"vicdan, güçlüleri korkutmak için düşünülmüş korkakların kullandığı sözcükten başka bir şey değildir." shakespeare paylaşmak, münzevilik, ermek, dünyadan vazgeçmek, yetinmek gibi erdemler, burjuva ahlakının topluma dayattığı bir borç ekonomisi ilüzyonudur. "ihtiyacınızdan fazlasına gerek yok" öğüdü ancak sistematik bir şekilde ihtiyaç fazlasını…devamı"vicdan, güçlüleri korkutmak için düşünülmüş korkakların kullandığı sözcükten başka bir şey değildir." shakespeare
paylaşmak, münzevilik, ermek, dünyadan vazgeçmek, yetinmek gibi erdemler, burjuva ahlakının topluma dayattığı bir borç ekonomisi ilüzyonudur. "ihtiyacınızdan fazlasına gerek yok" öğüdü ancak sistematik bir şekilde ihtiyaç fazlasını satın alanlara verilebilir. hiperenflasyonla boğuşan bir işçiye değil. bu tüketim karşıtı propagandanın hedef kitlesi hiçbir zaman burjuva sınıfı olmaz; ahlaksız, açgözlü, tüketim çılgını, meta fetişisti olan hep diğer sınıflardır. hep gözleri daha yüksektedir, bu yüzden borca batarlar, bu yüzden hepimizi fakirlere hapsederler...
kapitalizmin, insanları gerçek ihtiyaçlarına ek olarak ya da onlardan uzaklaştırıp, yapay arzular yaratması; kötü değil aksine toplumsal açıdan faydalıdır. ortaçağın karanlık silüetinden burjuvanın beslediği sanatçılarla çıkılabilmiştir. gıda ya da barınma gibi temel ihtiyaçlara ek olarak; edebiyat, sanat, seyahat gibi, dünyadan zevk alınacak kavramları yaratmıştır. bkz: marksizm 101 büyük uygarlaştırma etkisi "özel mülkiyet bizi o kadar aptal ve önyargılı yaptı ki, bir nesne ancak biz ona sahip olduğumuzda bizim olur…" derken marx, sorunun tüketim odaklı değil, aksine mülkiyet kavramıyla başladığını ifade eder zaten. dolayısıyla, "tüketim" argümanlarına sahip olanlar sol değil, ancak burjuva iktisatçılarıdır. velhasılı, kapitalizm öcü değildir, bize mutluluk vaat eder, bunu da sunar; yalnız başarısız olmaya mahkumdur, çünkü sunulan bu yeni ihtiyaçlara ulaşabilecek geliri yaratamaz. sorun tüketmek değil; yabancılaşmaktır.
"sahip olduklarımız bize sahip oluyor..." bu argümanın kendisi bile, "moda" sektörünün işleyişine ters. geçen sene çok beğenerek giydiğimiz ürünleri bu sene değiştiriyoruz. bu mu bize sahip çıkıyor? yoksa metaya dair beklentilerimizin değişmesi mi? eğer üreten biz isek, tüketen de biz olacağız. eğer tüketmeye büsbütün karşıysak, diyojen gibi fıçıda yaşayacağız.
dizi bize baştan sona bunu söylüyor: "para mutluluk getirmez". hatta bunu direk kendi ağzıyla söylüyor: "zengin ile fakir insannın tek ortak yanı, ikisinin de mutsuz olmasıdır." ne sahtekarlık! bizim payımıza, hedonizmi tüketmiş bir ruhsuzluğa empati yapmak düşmeyecek, bizim payımıza kafanıza göre bastığınız paralardan dolayı oluşan hiperenflasyon düşmeyecek, bizim payımıza doğaya karşı suçluluk düşmeyecek. siz gelir adaletini kuracaksınız, siz doğaya karşı işlediğiniz suçları düzelteceksiniz, siz üreten insanın tüketmesine laf söylemeyeceksiniz. sosyal bir eleştiri yapar gibi davranırken, aynı martavalları okuyor bize; "kendi hayatınla yetinmeyi bil".
hayır, biz bize ait olanı elde edene kadar mücadele edeceğiz. bu dünyada her zaman camın arkasında izleyenler ve oyunu oynayanlar olacak. çünkü camın arkasında izleyenler olduğu sürece oyun da var olacak. yetinmeyi bilmek oyunu ortadan kaldırmaz; oyun ancak izleyen birisi olmazsa biter.
"katı olan her şey buharlaşıyor, kutsal olan her şey dünyevileşiyor ve en sonunda insanlar yaşamın gerçek koşullarıyla ve diğer insanlarla ilişkileriyle yüzleşmeye zorlanıyor. modern burjuva toplumu, böylesine kudretli üretim ve mübadele araçlarının bir araya getirmiş olan bu toplum, yer altı güçlerini kontrol edemez bir büyücüye benziyor." marx