Bu kitabı imzalı alabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. "Bilimin aydınlattığı güzel bir gelecek ümidiyle..." notuyla hem de 💙 İlk sayfasından son sayfasına kadar bilim dolu bir kitap. Söz etmem gereken çok fazla şey var. Kitabın hepsini buraya geçirmek istiyorum…devamıBu kitabı imzalı alabildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. "Bilimin aydınlattığı güzel bir gelecek ümidiyle..." notuyla hem de 💙
İlk sayfasından son sayfasına kadar bilim dolu bir kitap. Söz etmem gereken çok fazla şey var. Kitabın hepsini buraya geçirmek istiyorum ama yapamıyorum, bu yüzden önce içinde geçen önemli insanların isimlerini bir ekleyeyim diye düşünüyorum, az çok bir fikir verir sizlere de.
Cahit Arf
Öklid
Giordano Bruno
Jan Oort
Eugene Parker
Empedokles
Lavoisier
Ignaz Semmelweis
Humboldt kardeşler
Carl Sagan
Fritz Haber
Charles Darwin
Gregor Mendel
Nikolay Vavilov
Trofim Lısenko
Peter Duesberg
Richard Feynman
Sophie Germain
Carl Friedrich Gauss
Emmy Noether
Marie Curie
Bill Gates
Daniel Bernoulli
Yuri Gagarin
Pîrî Reis
Müneccimbaşı Takiyüddin
Tycho Brahe
Kepler
Galileo
Aristoteles
Federico Cesi
Arakel Garabet Sivaslıyan
İhsan Ketin
Robert Hooke
Gottfried Wilhelm Leibniz
Leonhard Euler
David Hilbert
Yuri Matiyaseviç
Elon Musk
László Babai
Shafi Goldwasser
Silvio Micali
Charles Rackoff
Michael Morris
Kip Thorne
Ulvi Yurtsever
David Deutsch
Max Planck
Charles Bennett
Peter Shor
John Preskill
Mete Atatüre
Béla Bollobás
Erdős
Einstein
Özlem Türeci
Uğur Şahin
Ve çok daha fazlası...
Sizden ricam, devamını okumaya üşeniyorsanız hiç değilse şu yukarıya yazdığım isimleri araştırın lütfen. En azından yorumumun okuduğunuz kısmı bir işinize yaramış olur.
Kitabın Boğaziçi'yle ilgili bölümüne ayrıca değinmek istiyorum. Bu satırlarda haykırış var. Okurken tüylerinizi diken diken ediyor. Birinci elden bir kaynak olacak ileride bizlere burada yazılanlar. Bu bölümde "Academia dei Lincei", "Royal Society" ve "Académie des sciences"a değinilmesi de çok hoştu.
"...Tekrar vurgulayayım: Üniversitede seçim istemek bir fantezi değil, mantığın gereği. Sovyet bilim kurumlarına siyasi müdahalenin yarattığı korkunç sonuçları önceki sayfalarda okudunuz. Galileo'nun Engisizyon'la başının derde girmesinin öyküsünü, Kocaeli'nde sanayi kirliliğinin insan sağlığına zararları ile ilgili bir araştırmasının kısmi sonuçlarını basınla paylaşan Onur Hamzaoğlu'nun ve Ergene Havzası'yla ilgili (örtbas edilmiş) benzer bir projenin bulgularını kamuoyuna duyuran Bülent Şık'ın başlarına gelenleri de duymuşsunuzdur. Görevi (hoşa gitsin ya da gitmesin) gerçeği ortaya çıkarmak, öğretmek ve yaymak olan, uzmanlarla dolu kurumlarınız olacaksa, onların günlük siyasi müdahalelerden, devletin başka katlarındakilerin küçük hesaplarından vs. etkilenmemelerini sağlamanız gerek. Kaliteli, güçlü üniversiteler ülkelerine büyük değer katan zenginlik kaynakları olarak görülmeli, işten anlamayanların kurcalamasına açık olmamalı. Bu yüzden, tıpkı yüksek yargı kurumları veya tarafsız olması gereken kamu radyo-televizyon kurumu gibi, üniversiteler de özerk olmalı. Kimse bu kurumların başlarına kifayetsiz yöneticileri paraşütle indirmemeli..."
