Tren yollarında geçen bir kitap okumayalı uzun zaman olmuştu. Uzun Hikâye sayesinde tren yollarını daha bir sever olmuştum. Yine tren yollarında geçen, hatta tren üzerinde son bulan bir roman. Hiç aklımda olmayan bu kitabı Emile Zola hayranı bir arkadaşıma hediye…devamıTren yollarında geçen bir kitap okumayalı uzun zaman olmuştu. Uzun Hikâye sayesinde tren yollarını daha bir sever olmuştum. Yine tren yollarında geçen, hatta tren üzerinde son bulan bir roman. Hiç aklımda olmayan bu kitabı Emile Zola hayranı bir arkadaşıma hediye etmeden önce okudum. Bazen, aramızda çok uzun mesafeler olsa da ne iyi arkadaşlarım var diyorum. Beni yeni şeylerle tanıştırabiliyorlar. Tıpkı bu kitap da olduğu gibi yeni bir yazar ve yazım tarzıyla tanışmış oldum. Kitabın konusuna gelirsek adamımız kadınının sakladığı gerçeği öğrenir. Bunun sonucunda kıskançlık ve öfkesinin de etkisiyle bir suç işlenir. Suçun ardından çift birbirinden uzaklaşır. Adam kendini alkole, kumara verir. Kadın ise aşka yelken açar. Tuhaf başlayan ilişki böyle devam eder. Tüm bu olaylar başka bir suçu tetikleyecektir. Köstebek filmi gibi bir sona sahip. Ayrıca kitabın Ezel dizisinin Eyşan’ı gibi bir kadın karaktere sahip olduğunu düşünüyorum. Kitabımızda Severine üzerinden kadınların alışveriş sevdalarına değinilmiş. Roubaud üzerinden iyi, disiplinli dediğimiz bir insanın nasıl yok olduğunu görebiliriz. Birilerinin çıkarı için adaletin yanıltıldığını göreceksiniz. Jacques ile psikolojik rahatsızlığı olan birinin nasıl öldürme arzusuyla dolduğunu, bunun insanı nasıl yiyip bitirdiğini, insanın seviyorum dediği birine nasıl zarar verdiğini doruklarda hissediyoruz. Flore ile bir aşkın neler yaptırabildiğine tanık oluyoruz. Diğer karakterlerimizin de kendine has özellikleri var. Kimisi para için zehirler, kimisi rütbe almak için suç çözmeye çalışır. Kimisi sadece bir dost arar… Okuduğunuz zaman demek istediğimi anlayacaksınız. Normal de kitaplarda kahramanların bol bol iyi yanını, çok az da kötü yanını görürüz. Bu kitapta tam tersi olarak yazar insanların içinde yatan hayvanı ortaya çıkarmış. Bu hayvan öfke, hırs, kin, kıskançlık ve öldürme arzusunu besliyor. Kitabı beğendiğimi söyleyebilirim. Keşke dünyada böyle olaylar yaşanmamış olsa, böyle gerçekçi romanlar okumasak… Emile Zola’yı okuduğum ilk kitabıyla sevdim. Bundan sonra da okurum diye düşünüyorum. Kendisi Natüralizm akımının kurucusu olarak kabul ediliyormuş. Edebi akımlardan pek anlamam. Natüralizmi “Hayatı bilimsel bir nesnellikle ele alan, gerçeği anlatmayı aşırılığa vardıran bir sanat akımıdır” diye tanımlamışlar ve “Natüralizm, realizmin daha ileri düzeye ulaşmış biçimi” demişler. Kitabı okuduk mı cidden bu tanıma uyduğunu söyleyebiliriz. Çünkü günümüz dünyasında böyle şeylerin yaşandığını biliyorum, okuyorum, duyuyorum. Kitapta karakterler, ortam, duygular kısaca her şey incelikle betimlenmiş. Mesela bir karakteri detaylı şekilde anlattığı için düşündüğünüzde onu aklınızda rahatça oluşturabiliyorsunuz. (Ekim 2019)