Hani bazen küçük tesadüfler sonucu hayatınıza bir şey girer ve kendinizi “ya her şey daha farklı olsaydı ve ‘O şey’ yaşanmasaydı, ne yapardım?” derken bulursunuz ve nasıl da şanslı olduğunuzu düşünürsünüz ya, bu satırları yazarken kafamdan geçenler tam olarak bu.…devamıHani bazen küçük tesadüfler sonucu hayatınıza bir şey girer ve kendinizi “ya her şey daha farklı olsaydı ve ‘O şey’ yaşanmasaydı, ne yapardım?” derken bulursunuz ve nasıl da şanslı olduğunuzu düşünürsünüz ya, bu satırları yazarken kafamdan geçenler tam olarak bu. Çünkü Ekinoks’u çok basit bir olay örgüsü sonucunda okuma fırsatı elde ettim. Baştan başlayacak olursam, yeni yıla girerken kendime bir ‘zinciri kırma’ etkinliği olarak her gün mutlaka kitap okuma görevi verdim. Bu sayede gündelik hayatın meşguliyetleri uyduruk bahanelerle beni kitaplardan uzak tutamayacaktı. Şimdiye kadar görevi başarıyla yerine getirdiğimi söyleyebilirim. Öyle ki neredeyse her iki günde bir kitap bitirmeye başladım. Bu da beni sürekli kütüphaneye uğramaya ve yeni kitaplar keşfetmeye itti. İki gün önce çok yakın arkadaşlarımdan birinden benim için kitap seçmesini istedim, raflar arasında keyifle birlikte dolaştık. Bana bu kitabı uzattığında belki sadece 10 dakikadır oradaydık ama arka kapağını okur okumaz “tamam, bunu alıyorum” dedim. Söylenilenlere göre Dan Brown’un Da Vinci Şifresi’ne rakip olabilecek bir kitaptı elimde duran, ki kendisi en sevdiğim yazarlardan biridir. Güçlü bir kadın kahramanımız vardı, vahşi cinayetler ve gizli ilimlerle iç içe bir olay örgüsü söz konusuydu. Oldukça umutluydum ve hayal kırıklığına uğramadım…
Kitabın ilk sayfalarını, oda arkadaşımdan izin isteyerek sesli okudum. Sesli kitap okumak benim çok geç keşfettiğim bir yöntem. Kafam çok doluyken, kitabın içine giremediğimi hissettiğimde pes edip kenara koymak yerine sesli okumaya başlıyorum. Bu okuduklarıma çok daha iyi odaklanmama yardımcı oluyor. Buna öyle alıştım ki heyecanlı sayfaları hızlanarak, nefes nefese ve arada küçük çığlıklar atarak okumak normal gelmeye başladı, dışarıdan nasıl göründüğümü tahmin edemiyorum alsdjksaklsl
Her neyse, ilk sayfalarda ilahi bakış açısından katilin dehşet verici eylemlerini okuyorduk. Ardından ana kahramanlarımızı tanımak ve aralarındaki diyaloglar geliyordu. Başta kitabın üslubuna alışamadım. Diyaloglar tuhaftı, İngiliz karakterlerin sıra dışı mizaçlarıydı bunda etkili olan. Sonra, mekanları ve karakterleri tasvir ederken çok fazla bilmediğim şeyden bahsediliyordu (Oxford şehrindeki dükkanlar ve kıyafetlerin markaları gibi). Her kitaba mutlaka 100 sayfa kadar şans tanımak gibi bir huyum olmasaydı şu an bu satırları yazamıyor olurdum.
Neyse ki devam ettim ve yaklaşık bir kırk sayfa içinde kitaba dair bütün fikirlerim değişti. Sanki yazar üzerinden çekingenliği atmış ve döktürmeye başlamıştı. Kendimi birden bire profesyonellikle işlenmiş ayinsel cinayetler, gizli ilimler, tarikatlar, kriptoloji, simya, tarih ve oldukça zeki karakterlerle baş başa buldum. Her şey çok hızlı gelişiyordu. Bol bol olay barındırmakla birlikte tatmin edici düşünsel yolculuklara da eşlik ediyorduk. Gereksiz dramalara yer yoktu. Dehşet verici olaylar öyle titizlikte ve objektif anlatılıyordu ki, aynı satırlar okuyucuyu mecburi bir duygusallığa sürükleyecek duygusal motiflerle yazılsaydı bu kadar sarsıcı olmazdı.
Kitapta bilim tarihinden gerçek kişiliklerin ve bazı ünlü mekanların yer alması, üzerine bütün bunların ustaca tasarlanmış bir kurguyla harmanlanması bir noktada hangisinin gerçek hangisinin kurmaca olduğunun anlaşılamayacağı nefes kesici bir bütün oluşturuyordu. Öyle ki kitabın sonundaki nelerin kurgu nelerin gerçek olduğunun anlatıldığı kısmı çok manidar buldum. Aksi taktirde kitap bittiğinde Kara Sfenks Tarikatını Google’da aratmak ilk işim olacaktı…
İnsanın yüreğini ağzına getiren ve dolu gözlerimle biraz bulanık okuduğum, bazı karakterlere bakış açınızı tamamen değiştiren ters köşelerle dolu son sayfaların ardından kitabı kapattığımda “iyi ki” dedim. İyi ki kitap okumayı seviyorum, iyi ki her gün kitap okumayı görev edinmişim, iyi ki çok sevgili dostumdan bana kitap seçmesini istemişim, iyi ki binlerce kitap arasından bunu bulmuş, iyi ki kitapları bırakmadan önce uzunca şans tanıyorum.. Teşekkür edilecek o kadar çok şey var ki! Belki bu kitap hayatımda okuduğum en güzel kitap değildi. Belki bir süre sonra unutacağım, belki başkaları o kadar da etkileyici bulmayacak. Ama bence bir kitabı değerli yapan, okuyucusuna hissettirdiği o heyecanın ve minik kalp krizlerinin de ötesinde, 'iyi ki’ dedirtebilmesidir.
Özetleyecek olursam Dan Brown okumayı sevenlere, tarihin arka odalarını mesken tutmuş gizli ilimlerle ve polisiye kitaplarla ilgilenenlere önerebileceğim bir kitap. Uzun zamandır böyle heyecanı doruklarda yaşatan bir kitap okumadığım için ilaç gibi gelen bu değerli hazineye puanım 10 üzerinden 10. Bana bu kitabı bulan dostum Emma’ya da sevgim ve teşekkürlerim sonsuz.
Bir şans tanıyın. Kitaplarla kalın.