En önemli paragraflardan biriydi bu yukarıdaki. 2021 yılında ülkemizde bilim adına indirilmiş en büyük darbelerden biri yapıldı bu ülkede. Temeli 2016'ya dayanmakta olup, 29 Ekim 2016 geceyarısı bir Kanun Hükmünde Kararname ile rektörlük seçimleri kaldırılıverdi. Hukukçuların Olağanüstü Hal'le hiç ilgisi olmayan bu konunun bu şekilde düzenlenmesinin anayasaya aykırı olduğuna ilişkin itirazları umursanmadı. 1 Ocak 2021 gece yarısı Resmi Gazete'de yayımlanan bir kararla Melih Bulu Boğaziçi rektörlüğüne atandı.
"Bunca yıldır her kafadan farklı ses çıkmasına alıştığım okulumuzda soldan sağa, aşağıdan yukarıya herkes bu yanlış işe karşıydı. Mezunlar karşıydı, hocalar karşıydı, dünyadaki en eleyici liyakat sınavıyla, emekleriyle gelen öğrenciler ("Boğaziçi'nde en kolay girilen bölüm Rektörlük" sloganıyla) karşıydı. Bulu'nun Rektörlük binasına ilk ayak bastığı gün hocalar cüppelerini giyip Güney Kampüs'ün güzelim çimlerinin üzerinde Rektörlük'e sırtlarını döndüler. Bu sessiz 'akademik duruş', hiç sektirmeden her mesai günü öğle arasında sürdürüldü, bu kitabı baskıya verdiğim gün itibariyle de sürüyor. Öğrenciler haftalarca akla gelebilecek en medeni, yaratıcı, barışçı protesto etkinliklerini düzenlediler. Böyle haklı, uygar, kararlı ve hiçbir yasanın çiğnenmediği bir itiraz karşısında ne yapılabileceği bilinemediği için iş 'polisiye' hale sokulmaya çalışıldı. İçişleri Bakanı bir televizyon programında Boğaziçi'nin seçimle gelen ilk rektörü Üstün Ergüder Hoca için "80 yaşında. Bu ülkenin emeği ile büyümüş, Boğaziçi Üniversitesi'ni öğretim üyelerinin üzerinden karıştırması ahlaksızlığın dibidir." dedi. Hedef gösterdikleri birçok aydının daha sonra yobaz katillerin suikastine kurban gitmesiyle tanınan paçavra medyası, aralarında benim de bulunduğum birçok hocanın resimlerini aptalca iftiralarla günlerce manşete çıkardı. Boğaziçi tarihinde ilk kez otobüsler dolusu polis okula sokularak öğrencilere müdahale ettirildi. Keşke o günü görmeseydim.
6 Şubat geceyarısı, planın ikinci aşamasına geçildi. Boğaziçi'ne yine herkesten habersiz şekilde ansızın Hukuk ve İletişim fakülteleri kuruluverdi..."
Resmi Gazete'deki yönetmeliğinde "öğretim dili İngilizcedir" yazan Boğaziçi Üniversitesi'ne anayasa ve kanuna aykırı olarak bir gecede kurulan "Hukuk" Fakültesi’nin İngilizce olmayan derslerle dolu lisans programı, ilgili yönerge çiğnenerek 3 kişinin 8 oyu olan kuruldan geçirildi. Bulu, yine cumhurbaşkanı kararıyla 15 Temmuz 2021’de görevden alındı, yerine yardımcısı Prof. Dr. Naci İnci atandı. Burada da bir sürü usulsüzlük dolu, Cem Hoca hepsini detaylıca yazmış yine bu bölüme.
Ben bu satırları yazarken tarih 11.02.2022. Boğaziçi hâlâ direniyor. Direnişin 58.haftası, 404.günü. Basın kampüse alınmıyor. Ve çok daha fazlası...
Sizi bilmem ama ben bunları unutmam arkadaşlar. Vicdanı ve aklı olan kimse unutmaz, unutamaz. Bu kitap da bu yaşananları ölümsüzleştiren eser zaten.
Kitabın sonundaki okuma önerileri ve kişiler dizini kısımları ilk defa bu kadar derli toplu gördüğüm şeylerdi. Okuyanın işini fazlasıyla kolaylaştırmış.
Kitabın arka kapağında yer alan "sözelciler dahil herkesi evreni anlama çabamızın coşkusuyla buluşturan bir kitap" tanımında geçen kısma dair de... Çoğu bilimsel kısım gerçekten sözelcilerin de çok rahat anlayacağı şekilde yazılmış. Sadece sonlardaki yapay zeka bölümünde belki biraz kafa karışıklığı yaratabilir.
"Buna üçgen denir" kısmında anlatılan Atatürk ile ilgili anı çok hoştu. Yazarımız Cem Hoca'nın babası Cemil Bey'in Atatürk ile anısından bir kesit. Aslında çoğunuz biliyorsunuzdur.
