Spoiler içeriyor
Okuduğum ilk Aymatov eseriydi. Okumadan önce aptalca bir ön yargı ile yaklaştım. Bu ön yargılarımın yerle bi olduğunu baştan söylemek isterim. Şu sıralar okuduğum bir farklı Komünizm eleştirisi barındıran yapım oldu. Aymatov kitapta bize iki farklı zaman dilimi sunuyor. Bu…devamıOkuduğum ilk Aymatov eseriydi. Okumadan önce aptalca bir ön yargı ile yaklaştım. Bu ön yargılarımın yerle bi olduğunu baştan söylemek isterim. Şu sıralar okuduğum bir farklı Komünizm eleştirisi barındıran yapım oldu. Aymatov kitapta bize iki farklı zaman dilimi sunuyor. Bu iki dilimde birbiriyle eşleşen olaylar ve karakterler mevcut. Bu tarz arası çok açık şekilde tarihte yolculuk yapan yapımlar bu dengeyi kuramaz ve çoğu yapımda "olum az önce buradaydım,hızlı ve gereksiz bir geçiş oldu" veya "bu zamana nazaran öteki daha ilgi çekici keşke ötekini koymasaymış kitaba" vs denir. Ben kitabı okurken zaman çizgisini,iki zamanda da işlenen olay ve karakterleri birbirinden güzel ve özel buldum. Biri 1953'te Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin egemenliği altında bulunan Kazakitan'ı,öteki dilim ise Cengiz Han'ın avrupa seferleri esnasında geçiyor. Öncelikle birbiri ile eşleşen karakterlere bakmak gerekirse iki zamanda da halka baskı yapan ve halkın artık onları tanrı olarak gördüğü iki büyük diktatör var. 1953'te Josep Stalin,Avrupa seferleri esnasında da tahmin edebileceğiniz üzere bu isim Cengiz Han. Aymatov'un bu iki tarihi şahsiyeti bir kefeye koymak ve bunlar bir kitapta farklı olaylar üzerinden benzer özelliklerini kullanarak eşlemesi beni kendine hayran bıraktı. Şimdi bu iki karakteri yazarın eşlediği kısma gelelim. Kitabın ilk kısmında Sovyet yönetiminde masum insanlara kumpaslar kurarak rütbe atlayan,terfi eden bir memurun* evindeki kutlama yemeğinde yemeğin sahibi memur ayağa kalkıp söz alıyor ve "ben uzun zamandır dinsizim ve Sovyet okullarına giden herkes bilir ve anlar ki tanrı yoktur,fakat ben yeryüzünde bir tanrı olduğunu biliyorum. O iktidarı elinde tutandır" diyor. . Ne onlardan ne ideallerinden ne de kutsal soysalizm ülküsünden vazgeçmeyeceklerini ve buna karşı gelen herkesin gerekiyorsa ölmesinin üstünü vurguluyor. Hikayenin öteki yüzünde ise Erdene ve togulgan hikayesinde Erdene "nereye gideceğiz? Tanrıdan kaçmak ondan (Cengiz Han'dan) kaçmaktan kolaydır" diyor. Kitapta Cengiz Han'ın yaşadığı güç zehirlenmesini de açık şekilde görüyorz. Tanrı'nın oğlu olduğunu ve ne olursa olsun Gök-Tengrini ondan desteğini kesmeyeceğini düşünüyor. Fakat bu düşüncesini kendi elleri ile tersini çıkarıyor. Bir süre sonra tanrı ve doğa ananın kurallarına karşı kurallar koyması,gücü elinde tutabilmesi için vicdanını arkaya atması nedeniyle tanrı Han'ı yanlız bırkıyor. Bunu bir lanet olarakta tanımlamak doğru olacaktır. Genel olarak benim dikkatimi çeken kısım bu iki karakterin ve olaylarını benzerlikleri oldu. Kitabın öteki vurucu yönleride ölmeyi göze almış insanların gözünden yaşadıkları duyguları ve kendi iç sorgularını görüyor olmamız ve tabii ki etkileyici sonu. Kuttubayev'in maruz kaldığı işkence sonucu kendinden şüphe etmesi,insanların huylarını,hayat amacını ve devleti kendi içinde sorgulaması ve son 20-30 sayfada başlayan Bir İdam Mahkumunun son günü kıvamında psikolojik şeylerin yaşandığı kısımlar. Genel olarak beni etkileyen,aymatov'a karşı ön yargımı kıran ve içinden iyi şeyler kattığını düşündüğüm kendisi ufak hikayesi derin ve anlam yüklü bir kitaptı.