cezaevinde pişip adam olmaz mı?
"Eee burası cezaevidir oğlum, boşuna dememişler buraya hayat üniversitesi diye... Biz burdan ne Karakaplı Nizami Beyler yetiştirmişizdir evelallah..."
📍"Dünyada hiçbir deli, ben deliyim diyecek kadar deli değildir."
📍"Yahu, ne biçim memleketteyiz be... Yaşasam, bırakmazlar ki yaşayayım... Ölsem, ölünmez. Zehirler etkisiz, trenler tarifesiz, havagazı gazsız... Peki biz kendimizi nasıl öldüreceğiz!"
📍"Yahu, sen şunlardaki kafaya bak, tam memur kafası, 'yeşil şapkanın sahibi' demiyorlar da, 'yeşil şapka evrakının sahibi' diyolar. İnsanları evrak olmadan düşünemiyorlar gayrı..."
📍"Oğlum Yaşar, benim başıma çok belalar geldi. Ben asıl kime sövüleceğini çok iyi bilirim ama, sövülecek olana sövünce başım derde giriyor. Yani, çorbadan ağzım çok yandığından, ben de şimdi yoğurdu bile üfleyerek yiyorum. Asıl sövülecek olanlara sövülmesi gerekenlere sövüp saysak, polis yakamıza yapışır. Biz de asıl sövmemiz gerekenlerin yerine feleğe söveriz. Bu millet feleğin olmadığını bilmez de mi, yatar kalkar feleğe söver, hiç durmaz boyuna feleğe ilenir? Bilir bilmesine... Ama feleğe söverken, feleğe ilenirken, kime sövüp ilendiğini bilir, yüreğinin ataşını söndürür, deneceklere ilensek, mahkemeye verirler; hapislere atarlar. Millet de yolunu bulmuş, feleğe söver , kadere ilenir, yazgısını yerer. Yüreğini serinletir, biraz olsun erinir."