"Coşkun Hoca" kısmına değinmesem olmaz. İTÜ ve benim de okumakta olduğum Yıldız Teknik'in en sevilen, en babacan hocalarındanmış kendisi. Ben yetişemedim maalesef. Yazan kamuoyuna duyuru kısmı önemliydi.
"Rastgele konan sinekler" bölümünde LGS, TEOG skandallarına değinilmiş ve en vurucu söz şuydu: O nesilden kaç çocuğun içinde devlete zerre kadar güven kalmıştır sizce?
Bu sözün neye istinaden söylendiğini orayı okursanız çok daha iyi anlayacaksınızdır.
Yapay zekayla ilgili kısmın gerçekten hepsini buraya koymak istiyorum ama takdir edersiniz ki yap(a)mayacağım.
❗Gerçeği bulmak, öğrenmek, hatasız ifade etmek zahmetli işler. Oysaki bu tür fikir çöplerini hiçbir akıl ve mantık süzgecine takılmadan üretmek çok kolay. O yüzden sesleri gerçek sayılarına oranla gür çıkıyor. Bu büyük bir problem, çünkü demokrasi bu insanların da oylarıyla işliyor ve kendi bilişsel butonlarına basmayı bilen birileri tarafından (bilgisayarcı deyimiyle) "hacklenmeye" açık durumdalar. Halkın başına gelen her belanın dış güçler, muhalefet veya çokuluslu şirketler gibi "ötekiler"den oluşan bir "düşman" tarafın "biz"i çekmediği için çevirdiği oyunlardan kaynaklandığına inanması yöneticilerin işine gelirse, bu palavralar devlet tarafından da desteklenebiliyor.
❗Dünyayı daha iyi bir yer yapmak için bilimin hem yöntemi hem de sonuçlarıyla her yaştan insana ulaştırılması, hayata geçirilmesi, yalanın "annelerin ninnilerinden spikerin okuduğu habere kadar, yürekte, kitapta ve sokakta" yenilmesi şart.
❗1977'de üniversite özerkliği hiçe sayılarak atanan bir rektörün yarattığı sorunları anlatmaya çalışan bir grup ODTÜ hocasına Genelkurmay'dan davet gelir. Heyetin sözcüsü olan inşaat mühendisi Uğur Ersoy'un sunumunun sonunda Genelkurmay Başkanı Semih Sancar sorar: "Hocam bizim de üniversitemiz var, Harp Okulu. Orada çıt çıkmıyor, sizde ise hırgür bitmiyor, neden?"
Uğur Hoca ağzını açarken heyetin kıdemli üyesi, büyük matematikçi Cahit Arf, "Uğur, bu soruya ben cevap vermek isterim" diye araya girer: "Paşam, siz Harp Okulu'nda öğrenciye ne öğretileceğini biliyor musunuz?"
"Elbette biliyoruz" der Paşa.
Arf'ın yanıtı ünlüdür: "Bakın Paşam, sorun buradan kaynaklanıyor, biz üniversitede öğrenciye ne öğreneceğimizi tam olarak bilmiyoruz, daha doğrusu emin değiliz. Emin olsaydık orası üniversite olmazdı. Üniversite tartışılarak gerçeklerin araştırıldığı yerdir. Tartışma olan yerde de sorunlar çıkması doğaldır."
❗"Üniversite hocası sadece bir öğretmen değildir, öğrenci de sadece öğrenme sürecindeki birisi değil, kendi araştırmasını yaparken hocasının yönlendirdiği ve desteklediği bir kişidir."
❗"Bir kadın, cinsiyeti, göreneklerimiz ve önyargılarımız yüzünden (sayılar kuramındaki) çetrefil problemlere aşina olmakta erkeklerden sonsuz kat fazla engelle karşılaşır ve yine de bu zincirleri kırıp en gizli olana nüfuz ederse, kuşkusuz en asil cesarete, olağanüstü yeteneğe ve üstün dehaya sahip demektir."
Sophie 1809'da Bilimler Akademisi'nin "elastik yüzeylerin titreşiminin matematiksel kuramı"nı geliştirecek kişiye vereceğini duyurduğu ödül için çalışmaya başladı. Matematik diploması olmayan Matmazel Germain, iki başarısız deneme ve toplam yedi yıllık emekten sonra doğru diferansiyel denklemi elde ederek Akademi'den ödül kazanan ilk kadın olmayı başardı.
Atatürk'ün,
"Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir , fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir." sözüyle bu gönderiyi sonlandırıyorum.