Sanırım git gide büyük bi Aziz Nesin hayranı olacağım. Aziz Nesin'den okuduğum 3. kitap. İlk ikisini çok severek okumuştum. Hedefim aslında bütün kitaplarını okumak ama o kadar çok eseri varki. Umarım başarabilirim. Neyse henüz yolun başındayım. Bu eserinin içinde kısa…devamıSanırım git gide büyük bi Aziz Nesin hayranı olacağım. Aziz Nesin'den okuduğum 3. kitap. İlk ikisini çok severek okumuştum. Hedefim aslında bütün kitaplarını okumak ama o kadar çok eseri varki. Umarım başarabilirim. Neyse henüz yolun başındayım.
Bu eserinin içinde kısa kısa hikayeler var. Hepsi de Aziz Nesin tarzında sıkmadan yer yer güldürerek yer yer düşündürerek ilerletiyor sizi. Bazı yerlerde kahkaha attığımı bilirim bazı yerlerde de üzüldüğümü.
Kitaptaki bütün hikâyeleri tek tek anlatamam ama sevdiğim birkaçı hakkında konuşmak istiyorum. Öncelikle kitabı herkese tavsiye ediyorum. Özellikle daha önce hiç Aziz Nesin okumadıysaniz bence bu eseri ile başlayın. Şimdiden iyi okumalar.
Cürme Teşvik
Aslında bayağ kısa bir hikaye. Belki de 3-4 sayfa ancadır. Ama çok güzel bi konuya parmak basıyor. Yaşlı bi adam 2 tane kadına laf atmaktan dolayı mahkemelik oluyor. Ve mahkemede hakime karşı öyle bi savunma yapıyor ki. Sanki o 2 kadın yaşlı başlı adamı zorla tahrik etmişler. Aaa çok tanıdık geldi değil mi? Ben bu savunmaları halen duyuyorum. Neyse işte bizim bu yaşlı amcamız öyle bi konuşma yapıyor ki görmeniz lazım. Sırf kendini saygın göstermek için anlamını bilmediğim bir sürü kelime kullanıyor. Eminim bu adam mahkemeye de takım elbise ile gitmiştir. Neyse bize sadece adamın savunması anlatılıyor. Hakim kararını falan bilmiyoruz. Ama tahmin etmek pek de zor değildir herhalde.
Abo Çavuş
En beğendim hikaye sanırım buydu. Açıkçası okurken beni çok etkilemişti. Bu hikayede "hayırsever" bi milyarderin bize geçmişini anlatıyor. Geçmişinin bi bölümü desek daha doğru olur. Eskiden müteahhit olan milyarder ameleleri neredeyse bedavaya çalıştırmakla kalmaz birde onlara borç takıp işten çıkmalarını sağlar. Nasıl olacak diyebilirsiniz? Aslında burası biraz karışık. Çoğu işçinin hiç parasına büyük işler yaptığı aşikar. Bizim bu müteahhit bir de kantin açıyor oraya. İşçiler karınlarını doyurmak için kantinden yemek alıyorlar ama kazandıkları ne ki. Tabi bu yüzden eksiye düşüyorlar. Zeki müteahhitimiz işçiler istifa etmesin diye nüfus kağıtlarına bile el koyuyor. O kadar "hayırsever". Abo diye bi amele de yemeğini kendi evden getiriyor. Müteahhit'de bunu yediremeyip onu süründürüyor. Bakın benim ilgimi en çok çeken yer burasıydı. Abo'yu amele çavuşu yapıyor. Abo'da övünüyor tabi herkese. Bunu duymayan kalmıyor. Sonra Abo'yu işten çıkartıyor. Abo'da bi kere çavuş olduğu için amele olmayı kendine de yediremiyor. Yıllar sonra iş bulamasa bile milyarderin arkasından "Allah ondan razı olsun." diyor. Ne ilginç de mi?
Yeşil Şapkanın Evrakı
Aslında bu hikaye Yaşar Ne Yaşar Yaşamaz kitabındaki bi bölüm. İlk önce bu kitap yazıldığı için bu hikaye o kitaba eklenmiş oluyor. Ben o bölümü okurken hem çok eğlenmiş hem de Yaşar'a çok üzülmüştüm. Burda da adamın şapkayı alamayacağını bile bile belki de alir diye okudum. Bu arada okurken ister istemez baş karakteri Yaşar olarak düşündüm. Böyle talihsizlikler kimin başına gelebilir ki.
Sen Haline Şükret
Önce hikayenin konusundan bahsedip sonra konuyla alakalı bi örnek vermek istiyorum. Bu hikâyede adını hatırlayamadığım iki arkadaşın birbirleriyle dertlerini paylaşmasını anlatıyordu. Biri ev sahibi tarafından evden çıkarılmış ve döne döne ev arıyor. Bir diğeri ise satın aldığı bir arsaya ev yaptırmaya çalışıyor. Yani birbirinden zıt iki dert diyebiliriz. İşte ikisi de kendi derdinin ne kadar zor olduğunu anlatıyor. Ama zengin olan kişi hep karşısındakine "Sen haline şükret kardeşim seninki de dert mi?" diyor. Tabi mantıken düşündüğümüz zaman dışarda kalmak daha büyük bi dert. Ama bizim bu abimiz nasıl anlatıyorsa fakir olan eve gidip karısına "İyi ki de ev yaptırmıyoruz, bizimki de dert mi?" diyor. Bayağ trajikomik bi hikaye işte. Şimdi benim geçenlerde yaşadığım daha doğrusu edebiyat hocamdan duyduğum bir hikayeyi anlatayım. Umarım edebiyat hocam Raf kullanmıyordur. Her neyse geçenlerde bir şeyden konu açılmış ve bi anısını anlatmıştı. Hocamızın kedisi varmış ama böyle kolay kolay her şeyi yemiyormuş. Yani kedi bayağ kaliteli besleniyor. Hocam da tavukçudan kedisine göğüs almaya gitmiş. Orda da bi adamla karşılaşmış. O da çocuklarına yarım parça göğüs alıyormuş. İşte laf açılmış konuşmuşlar. Bu adam "Hocam buna da şükür" demiş. Bu arada adam asgarî ücretten az bi maaş alıyormuş. Hocam da buna sinirlenmiş. Buna şükredilir mi diyor? Tamam bunu bulamayan da var. Ama sen gözünü açıp olanı biteni görmezsen, yaşlı teyzeler gibi buna da şükür dersen gelişmek adına hiçbir şey katetemezsin. Ben tabi derste böyle düşünmedim hatta hocama sinirlendim. Adamın ne yaşadığını bilemeyizki falan diye düşündüm. Hem adam da istemez mi evine daha çok şey götürmeyi. Ama bu hikayeyi okuduktan sonra farklı düşündüm. Anadolu insanı aza kanaat etmeyi, ezilmeyi sever. Ondan yıllardır iktidarda hep ayni parti varya. Önemli olan daha fazlasını istemek. Bunu açgözlülük olarak düşünmeyin. Hakkını istemek en azından ya. 10 saat çalışıp günlük 20 lira almak değil. Bu adamlar hallerine şükretmemeli, hakkını almalı. Asıl kimlerin şükretmesi gerektiğini hepimiz çok iyi biliyoruz ama...
Aslında bahsetmek istediğim birkaç hikâye daha vardı. Ama yorum beklediğimden uzun oldu. Daha da uzatmanın bir anlamı yok. Kısaca Aziz Nesin okuyun arkadaşlar. Kendisi mükemmel bi yazardır.