Spoiler içeriyor
"Ah, kendi kederleri olmayanlar için ne kadar kolay gayret et demesi! Mutlu Elinor, neler çektiğimi nereden bileceksin." Burda kitap paylaşmayalı çok uzun zaman olmuş. Jane Austen ile ikinci kitabı olan Gurur ve Önyargı ile tanışmış Elizabeth ve Darcy ile anlattığı…devamı"Ah, kendi kederleri olmayanlar için ne kadar kolay gayret et demesi! Mutlu Elinor, neler çektiğimi nereden bileceksin."
Burda kitap paylaşmayalı çok uzun zaman olmuş. Jane Austen ile ikinci kitabı olan Gurur ve Önyargı ile tanışmış Elizabeth ve Darcy ile anlattığı hikâyeyi çok beğenmiştim. Şimdi okuduğum Akıl ve Tutku ise yazarımızın ilk kitabıymış. Orijinal adı Sense and Sensibility olan kitabımız Sağduyu ve Duyarlık, Kül ve Ateş, Aşk ve Mantık, Akıl ve tutku gibi farklı isimlerle farklı yayın evleri tarafından birçok defa yayınlanmış. Konusu babaları olmayan, anneleri ile birlikte yaşayan 3 kız kardeş olmasına rağmen olaylar iki kız kardeş üzerinden ilerliyor. Elinor ve Marianne... İkisi de birbirinden farklı karakterler. İkisi de aşık. İkisi de mutluluk ve ardından mutsuzlukla tanışıyor. Ortak nokta bu. Yoksa acılarını yaşayış şekilleri bile farklı. Biri her şeyi dışında yaşarken biri her şeyi içinde yaşıyor. Biri hayatı uçlarında yaşarken diğeri mantığıyla yaşıyor. Yazarımız olayın dışında çevreyi, dönemi, aile ilişkilerini, mevki makama verilen önemi diğer karakterler yoluyla esprili bir dille çok iyi yansıtmış. Yazarın yaşadığı dönemde kadınların durumu ortadayken böyle eserler vermesi mutlu edici.
Ah Elinor, nasıl sevdim seni. Bu kadar düşünmek nasıl da yoruyor olmalı seni. İçinde fırtınalar koparken sen kimseye bir şeyi belli etmeden nasıl dayandın bu duygulara… Peki ya sen Marianne? Çok üzüldüm sana da. Duygusallaştım iyice sanırım. Hayatında mutluluğu buldum, güzel gidiyor derken her şey tepetaklak oldu. Yataklara düştün. Bir an ölüyorsun diye korkuttun beni. Albay Brandon biraz büyük senden ama iyi adam. Belki onun yanında Willoughby yanında olacağından daha mutlu olacaksın. Bazen her şeyi zamana bırakmak gerekmez mi? Ben belki öyle olması gerekir diye zamana bıraktım. Hala bıraktığım gibi de duruyor. O da doğru bir tercih değil demek ki.
Aslında birkaç günde bitebilecek bu kitabı ben 2 ay gibi bir sürede elimde süründürerek bitirdim. Evde pek kitap okuyamıyorum. Kpss süreci ile azalan okumalarım eski yerine gelemiyor. Yıl boyu verimsiz geçti. Bu kitabı da işe gidiş geliş, mola zamanları sırasında okudum. Artık kitaplar da üzerimdeki etkisini yitirirse bana ne iyi gelebilir ki? Umarım öyle bir şey olmaz.
Birçok alıntı eklemiş olmam da kitabı aslında beğendiğimi gösterir. O kadar kopuk şekilde okusam da insanı yormadığı için zihnimde olayları birleştirebiliyorum. Kitapta çok fazla isim geçmesi olayını çok sevmedim. Kim neydi karışıyor ben de. Zaten yabancı isimleri aklımda tutmakta zorlanıyorum.